Ants From Up There: Kaybetmenin estetiği

Albüm İncelemeleri
Black Country, New Road‘un ikinci stüdyo albümü Ants From Up There her dinleyişinizde aynı duygunun esanslarını bambaşka yönlerden tadabildiğiniz, fikrimce çağdaş bağımsız müziğin en samimi hallerinden biridir.

Bazen oyuncak kulelerimizin yıkıldığı anları, bazen senelerin hızının yalnızlaştırdığı kahvaltı sofralarını, bazen de dizlerimizin yara olacağını bile bile bisiklet sürmeyi ve daha nicesini hatırlatıyor insana.

Albümün derinlikli duygusal anlatısı; yas ve kabullenişin etrafına bezenmiş şekilde modern ilişkileri, nefes nefese kalmayı, çocuksu hüzünleri, sahibine ulaşmayan mektupları, nostaljinin açtığı yaraları, silinmiş ortak hafızayı, sıradanlıktaki ihtişamlı problemleri, tek taraflı duygusal yatırımı hem popüler kültür referansları ile hem de tarihsel sembollerle bir evren olarak ele alıyor. Bu anlatı zenginliği sayesinde “ayrılık albümü” olmanın ötesine geçerek, kimlik bunalımlarımıza ve çağın beklentileri arasında sıkışmışlığımıza kulak veriyor adeta. Ancak inanıyorum ki albümün bu başarısını sadece lirik perspektiften ele almak imkânsız. Müzikal doku, ritmik geçişler, atmosfer, enstrümantal yapı bahsettiğimiz duygusal anlatıyı nüve hâline getirerek daha pür, minimal ve kalıcı bir kompozisyon oluşturuyor.

Grubun ilk albümü For The First Timedan estetik bir rota değişikliğinin sonucu olarak Ants From Up There enstrümantal kurgunun yeniden yapılandırıldığı, grubun ilk albümünde bolca karşılaştığımız gitar rifflerinin ana karakter statüsünden feragat ettiği, merkezinde yer alan keman (Georgia Ellery), saksafon ve flüt (Lewis Evans), piyano ve marimba (May Kershaw) ile lezzet dolu koskoca bir evrene sokuyor bizleri.

Enstrümantal Mimari:

BC,NR bir rock grubundan ziyade, “topluluk” olarak öne çıkıyor. Belki de enstrüman seslerinin birbirleriyle etkileşim noktalarını daha anlamlı ve titiz yapan şey ise bu “topluluk” içerisinde içilen sıcak kahvelerin kokusunu duymamızdır. Albüm; planın içinde var olmaktansa, zaman odaklı hapishanelerden kaçan ritimler ile ilgileniyor. Grubun en özel yönlerinden birisi ise enstrümanları olabildiğine karakteristik yönlere çekebilmeleridir. Marimba, piyano, davul vb. tüm enstrümanların öfkesini, neşesini duyumsarız. Bazen marimba sokaktaki saklambaca yetişmek için evden hızlı hızlı suyunu içip çıkan çocuk olur; hemen sonra davul o çocuğa kızan anne ya da bambaşka bir anda flüt, veda edemediğiniz yüzlerce anınızın baş kahramanı olan lise arkadaşınız.

Sessizlikten kaosa dönüşüm metodu, albümümüzde kör göze parmak yapıda değil, çok daha sofistike şekilde uygulanıyor. Bir çocuk heyecanı, öfkesi taşıyor. Parlıyor, sönüyor. Her parça diğer bir parçaya iz bırakıyor ya da izini hakkaniyetle taşıyor.

Albümün Duygusal Anatomisi:

Başta da söylediğimiz gibi albüm fazla hissedenlerin feryadını notalara döküyor. Yalnızca romantik bir kayıp değil çocuksu, buruk bir yas; lakin durağanlıktan çok daha ayrı, çok daha uçlarda, teselli için yalvaran, aynı zamanda ağrılar içinde sızlarken elinde kalanlara teselli vermeye çalışan bir yas. Bende ise yitirilmiş dostluklar, veda edilen yuvanın ardından aidiyet duygusunu tümden kaybetmeyle bağdaşıyor. Sanıyorum ki; grubun vokalisti Isaac Wood’un albüm çıkmadan dört gün önce mental sağlık problemleri sebebiyle gruptan ayrılması ve albümün çok uzun süreli dostluklarına dayandığını, dinleyici kitlesinden ziyade parçaları birbirlerine yazdıklarını ifade etmesi bu düşüncelerimi temellendiriyor.

Birinci Perde

Intro enstrümantal bir giriş parçası; aşırı hareketli yapısı ve 54 saniye olması, heyecanlı bir müjdeleme, atmosfere giriş için hazırlık gibidir. Ardından gelen Chaos Space Marine aidiyetsizliğin trajedisini yeni nesil bir Sofokles edasında sergiliyor. Parçada geçen “bedeni terk etme” ve “eve geri dönmemek” arzusu çocuksu bir kaçışa, o hayalperest yolculuğa işaret eder vaziyette.

Birinci perdenin son parçası Concorde idealize edilenin, kişisel “ulaşılmazlarımızın” gölgesinde kalma döngüsü ve olabildiğine içimize işleyen yetersizlik hissiyatı ile bizleri albümün katmanlı duygusal yapısına yaklaştırıyor. Kısmen Echo’nun Narkissos’u, kısmen Gılgamış’ın ölümsüzlük arayışı yer yer de Kaptan Ahab’ın beyaz balinası geziniyor notalar arasında. Sanki bir uçurtma durmadan savruluyor ve siz çaresizce rüzgârın acımasızlaşmasından korkuyorsunuz.

İkinci Perde

Bread Song en huzursuz konfor alanlarının fevkalade bir tanımı olabilir. Ya da ilk zamanlarda sizinleyken “çok farklı” hisseden, kendisini düşük bütçeli romantik komedi karakteri sanan, gözlerinizden düşüncenizi anlayan o ruh eşinizin sesinde; aylar ayları, seneler seneleri kovalayıp takvimler bizleri kopardığında yatağa döktüğünüz kırıntıların yaptığınız son on beş “hatanızla” ve bencilliğinizle ne kadar alakalı olduğunu duyumsamanızın. Ya da bunun sizin için sıradan bir pazar sabahı olmasının. Bu parçayı her dinleyişimde şu düşünce takılır aklıma: Belki de gündelik meseleler yalnızca günlerin ilerlemesiyle ilgili bir meseledir.

İkinci perdenin ikinci kapısı Good Will Hunting nostalji, her zaman geride kalan olma acısını popüler kültür referansları ile tadlandırarak anlatıyor. Grubun müzikal doku değişimindeki başarısı için özet niteliğinde bir eser.

Ardından gelen Haldern ise albümün en çıplak, kimi zaman en yaban yeri. Hata yapmış bir çocuğun yakarışları şarkıyı derinlemesine sarıyor; Wood’un parçadaki vokali ile korkudan titreyen, muhtaç, savunmasız bir hâle dönüşüyor. Ve hemen sonrasında saksafon odaklı Mark’s Theme ikinci perdeden bizi uğurlamak için başladığında yasın en temiz hâline şahit oluyoruz. Parçanın, grup üyesi Lewis Evans tarafından ölen amcasına bestelenmiş olması bu şahitliği ayrı bir derinlik ile taçlandırıyor.

Üçüncü Perde

Albümdeki şahsi favorim The Place Where He Inserted Blade adeta bulutların üzerinden geride kalmışları ve anıları izleme seansı. İnsan kaç kez yeni olandan nefret eder bilmem ama çok kez eskidekinde kalır. Nostalji eski bir kamerada yalnızca bulanık olmayan videoların kalmasıysa bu şarkı da büyük bir yaranın hem sıcaklığı hem de yine öylesine donduruculuğudur.

Dizelerde okul hatıraları, oyun alanları, alçıya atılan imzalardan bahseder BC,NR. Alçıya atılan imzalarda çocuksu bir onarım vardır ya asıl derdimiz işte odur. Bilekler yara olabilir, parmaklar burkulabilir, dizler kanayabilir ancak o yara bandını beraber takabileceğiniz veya alçıya imza atıp gülebileceğiniz birileri varsa canınızın yanması dert değildir. Ancak alçınız bembeyazsa hâlâ çıkmaya yakın, artık bir doktor veya yara bandı değildir çaresi. Reçetesi yazılmamıştır.

Bazen yapabileceğiniz tek şey iki üç şarkıyı tekrar tekrar dinlemek ve gidebileceğiniz tek ev çocukluk fotoğraflarıdır. The Place Where Insterted Blade koca bir “Günaydın” ile açılıyor bu bana her geçen gün biraz daha aydınlığı kısılan günlere edilen rica gibi gelir. Parça tüm kaosuna rağmen güvenli bir liman hissiyatı ile sonlanıyor. Ardından Snow Globes ile fırtınanın ablukası altında kalıyoruz ama bu kalış bütünden bir kapana kısılma değil. Çok daha farklı. Teslim olabilmenin ayrıcalığı çocukluğa özel bir şey ise parçanın meramı belki de budur.

Albümü noktalayan Basketball Shoes boğazın düğümlenme anını, nostaljinin zevkten ziyade acının hamurunda kavrulması, susulan onca görkemli kavganın meltemini, günlerce uykusuz kalan iki çift gözün feryadını kontrolsüzce ortaya çıkarıyor. Ve geriye de en pazarlıksız tarafımızla kurduğumuz bağların, beraber sahnelenen piyeslerin, okunan dizelerin, kurulan hayallerin, yere düşülen sokakların, kırılmanın da sevmek içerisinde renk olduğu anların yani bize verilen tüm bu cömert borçların, “faizini” ödemek kalıyor.

Your generous loan to me / Your crippling interest

Concorde, This Organ:

Albümün kapağı Simon Monk tarafından tasarlanmıştır. Duvara asılı plastik poşet içerisinde duran oyuncak uçak tüm bu anlatının ruhudur. Çocuk oyunlarında başlayanlar yetişkin kayıplarda son bulur. Ants From Up There ismi ise albümün mihenk taşlarından olan Concorde sembolünden hareketle konulmuş; ulaşılmazın gözünden aşağıdakinin küçüklüğü vurgulayarak albümün bütünlüklü anlatısını güçlendirmektedir.

Karıncalara Son Bir Kez Aşağıdan Bakınca:

Isaac Wood’un albüm boyunca titreyen vokal tercihi hikâyeleştirilen o kırılgan bir çocuk olma hissiyatını mühürlüyor. Ants From Up There ironik, destansı ama olağan, cayır cayır yanan bir veda mektubu. Ve yine öylesine sıradan öylesine insani. Bizi bağlayan da bu: Tanıdık bir yüz. Tanıdık çünkü durmadan kaçıyor, başarmak yeniden sıradan olsun istiyor, çocukken hata yapmanın kolaylığını arıyor en çok da eskiden demlenen çayların kokusunu unutmaktan korkuyor. Hatırlamayı unutmamak sanıyor.

Ants From Up There çıkmış olduğu yolun her durağıyla yalnızca veda etmenin değil çok sevmenin faturasını ödeyenlerin, okul bahçesinde topunu kaybedenlerin, limanı meçhul rotasız gemilerin, güneşinizi kapayan bulutların, koleksiyonun en turuncu parçasının, penasız çalınan gitarların ve gidecek hiçbir evi kalmamış çocukların albümüdür.

Tags: , , ,

İlginizi Çekebilir

The Black Keys’den yeni tekli: You Got to Lose
Çöl Gülü: Saint Levant

Yazar

BBI Merch

Bize Katıl!