Saint Levant’ın sahnesi, eğlence ile politik çağrışım arasındaki ince çizgide duruyor.
Filistinli yetenekli müzisyen Saint Levant, Aralık ayında Türkiye’deki ilk konserini verdi. Arap ezgilerini, R&B ve popüler müzikle harmanlayan sound’u, İstanbul’un eklektik müzik hafızasına oldukça tanıdık. Arapça, İngilizce ve Fransızca dillerinde yazdığı şarkılarını çoğu zaman 7–8 dakikalık freestyle kayıtlarla üretip sonrasında düzenleyerek oluşturuyor.
Her gün paylaştığı TikTok videoları ve ayda ortalama iki şarkı yayınlama stratejisi ile yıllar içinde viral olması, istikrarın ve devamlılığının bir sonucu.
Ancak Saint Levant’ı ilginç kılan şey yalnızca müziği değil. Ünlü olmadan önce Arap feminizmi ve nesiller arası travma üzerine dijital makaleler yazması, bugün sahnede kurduğu kimliğin tesadüf olmadığının bir ispatı. Şarkılarında seksten açıkça bahsetmesi, tırnaklarına oje sürmesi, ud ve saksafon çalması, ileride 4 kız çocuğu istediğine dair beyanlar vermesi, erkeklere terapiye gitmeyi önermesi; Arap erkekliğine dair yerleşik kalıpları bilinçli şekilde kıran bir ifade biçimi.
Saint Levant politik bir figür olmaya çalışmaz; ama politik bir çağda yaşayan bir sanatçı olarak, varoluşuyla kaçınılmaz biçimde politik anlamlar üretir. Sonuçta, yedi yaşında doğduğu şehri ve ülkesini terk etmek zorunda kalan, o günden beri ülkesine dönemeyen bir mülteci. En büyük hayallerinden biri, babasının yaptığı ve artık var olmayan, hatta albümüne ve bir şarkısına da adını veren Deira otelini yeniden inşa edebilmek.
Filistin’den, Arap kimliğinden ya da coğrafyasının acılarından her zaman doğrudan bahsetmez. Ancak Arapların entelektüel, romantik, modern ve feminist olabileceğini sahneye taşıması, hâkim önyargılara karşı güçlü bir karşı-anlatı oluşturur.
Konserleri, ülkesinin içinde bulunduğu durumla zıtlık gösterecek şekilde eğlenceli ve neşeli. Kendisi bu çelişkiyi saklamaz. Aksine, kültürünü dünyaya yaymanın da bir tür direniş olduğuna inanıyor. Akademik çalışmalarda bu tür üretimler, “kültürel temsil yoluyla politik etki” olarak tanımlanır.
Konserine gitmeyi çok isteyen Suriyeli arkadaşıma böyle bir sanatçının onun için ne anlam ifade ettiğini sordum. Onun için sesini dünyaya duyurabilen ve kimliğini görünür kılan bir temsil olması çok değerli. Kendi de Levant bölgesinden geldiğinden, sadece “Levant” ismini sahnede görmesi bile arkadaşım için büyük anlamlar ifade ediyor. Müziğini ilham verici buluyor ve kendini iyi hissetmesini sağladığını söylüyor. Böyle stresli ve toplumsal travma dönemlerinde neşeye ihtiyaç duyduklarını; konserlerin duygusal boşalma, empati kurma ve kolektif dayanışma alanlarına dönüşmesinin iyileştirici bir yanı olduğunu düşünüyor.
Belki de böyle dönemlerde sanatçıları Full Metal Jacket filmindeki barış mesajı taşıyan askerler gibi düşünmek gerekir: Saint Levant da ajitasyon yapmadan, müzik dünyasında ve sahnede var olarak şu barış mesajını taşıyor:
Direniş yalnızca silahla değil; sevgi, özgünlük, yaratıcılık, kültür ve hafızayla da mümkün.












