Röportaj: Tanya Varer
Fotoğraflar: Seda Açıkoğlu
J.Bernardt, 2010’lar indie’sinin en önemli temsilcilerinden Balthazar’dan tanıdığımız Jinte Deprez’in solo projesi. Aslında bu röportajı 24 Temmuz 2024’te KALEO ile birlikte KüçükÇiftlik Park’ta sahne aldıkları, ilk Türkiye konserinden önceye yetiştirmeyi çok istemiştim. Fakat bir araya gelmeyi bir türlü başaramadık. Hedeflediğim tarihten iki hafta sonra sonunda görüşmemizi ayarlayabildiğimize gerçekten memnun oldum. 17.00’daki randevumuza saat tam olarak 17.00 olduğunda bağlanıyor. Online röportaj yaptığım herkese sorduğum gibi Jinte’ye de ilk olarak “Kamerayı açık mı tutalım, kapatalım mı istersin?” diye sorduğumda olanca tatlılığıyla “Kapatırsak birbirimizin mimiklerini göremeyiz, kamera kapalı olunca konuşma biraz duygu dışı oluyor, sevmiyorum.” diyor. Zaten buna dair şüphem yoktu ama sohbetin hemen başında sevimli karakterini böylece ele veren J. Bernardt ile sohbete başlıyoruz.
Bu röportajı kabul ettiğin için çok teşekkür ederim. Aslında İstanbul konserinden hemen önce yayına girmesini hedeflemiştim ama bugüne kadar uygun bir zaman aralığı bulamadık bir türlü.
Biraz geç kaldık…
İkimizin de programlarından dolayı böyle oldu. Neyse, senin için nasıldı İstanbul konseri?
İyiydi, gerçekten iyiydi. Yani bence bu Balthazar’a kıyasla yeni bir proje olduğu için hala insanları ikna etmem gerektiğini hissediyorum. O gün konser alanına KALEO için gelen, beni tanımayan birçok insan vardı. Yeni insanlara ulaştım, bu yüzden iyi bir his yaşadım. Böyle fırsatlara sahip olmak her zaman güzeldir. Çok rahattı, epey sıcaktı ama gerçekten eğlendim. Her zamanki gibi iyi bir kalabalıktı.
İstanbul işte, bildiğin gibi…
Aynen öyle, evet..
Mayıs 2024’ye yeni albümün Contigo’yu yayınladın. Nasıl gidiyor albümün yolculuğu?
Güzel. Kolay bir albüm olmadığını düşünüyorum. Radyolarda çalmaya uygun single’larla dolu değil. Daha çok kendi başımın çaresine bakmak zorunda kaldığım bir ayrılık yolculuğuyla ilgili. Albüm sonrası küçük kapalı mekanlarda verdiğimiz konserler harikaydı. Çok samimiydi. Hikayemi anlatabildim. Aynı şeyi yaşayan insanlarla bağ kurabildim. Bence bu, albümün yayınlanmasından bu yana deneyimlediğim en güzel şeydi. Festivallere gelince, insanların bir festivalde beklentisinin mutlu, coşkulu bir gösteri olmasından dolayı başta biraz garipti ama bence şimdi harika gidiyor. İlk albüm ve ikinci albüm bizim için de bir bütün olmaya başladı. Bu grupla çalmak ve insanlarla bağ kurmak gerçekten çok eğlenceli. Çünkü bence “Contigo” hiçbir şeye veya hiç kimseye bağ hissetmemekle ilgili. Yani özetle bu albümle turneye olmaktan gerçekten çok keyif alıyorum.
Eski bir röportajda solo projelerinizin Balthazar’ı beslediğini düşündüğünüzü söylediğinizi hatırlıyorum. Hala solo projenin böyle bir fonksiyonu olduğunu düşünüyor musun?
Aslında, solo proje seni esas olarak bir şarkı yazarı olarak destekliyor, taze tutuyor. Çünkü grupta tabii ki birileriyle birlikte hareket etmek durumundasın. Elbette sadece uzlaşmakla kalmıyorsun, aynı zamanda birbirine ilham veriyorsun ama bir süre sonra tamamen kendi başına bir şeyler yapmak, bir şarkı yazarı olarak kim olduğunla yeniden bağlantı kurmak güzel bir his. Solo olunca mutlaka daha kişisel şeyler yapılıyor. İlham aramaya sürekli devam ediyorsun. Bunun bir grupta olmaktan tamamen farklı bir şey olması, farklı müzikleri, farklı durumların üzerindeki etkisini, farklı konuları ele almanı sağlıyor. Gruba geri döndüğünde, egonu şişirmiş oluyorsun ve “Tamam iyiydi güzeldi, ama şimdi gruba geri dönmek ve tekrar en iyi arkadaşlarımla birlikte çalışmak da güzel.” diyorsun. Bence bu çeşitlilik zaman heyecan verici.
Bernardt’ta tüm kararlar sadece sana mı ait?
Evet, J. Bernardt bir manada tiranlık. Yani, bu başka bir grup değil zaten, J. Bernardt benim adım. Gerçekten kendi başıma, olabildiğince çok şey yaptığım bir solo proje. Yine de, daha önce hiç çalışmadığım arkadaşlarım, müzisyenler, yapımcılar, yazarlarla çalışma fırsatı da veriyor. İlk albümde her şeyi kendi başıma yaptım. Gerçek bir yalnızlık haliydi. Bu proje olmasa birlikte çalışamayacağım insanlarla çalışma fırsatını giderek daha çok kullandım, daha çok kullanacağımı düşünüyorum. Neticede sorumluluk bende. İyi olursa, herkes sayesinde iyidir. Kötü olursa, benden dolayı kötüdür. İşler böyle yürüyor.
Gerçek bir patron gibi konuştun.
Evet evet, öyleyim.

Görsel dünyaların her zaman şık ve bir şekilde sinematografik. Görsel sanatlara ilgin var mı? Yoksa işlerini çok iyi yapan iyi arkadaşların mı var?
Başlarda görsellerle pek ilgili değildim. Sonra ikna oldum ki müziğim için kapak ve video gibi şeyler yapmak zorundayım, özellikle de canlı şovlar için. Bunu başkalarına verdiğinizde ne tür bir dünya yaratmak istediğinizi anlamıyorlarmış gibi hissediyorum. Bu yüzden konuya giderek daha fazla ilgi duydum. Çünkü bir şekilde, müzik de görseller de dahil, hepsi sensin. İçinde olmak istediğin bir dünya yaratıyorsun. Benim konuya ilgim canlı şovlarda başladı. Işıkların, dekorun, performansı nasıl etkilediğini görmek gerçekten ilginç. Daha önce albüm için sakal bıraktım, hatta Türkiye’de Pamukkale’de bir fotoğraf çekimi yaptım. Gizemli bir rahip ya da işte ne bileyim öyle bir şey olmak istiyordum. Şimdi biraz garip kostümler aldım ve bir tür Joker figürü olmak istedim. Kişiliğinin abartılı bir noktasını aramak komik ve eğlenceli, her şeyden önce hikayeni anlatmak için buna ihtiyacın var. Eğer günlük hayatta olduğum kişi olsaydım, bu senin için de benim için de çok sıkıcı olurdu. Bu yüzden bunlarla ilgilenmek kaçınılmaz. Bir yerde şarkı sözlerinde, görsellerde, videolarda, canlı performanslarda bu bütünsel dünyayı yaratmaya başlıyorsun. Noktaları birleştirmek eğlenceli.
Çok genç yaşta müzik kariyerine başladığını biliyorum. Müzik dışında bir kariyer ihtimalin var mıydı?
Formula 1 pilotu olmak istiyordum ama olmadım. Karting kariyerimi destekleyecek param yoktu bu yüzden müzisyen olmak zorunda kaldım. Hayır hayır şaka ama sanırım ergenlik döneminde herkesin yaptığı gibi kızları etkilemek için veya muhtemelen kalbini akıtarak şarkılar söyleyen o adam olmak için başlamıştım. Çocukken keman çalardım, ergenlik yıllarımda bir kemancıdan daha havalı bir şey olmayı istedim. Bu anlamda sanırım işe yaradı, bir amaç, bir tutku buldum, sonra da zaten başka hiçbir şey yapmadım. Konservatuara gittim, başka bir şeyin eğitimini almadım. Yani her şey müzikti, benim için başarısız olma seçeneği yoktu.
Bundan üç dört sene önce Türkiye’de geldiğinizde size bir promo günü yapmıştık, hatırlıyor musun?
Evet hatırlıyorum, bir çekim için yağmurun atında yürümemiz gerekmişti.
Evet o gün. O gün seninle plak şirketleri, DSP’ler, tuhaf sözleşmeler, dijital gelirler gibi konularda konuşmuştuk, birçok konuda karşılıklı söylenmiştik. İşin sanatsal olmayan bu kısmı ile ne kadar ilgilisin?
Bence her müzisyen bu anlamda farklıdır. Örneğin, Balthazar‘da ben Maarten‘den daha çok iş insanıyım ama ikisine de ihtiyacımız var. Konunun o kısmına da dahil olmak veya bu anlamda ne yaptığını düşünmek güzel, çünkü aksi takdirde sadece müzik yapıyorsun ve insanlar seni sürekli kazıklıyor. İş tarafıyla ilgilenmenin iyi olduğunu hissediyorum ama esas olarak müziğe odaklanmak lazım çünkü aksi takdirde bir müzisyen olarak delirebilirsin. Dediğin gibi, plak şirketleri veya Spotify gelirleri hakkında dört yıl önce konuştuk. O günden bugüne kadar bile her şey değişti. Beş dakikalık bir şarkı çıkardığında TikTok’a veya benzeri bir şeye alışmış genç birinin şarkının neden bu kadar uzun olduğunu anlaması güç. Sürekli de değişiyor, bence bu ilginç. Sadece sevdiğin şeyi yapmak ve insanların ne beklediğini veya işin nasıl yürüdüğünü çok fazla düşünmemek çok önemli. Bu albüm benim işin o kısmını aslında gerçekten umursamadığımın çok açık bir örneği. Satılması veya tanıtılması kolay olmayan bir albümdü ama umursamıyorum, ben bir müzisyenim, elimizden geleni yapalım, göreceğiz dedim. Eğer biraz hayal kırıklığına uğradıysam, bazen müziğini onu sevebilecek insanlara ulaştırmanın zor olmasından dolayıdır. Tek amaç insanlara ulaşabilmek, geri kalanı umursamıyorum. Örneğin, İstanbul’da KALEO’yu desteklediğimiz konser, insanlara ulaşabilmek için güzel bir araç. Bu imkanlardan dolayı gerçekten mutluyum.

Konu tekrar geldi, zaten sormak zorundayım. Belçika’dan çıkan tüm müzisyenlere soruyorum, Warhaus için konuşurken Maarten’e de aynısını sormuştum. Belçikalı gruplar ile Türkiye dinleyicisi arasında mistik bir bağ var. Çoğunuzun kariyeri Belçika’dan çok burada büyüyor. Bu ilginin sebebi ne olabilir, bir gözlemin var mı?
Net bir açıklamam yok. Eğer çalışıyorsa çalışıyordur, çok düşünmeye gerek yok. Müzisyenler açısından olarak oraya geldiğimizde konserlerin gerçekten harika olması ve seyircinin müziğe içten tepkiler vermesi farklı. Harika bir şey. Bazen gittiğimiz yerlerde insanlar bizi tanımıyor ve umursamıyor olabilir. Orada tam tersi, seyirci çok hevesli. Öyle olunca insanın aklında kalıyor. Sonra eve dönüyorsun ya da başka bir ülkeye gidiyorsun, Türkiye nasıldı diye soruyorlar ve herkes birbirine seyircinin ne kadar harika olduğunu anlatıyor. Müzik tamamen bir bağlantı bulmakla ilgili, görünüşe göre aramızda bir bağlantı var. Başka bir cevap aramaya gerek yok.
Doğru, belki başka sebepler de vardır ama aramamız şart değil. Peki, dünyamızın hali seni nasıl hissettiriyor? Korktuğun, rahatsız olduğun şeyler var mı? Gelecekten beklentilerin var mı? Hayatından memnun musun genel olarak?
Dünyanın hali iyi bir hal değil. Yani, biz bile eskiden şimdi çalabildiğimizden daha fazla ülkede çalıyorduk ve bu garip. Yani, müziği her zaman insanların politika veya başka bir şey yüzünden izole olmamasını sağlamak için bir köprü olarak gördüm. Yaşadığımız şeyler gerçekten korkutucu. Yine de solo bir projeyle bu kadar çok ülkede çalabildiğim için mutluyum. Hala hiç gitmediğimiz ülkelerde çalmayı planlıyoruz. Her zaman umutlu olmamız lazım, müzik bunun için var. Sürekli korkutucu bir şey olduğunu inkar edemem. Yani, Rusya ve Ukrayna, İsrail ve Filistin’de olanları görmek seni bir müzisyen olarak etkiliyor. Kendi hayatımdan mutluyum. Başka bir albüm üzerinde çalışıyorum çünkü bir ayrılık hakkında yazdıktan sonra hayatın tekrar güzel olduğuyla yüzleşmek gerekiyor. Biraz da bunun hakkında şarkı söylemek istiyorum.
Ne güzel, heyecanla bekliyoruz yeni albümü. Eklemek istediğin bir şey var mı?
İstanbul’a tekrar gelmek için bir tarih bakıyoruz. Çok sabırsızlanıyorum. Son konser benim için harikaydı. Kimsenin beni unutmamış olmasından, insanların solo projeyi tanıyor olmasından mutluyum. Yeni bir konser tarihi yayınlamayı dört gözle bekliyorum. Belki yeni bir şarkıyla gelirim. Henüz bitmedi, yapacak çok şeyimiz var ama belli mi olur?
Çok sevindim. Böylece sona geldik, çok teşekkür ederim zaman ayırdığın için.
Soruların ve ilgin için teşekkürler. Bir dahaki gelişimde görüşmek üzere.












