The Warlocks ile yeni albüm ve yaratım süreci üzerine sohbet ettik!

Röportaj
Ağustos ayında The Manic Excessive Sounds Of  adlı yeni albümünü yayınlayan The Warlocks’un kurucusu, vokalisti ve gitaristi Bobby Hecksher ile albümün ortaya çıkış sürecini, pandemiden sonra değişen turne koşullarını ve grubun geleceğini konuştuk!

Her şeyden önce, bu röportaj için zaman ayırdığın için çok teşekkür ederim. Müziğin, hayatımın hem iyi hem de zor dönemlerinde hep yanımdaydı ve bana en güzel şekilde eşlik etti. Bu röportaj sayesinde seni ve müziğinizi daha yakından tanıma fırsatı bulmak benim için büyük bir mutluluk.

Rica ederim, ne demek. Şarkılarımdan herhangi birinin insanların hayatında olumlu bir etkisi oluyorsa bu beni gerçekten iyi hissettiriyor. Şarkılar çoğu zaman etrafımdaki insanlarla, gördüklerimle, hissettiklerimle ilgili oluyor. Tabii içinde biraz komik ve deneysel şeyler de oluyor.

1. The Manic Excessive Sounds Of albümünün bir günde yazıldığı, ismini de buradan aldığı belirtilmiş. Bizi o sürecin içine biraz götürebilir misin? Bu kadar hızlı bir yaratıcılığı ne tetikledi ve bu aceleci üretim hali albümün genel sound’unu ve ruh hâlini nasıl etkiledi?

Açıkçası, ben asla oturup bilinçli şekilde şarkı yazmaya çalışmam. Şarkıların ne zaman geleceği belli olmaz, bazen dakikalar içinde gelir, bazen aylar sürer. Tamamen tahmin edilemez. 2022 Mart’ında kardeşim vefat ettikten sonra hiçbir şey gelmedi. In Between Sad onun için yazılmış bir albümdü, yas tutma biçimimdi. Kardeşim 49 yaşında, 15 yıl süren bir kanser mücadelesinin ardından hayatını kaybetti. O olaydan sonra şarkı yazan tarafım kapandı. Okula döndüm, çalışmaya ve baba olmaya devam ettim.

Okul döneminin tam ortasında yaşadığımız bina satıldı ve apar topar taşınmak zorunda kaldık. Üstelik bir kez değil, iki kez. Bu süreç bende çok fazla kaygı yarattı. Sık sık nefes darlığı yaşıyordum, kendimi kapatıyordum. Sanırım zihnimin o tarafı kendi içinde bir kaos hâlindeydi. Tuhaf bir karmaşa mağarasına dönüşmüştü. En sonunda Alhambra, California’da eski bir eve yerleştik. Yıpranmış, örümceklerle dolu bir evdi ve birkaç yıl içinde yıkılması planlanıyordu. Bu evi sevmiyorum ama Los Angeles’taki barınma krizinde elimizden gelen buydu. O evde, yalnız olduğum bir odada, açıklayamadığım bir şekilde bir şey oldu. Sanki bir ışık huzmesi geldi ve Manic Excessive’ın tamamı o anda içimden döküldü. Albümde duyduğun sırayla, tam da kafamda nasıl canlandıysa öyle. Gitarlar, bas, akustik her şey. Akşamın sonunda, sözleri ve müziğiyle birlikte albüm tamamlanmıştı.

2. 2020 çıkışlı The Chain, adalet ve suç temaları etrafında şekillenen anlatısal bir albümdü. It’s Psychedelic Baby! Magazine’e verdiğin röportajda, albümün provasız ve minimum stüdyo süresiyle kaydedildiğini söylemiştin. Hem The Chain hem de The Manic Excessive Sounds Of kısa sürede ortaya çıkmış olsa da, The Chain belirgin bir anlatı çizgisine sahipken, yeni albüm daha serbest ve içgüdüsel bir ruh taşıyor. Bu iki albümü süreç ve amaç açısından nasıl karşılaştırırsın?

The Chain, parça parça şekillenen ve adalet sistemine odaklanan tematik bir albümdü. Hiçbir açıdan kusursuz sayılmaz. Güç ve ayrıcalığın adaleti nasıl çarpıtabileceğine dair, kurmaca ve hayalin iç içe geçtiği bir anlatısı vardı. Zaten bir “konsept albüm” yapmak oldukça masraflı ve zaman alıcı bir iş. The Chain’in yazımı, kaydı ve fikrinin oturması uzun sürdü. Manic Excessive ise tam tersi şekilde ortaya çıktı: Pat diye, tek seferde.

3. Ağustos ayında başlayacak Birleşik Krallık ve Avrupa turnesiyle birlikte, dinleyiciler bu yeni şarkıları klasiklerle birlikte canlı dinleme fırsatı bulacak. Stüdyoda yaratılan o çok katmanlı sound’u sahneye nasıl aktarıyorsunuz? Ve grubun ilk günlerinden beri sizi takip eden dinleyicilerin, The Warlocks’ın bu döneminden ne çıkarmasını umuyorsun?

Umarım bir anlam çıkartabilirler. Ben sadece kendim olabiliyorum ve günün sonunda biz deneysel bir rock’n’roll grubuyuz, değil mi? Dünyadaki diğer gruplarla kıyaslayınca, bizim işin biraz daha tuhaf tarafında kaldığımız ve herkese hitap etmediğimiz kesin.

4. Geniş bir diskografi, bitmek bilmeyen turneler ve etkileyici canlı performanslarla sadık bir dinleyici kitlesi oluşturdunuz. Yirmi yılı aşkın süredir yoldayken seni yaratıcı anlamda motive eden şey ne oluyor? Uzun süredir seni takip eden bu kitleye sadık kalmakla, müzikal olarak yeni alanlara yönelmek arasında nasıl bir denge kuruyorsun?

Açıkçası hiçbir fikrim yok. Bütün bu işle aramda tam bir aşk-nefret ilişkisi var. “‘Her konser son konserdir’ diye dalga geçerim, çünkü her an her şey bitebilir.

5. The Manic Excessive Sounds Of albümünün kapanışında önce “Don’t Blame It On The Band”, ardından da “Don’t Blame It On The Jam” yer alıyor. Albümü bu iki parçayla ve tam da bu sırayla bitirmeyi neden tercih ettin? Bu iki şarkı tematik olarak birbirine nasıl bağlanıyor?

Bu şarkılar, içinde yaşadığımız berbat dünyayla baş etmeye çalışmanın bir yolu aslında. Her şeyin daha hırslı, daha öfkeli bir hâl aldığı; insanların da giderek daha kırıcı ve iç daraltıcı olduğu bir dönemden geçiyoruz. Belki de tüm bunlar pandeminin artçı etkileridir, kim bilir?

Sözler, albümdeki ilk şarkı olan It’s a Fucked-Up World‘a bağlı. Onu takip etmesi gereken Don’t Blame It On The Band ve Don’t Blame It On The Jam de aynı düşünceyi sürdüren parçalar. Aslında bu sırayla gitmesi gerekiyordu ama hepsi plağın bir yüzüne sığmadığı için parçaları ayırmak zorunda kaldık.

Örneğin, Don’t Blame It On The Band’in sözleri bu şekilde:

I’ve gone too far, and I’ve given up hope / I’m tired of writing and I’m going on strike

You took too much a left us all for broke / My sails are sung and I’m watching “Up in Smoke”

There’s is a way to fight back but it’s not really me / I’m tired of waiting so I’ll do it for free

I put on my mask, and I push back  / Every asshole that tries to take from me

Users, losers, the good ones too / Haggard braggarts the beat-up souls

We all say the same thing – we all can’t breathe /All they do is try to steal from me

It’s a fucked-up world don’t be afraid to sing

It’s a fucked-up world give the prick the middle finger

It’s a fucked-up world don’t blame it on the band

It’s a fucked-up world don’t be afraid to make a stand

6. The Manic Excessive Sounds Of’daki şarkı isimleri oldukça karanlık görünüyor. Gerçi The Warlocks hiçbir zaman neşeli şarkı isimleriyle anılmadı. Ama isimlerin aksine, bu albüm Heavy Deavy Skull Lover gibi önceki işlerinize kıyasla daha soğukkanlı ve sabırlı duruyor. Bu duruş nereden geliyor?

Böyle düşünmen ilginç. Bana göre bu albüm daha umutlu ve mizah duygusu taşıyor. Az önce konuştuğumuz temanın bir parçası gibi aslında.

7. Son olarak, bundan sonrası için sizden neler bekleyebileceğimizi sormak istiyorum. The Warlocks’u bir gün Türkiye’de görme şansımız olur mu sence? Yeni yayınlar konusunda kafanda şimdiden bir şeyler belirdi mi, yoksa biraz akışına bırakıp görme hali mi söz konusu?

Bir gün Türkiye’de çalmayı gerçekten çok isterim ama gerçekçi olmak gerekirse grupların turneye çıkması artık neredeyse imkânsız. Pandemi öncesine göre maliyetler yaklaşık dört katına çıktı. Gelecekle ilgili çok net bir fikrim yok, ne olacağını da bilmiyorum. Sadece günü geldiği gibi yaşamaya ve elimden gelenin en iyisi olmaya çalışıyorum. Bu dünyadan olabildiğince az şey almaya, açgözlü olmamaya, paylaşmaya, dikkatli ilerlemeye ve mümkün olduğunca iyilik yapmaya çalışıyorum. Müziğimle insanlara bir şey verebiliyor olmak bana bir lütuf gibi geliyor. Türk halkına teşekkür ederim!

Tags: , , , , , , ,

İlginizi Çekebilir

Salon İKSV’nin sonbahar programı belli oldu!
BBI Yerli #247 | İlk Zamanlar

Yazar

BBI Merch

Bize Katıl!