Çağıl Özdemir ile Bozcaada Caz Festivali ve “Miselyum” üzerine

Röportaj
Bozcaada Caz Festivali’nin kurucularından Çağıl Özdemir ile festivalin bu seneki teması “Miselyum” üzerinden müziğin, doğanın ve topluluğun nasıl bir araya geldiğini konuştuk.

Bir festival kurucusu olarak, Türkiye’deki kültür sanat ekosistemi hakkında neler düşünüyorsunuz?

Türkiye’de kültür sanat ekosistemi, bir dönüşüm içinde diye düşünüyorum. Bozcaada Caz Festivali‘nin başlangıcından bu yana bunu çok yakından gözlemleme fırsatımız oldu. Sanatçıların, kültür kurumlarının ve bağımsız inisiyatiflerin çabaları sayesinde kültür sanat alanı sürekli evriliyor. Ancak burada ayakta kalabilmek, bazen çok ciddi bir dayanıklılık gerektiriyor. Kaynakların kısıtlı olması, sürdürülebilir fonların ve destek mekanizmalarının eksikliği, birçok projenin uzun vadede devamlılığını zorlaştırıyor.

Yine de Türkiye’nin kültürel zenginliği ve çeşitliliği, bu ekosistemin en büyük gücü. Farklı disiplinlerden profesyonellerin bir araya gelmesi, bu alanda çalışan insanların tutkusu ve inancı her şeyi mümkün kılıyor. Mesela, Bozcaada Caz Festivali’ni yaparken, caz müziğinin Türkiye’deki yerine dair birçok soru işareti vardı. Biz sadece müzikle değil, aynı zamanda kültürel bir buluşma noktası yaratmak istedik. Bu festival, adanın doğasıyla, yerel halkıyla ve katılımcılarla organik bir bağ kurarak büyüdü. Bu tip festivaller, ekosistemin dayanıklılığını ve çeşitliliğini artırıyor.

Tabii ki daha fazla yapısal desteğe ve politikaya ihtiyaç var. Türkiye’de kültür sanatın gelişmesi için sadece büyük şehirlerde değil, ilçelerde ve beldelerde de de daha fazla fırsat yaratılması gerektiğini düşünüyorum. Ama her şeye rağmen, Türkiye’de yaratıcı insanlar ve projeler her zaman bir yol buluyor. Bu zorluğun içinde yaratıcılık gelişiyor ve bu da Türkiye’nin kültür sanat ekosisteminin en güçlü yanı.

Müzik endüstrisindeki değişimler, festival organizasyonlarını nasıl etkiliyor?

Müzik endüstrisindeki değişimler, festival organizasyonlarının her aşamasını etkiliyor. Dijital platformların yükselişi ve müziğin tüketim biçimlerinin değişmesi, özellikle festivallerin programlama süreçlerini, hedef kitleyi ve festivalin deneyim boyutunu gözden geçirmemize neden oluyor. Eskiden sahnede olan performanslarla yetinmek mümkün olabiliyorken artık izleyiciler daha fazlasını bekleyebiliyor; özellikle ada gibi kendine özgü farklı özellikleri olan bir mekanda festivali gerçekleştiriyorken. Daha etkileşimli kültürel deneyimler, atölyeler, paneller ve farklı disiplinlerin buluştuğu bir etkinlikler zinciri bu açıdan bu beklentilere de yanıt verebilmek için doğdu.

Bozcaada Caz Festivali’nde de bu değişimleri çok yakından hissediyoruz. Dinleyici artık sadece müziği dinlemekle kalmak istemiyor; müziği çok katmanlı bir şekilde deneyimlemek, üreticilerle daha yakından etkileşime girebilmek ve o kültürel bağın bir parçası olmak istiyor. Biz de festivalin başından itibaren bu anlayışı merkezimize koyduk. Keşif programlarımız, miselyum temamızla organik bir şekilde büyüyen atölyelerimiz ve farkındalık yaratmaya yönelik projelerimiz bu yeni beklentilere bir yanıt niteliğinde.

Ayrıca dijital platformların gelişmesiyle birlikte, global caz sahnesiyle daha entegre hale geldik. Artık festivali sadece Türkiye’deki müzik dinleyicileriyle sınırlamıyoruz; Avrupa’daki, hatta dünyadaki müzikseverlere de ulaşmayı hedefliyoruz. Örneğin, Europe Jazz Network (Avrupa Caz Ağı) gibi uluslararası ağlarla olan ilişkilerimiz, sadece sanatçı seçimlerimizi değil, aynı zamanda festivalin global görünürlüğünü de artırıyor. Bu da Bozcaada Caz Festivali’ni, Türkiye caz sahnesinin dünyadaki temsilcilerinden biri haline getiriyor.

Müzik endüstrisindeki bu dijitalleşme ve globalleşme, festivaller için hem bir fırsat hem de bir meydan okuma. Ama biz bu dönüşümleri yakından takip ederek, festivalimizi her yıl bir adım ileri taşımaya özen gösteriyoruz.

Festivalin 8. yılında, Bozcaada’ya ve Türkiye’deki caz sahnesine olan etkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Bozcaada Caz Festivali, 8. yılına gelindiğinde adaya ve Türkiye müzik sahnesine önemli katkılar sağlamaya devam ediyor. Ancak bu yıl, yerel halkla kurduğumuz bağ hiç olmadığı kadar önemli hale geldi. Geçmişte bu kadar derinlemesine bir ilişki kuramamıştık; fakat bu yıl itibarıyla yerelle daha organik bir bağ kurmayı başardık. Bu sadece bu seneye özgü bir hedef değil; önümüzdeki yıllarda da bu bağı daha fazla derinleştirerek festivalin ada için kalıcı bir kültürel miras bırakmasını amaçlıyoruz.

Türkiye’deki caz sahnesine olan katkılarımızdan biri de Jazz Camp for Girls (Kızlar için Caz Kampı) projemiz. İstanbul’da düzenlediğimiz bu kamp, caz müziğine genç enstrümentalist kadınların katılımını teşvik etmeyi amaçlıyor. Kamp aracılığıyla 10-15 yaş arasındaki genç kızlara kendilerini caz müziğiyle ifade etme fırsatı sunarken aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğine de dikkat çekiyoruz. Bozcaada Caz Festivali bünyesinde iki kez gerçekleştirdiğimiz bu proje, Türkiye’deki caz dünyasına genç ve yetenekli müzisyenler kazandırmayı hedefliyor. Bu tür projeler, caz müziğinin geleceğine dair bir vizyon oluşturmanın yanı sıra, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında da bir fark yaratıyor.

Bozcaada’daki etkimize gelirsek, festival süresince adanın her köşesine yayılan etkinlikler ve caz müziği, adanın kültürel kimliğini yeniden şekillendiriyor. Yerel ekonomiye olan katkılarımız da bu bağlamda oldukça önemli. Ancak bundan da önemlisi, festivalin Bozcaada ile kurduğu bu yeni bağın, uzun vadede sürdürülebilir bir kültürel ilişkiye dönüşmesini amaçlıyoruz.

Festivalin Türkiye müzik sahnesine katkısı büyük. Bozcaada Caz Festivali, caz müziğini büyük şehirlerden çıkararak daha geniş kitlelere ulaştırıyor. Cazı Türkiye’nin farklı köşelerine taşırken, farklı kuşaklardan müzisyenleri bir araya getiriyoruz. Türkiye’nin farklı kesimlerinden gelen dinleyiciler, hem festivali deneyimleme fırsatı yakalıyor hem de Bozcaada’nın kültürel zenginliğine tanıklık ediyor.

Bu yılki Keşif programı ile toplumsal cinsiyet eşitliği, ekolojik dönüşüm ve toplumsal kapsayıcılık gibi bir süredir üzerinde çalıştığımız savunuculuk alanlarına da tekrar odaklanıyoruz. Festival, yalnızca bir müzik etkinliği değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel değişim için de bir platform haline geldi.

Özetle, Bozcaada Caz Festivali’nin 8. yılında yerel halkla olan bağımızı güçlendirmek önceliğimiz oldu ve bu alanı daha fazla derinleştirerek festivalin Bozcaada’ya kalıcı bir kültürel miras bırakmasını hedefliyoruz. Ayrıca Jazz Camp for Girls gibi projelerle caz sahnesine genç müzisyenler kazandırmayı sürdürüyoruz.

Festivalin uluslararası caz topluluğundaki yeri hakkında neler söyleyebilirsiniz? Avrupa Caz Ağı üyeliği gibi çalışmalarınızın festivale ve Türkiye’ye katkısı nedir?

Bozcaada Caz Festivali, uluslararası caz topluluğunda her yıl daha fazla tanınan bir etkinlik haline geldi. Avrupa Caz Ağı (Europe Jazz Network) üyeliğimiz, festivalin uluslararası bağlantılarını güçlendirdi ve bu sayede Avrupa’dan birçok sanatçıyı Türkiye’ye getirme fırsatımız oldu. Bunun yanı sıra, Avrupa’daki festivallerin sürdürülebilirlik ve organizasyonel yapılarıyla ilgili deneyimlerini de öğrenerek kendi festivalimizi daha iyi bir noktaya taşıyoruz.
Festivalin uluslararası alandaki bu konumlanmasına ek olarak, Keychange imzacısı olmak bizim için önemli bir adım oldu. Keychange, müzik endüstrisinde toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan küresel bir hareket ve biz de festival olarak 50:50 kadın-erkek dağılımını festivalin her katmanına entegre etmek için söz verdik. Bu sadece sahneye çıkan sanatçılar için değil, organizasyon ekibinden tedarikçilere kadar her alanda dengeli bir temsil yaratmak amacıyla attığımız bir adım. Toplumsal cinsiyet eşitliği, festivalin temel değerlerinden biri ve Keychange üyeliğimizin katkısıyla bu konuda daha somut adımlar atıyoruz. Festivalin Keşif programları ve diğer etkinliklerinde, kadın müzisyenlerin ve yaratıcı kadınların yer aldığı projelere daha fazla alan açmayı amaçlıyoruz. Bu bağlamda bu sene UN Women ile yaptığımız ortaklık bizi özellikle çok heyecanlandırıyor.

Avrupa Caz Ağı ve Keychange üyeliklerimiz sayesinde Bozcaada Caz Festivali, uluslararası caz sahnesinde daha görünür hale gelirken, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kültürel çeşitliliği teşvik eden bir etkinlik olarak kendini konumlandırıyor. Bu iş birlikleri festivalimizi global bir diyalog platformu haline getirirken, Türkiye’nin kültürel zenginliğini uluslararası alanda daha fazla temsil etmemize olanak sağlıyor.

İmkan dahilinde olsa Bozcaada Caz Festivali kapsamında yer vermeyi en çok istediğiniz grup / sanatçı kimdir?

Her sene dikkatli bir şekilde, bol bol araştırarak ve danışarak ve sanatçıların canlı performanslarını takip ederek oluşturduğumuz bir programlama sürecimiz var. 10. yıl kutlamamıza uygun adımlar için şimdiden düşünmeye başladık.

Festivalin bu yılki programında “Miselyum” temasını seçmenizin temel nedenleri nelerdir? Katılımcılar bu tema doğrultusunda neler deneyimlediler?

Bu yıl Miselyum temasını seçmemizin nedeni, toplulukları bir arada tutan ve dönüştüren yapıların peşine düşmek istememizdi. Miselyum, mantarların kök sistemi olarak birbirine bağlı bir ağ kurar ve bu ağ, ekosistemlerin ayakta kalmasında önemli bir rol oynar. Festivalin de aynı şekilde, sanatçılar, izleyiciler ve yerel halk arasında organik bağlar kurmasını amaçladık. Miselyum temasıyla, hem topluluklarımızı nasıl besleyip büyütebileceğimizi hem de daha güçlü bağlar kurarak birlikte gelişebileceğimizi sorguluyoruz.

Bu yıl festivalde HAU ile birlikte düzenlediğimiz “Mantarlardan Ne Öğrenebiliriz?” etkinliği, miselyum temasını doğrudan deneyimlemeyi sağlayan etkinliklerden biri. Bu etkinlikte katılımcılar, doğanın zekâsından ilham alarak mantarların ağ yapısının nasıl işlediğini, bu biyolojik modelin nasıl bir toplumsal dayanışma örneği sunduğunu keşfedecekler. Doğa yürüyüşü ve sohbetle birleştirilen bu etkinlik, ekolojik denge ve sürdürülebilirlik üzerine yeni perspektifler sunmayı amaçlıyor.

Ayrıca, Emre Erbirer’in yeni göz bebeği espas’ın kürasyonunu üstlendiği “Güncel Meseleler Yeni Olasılıklar’’ kapsamında yürütülen çalışmalar da miselyum temasının toplumsal yansımalarını keşfetmemize olanak tanıyor. Bu etkinlikler, sadece doğayla değil, topluluklarımızda bilgi paylaşımı, dayanışma ve birlikte çözüm üretme süreçlerini de içeriyor. Festival boyunca gerçekleştirilecek bu formatlarla, yeni olasılıklar üzerine düşünen sanatçılar, araştırmacılar ve topluluk liderleri bir araya gelerek katılımcılara yaratıcı düşünme ve toplulukla birlikte harekete geçme fırsatı sunuyor.

Anadolu Meraları ile düzenlediğimiz doğa yürüyüşü, ekosistemlerin birbirine nasıl bağlı olduğunu ve doğadaki bu ağların sürdürülebilir bir yaşam için ne kadar kritik olduğunu katılımcılara deneyimletiyor.

Miselyum teması, toplulukların birbirine nasıl bağlı olduğunu ve bu bağlantıların dayanışma, paylaşım, toplumsal cinsiyet eşitliği, ekolojik dönüşüm ve toplumsal kapsayıcılık gibi alanlarda nasıl bir etki yaratabileceğini keşfetmeyi amaçlıyor. Festival boyunca gerçekleştirilen paneller, atölyeler ve performanslarla, bu bağların sosyal yapılar içinde nasıl güçlendirilebileceğini tartışıyor, farklı topluluklar arasında dayanışma ve bilgi paylaşımının önemini vurguluyoruz.

Özetle, bu yılki Miselyum teması, doğanın, toplulukların ve bireylerin birbirine bağlı olduğu yapıları keşfetmeye yönelik bir yolculuk sunuyor. Katılımcılar, festival boyunca hem doğayla hem de birbirleriyle olan bağlarını güçlendirme fırsatı buldular.

KEŞİF programı, festivalin toplumsal cinsiyet eşitliği, ekolojik dönüşüm ve toplumsal kapsayıcılık gibi konulardaki çalışmalarına nasıl katkı sağlıyor?

Keşif programı, Bozcaada Caz Festivali’nin müzik ötesinde toplumsal cinsiyet eşitliği, ekolojik dönüşüm ve toplumsal kapsayıcılık gibi konulara odaklanarak festivalin savunuculuk perspektifinde daha geniş bir etki yaratmasını sağlıyor. Bu program, festivalin bu alanlarda daha derinlemesine işbirlikleri kurmasını ve farkındalık yaratmasını mümkün kılıyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında, festivalin UN Women ile işbirliği oldukça önemli bir yere sahip. Bu işbirliği sayesinde, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunu hem programın hem de festivalin diğer yönlerine dahil ediyoruz. Bu yıl, UN Women ile birlikte gerçekleştirdiğimiz “Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Savunmak: Hafızayı İşlemek” paneli, toplumsal cinsiyet eşitliği savunuculuğu konusunda katılımcılara farkındalık kazandırmayı hedefliyor. Ayrıca, Keychange hareketine dahil olarak festivalin her katmanında %50 kadın-erkek dengesini sağlamaya yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Jazz Camp for Girls gibi projelerimiz de genç kızların müzik dünyasında daha fazla yer bulmalarını teşvik ediyor.

Ekolojik dönüşüm konusuna gelirsek, Keşif programı bu alanda da önemli işbirlikleri sunuyor. Örneğin, Anadolu Meraları ile düzenlediğimiz doğa yürüyüşü, katılımcılara ekosistemlerin birbirine bağlılığını ve bu ağların sürdürülebilir yaşam üzerindeki etkisini deneyimletiyor. Aynı şekilde, HAU ile gerçekleştirdiğimiz “Mantarlardan Ne Öğrenebiliriz?” etkinliği, doğadan ilham alarak ekolojik sürdürülebilirlik konusunu derinlemesine ele alıyor. Bu etkinlikler, festivalin ekolojik dönüşüm konusunda somut adımlar atmasını sağlıyor.

Toplumsal kapsayıcılık ise festivalin önemli bir parçası. Keşif programı, sadece kürasyonel çalışmalarla değil, aynı zamanda ücretsiz etkinliklerle de festivalin kapsayıcı olmasını sağlıyor. Özellikle adalıların katılımını artırmak için düzenlediğimiz ücretsiz konserler ve atölyeler, festivalin herkes için erişilebilir olmasını hedefliyor. Güncel Meseleler Yeni Olasılıklar başlığı altında yürüttüğümüz çalışmalar, sanatçıları, araştırmacıları ve topluluk liderlerini bir araya getirerek toplumsal değişim ve dayanışma üzerine yeni fikirler ve çözümler üretiyor. Bu çerçevede, festivalin yerel topluluklarla daha güçlü bağlar kurmasına katkıda bulunuyoruz.

Keşif programı toplumsal cinsiyet eşitliği, ekolojik dönüşüm ve toplumsal kapsayıcılık konularında festivalin etkisini güçlendiren bir platform. Bu alanlarda kurulan işbirlikleri ve ücretsiz etkinlikler, festivalin sosyal ve çevresel sorumluluklarına olan bağlılığını derinleştiriyor.

Tags: ,

İlginizi Çekebilir

Billie Eilish’ten “Birds of a Feather”a yeni video
The Cure’un veda albümünden ilk tekli: “Alone”

Yazar

BBI Merch

Bize Katıl!