Bu sene 26 Eylül – 4 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 33. Adana Altın Koza Uluslararası Film Festivali Ödülleri’nde mikroplastik kirliliğine odaklanan teması ile sinemaseverlerle buluştu.

“Su, toprak ve hava zehirlenirse insan ve sanat da nefes alamaz” mesajı ile Adana’ya Avrupa’dan gelen çöpler meselesine parmak basan festivalde, 23 ülkeden 210 film izleyici ile buluştu.


Festivalin en çok takip edilen Ulusal Uzun Metraj Yarışma bölümünde bu sene birbirinden iddialı 10 film yarıştı. Memleketi Adana olan ve burada yaşayan biri olarak Adana halkının sinema ile olan geçmişten gelen köklü bağının bozulmadan günümüzde korunuyor oluşu, bu şehri sevmemde en büyük etkenlerden birisi.

Gösterimler ücretsizdi ve bilet alımı 1 saat öncesinden başlıyordu. Bilet alım saati başlamadan önce oluşan uzun kuyrukları görmek sevindirdi; çünkü bir şeylere heyecanlanmayı devam ettirebilmek yaşamanın en temel belirtisidir ve Adana izleyicisi bunu yönetmenlere, oyunculara ve filmlerde tüm emeği geçenlere sonuna kadar hissettirdi. Tabii bu durum, 2 filme bilet kalmadığından izleyememiş olmama sebep oldu.

Öncelikle festival programı büyük bir emekle hazırlanmış. Bir filmden çıkıp hemen ardından açılan diğer filmin kuyruğuna koşuşturmak bir yerden sonra rutine dönüştü. Hatta festival bitince “Keşke tüm hayatımız bu şekilde ilerleyebilse” diye iç geçirmedim değil. Önceki yıllarda ekip katılımlı uzun metraj ulusal yarışma film gösterimleri PGM’de (AVM içindeki gösteri merkezi) yapılırdı fakat bu sene tüm gösterimler sinema salonlarında gerçekleşti; bu da bilet alımlarında ufak bir kaosa sebep oldu. Sonraki yıllar belki bu durumda iyileştirme yapılabilir.

Festivalin benim için en güzel iki sürprizi, ikisini de anlatmaya kelimeler yetmeyecek olan Asghar Farhadi ve Ferzan Özpetek söyleşileri oldu. Farhadi’nin son filmi Paralel Hikâyeler’in Türkiye prömiyeri Adana’da gerçekleşti.

Ferzan Özpetek Masterclass_07

Gelelim festivalde denk gelebildiğim gösterimler içinde en sevdiklerime. 10 ulusal uzun metraj filminden 2 tanesini izleyemedim. Biri Karanlıkta Islık Çalanlar (çok da merak etmiştim), bir diğeri de Ölü Köpekler Isırmaz (bu toprakların filmi de olduğu için katılım oldukça yüksekti, çoğu kişi bilet alamadı).

Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri / Bir Arada Yalnız

Bu iki filmin başında yönetmenlerin filmi annelerine adadıklarını görüyoruz. İki filmde de çok farklı kapılardan bakılsa da aynı salona çıkan ortak bir konu var: Anne sevgisi. O yüzden ikisini beraber değerlendireceğim.

Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri, dünya prömiyerini New York’ta düzenlenen Tribeca Festivali’nde yapmıştı. Türkiye prömiyeri ise Adana’da gerçekleşti. Yönetmen ve yazar Alphan Eşeli ve oyuncular (Hazar Ergüçlü, Güven Kıraç, Ulvi Kayhaoğlu) ile beraber gösterimi izledim. Dikkat çeken ilk şey, Hazar Ergüçlü’nün karşılıksız anne sevgisini canlandırırken hem rahatsız eden hem de büyüleyen oyunculuğu idi. Diğer dikkat çeken şey ise görüntü ve sanat yönetmenlerinin başarısı. Karadeniz’de geçen hikâye, konusuna uygun bir atmosferde izleyici ile buluştu.

Filmin fantastik korku kategorisine sokulması aslında oyuncular tarafından kabul görmeyen bir durum. Güven Kıraç özellikle korku filmi olmadığı yönünde açıklamalarda bulundu ama filmin rahatsız edici bir boyutu olduğu aşikâr. Riskli bir yapım. İzleyiciyi bolca kan ve rahatsız edici sahneler bekliyor. Ayrıca karşılıksız anne sevgisinin rahatsız edici seviyeye varan boyutlarıyla yüzleştiriyor. Gerçeği kabullenip çözüm üreten anne ile gerçeklerden kaçan baba ve bu durumdan faydalanan erkekler çerçevesinde film döngüsünü tamamlıyor.

Özellikle kasap sahnesinde başkanın söylediği bir cümle bence filmi özetliyor:

“Gülümsemek karanlık bir eve güneş ışığı girmesi gibidir.”

Film boyunca Gül karakteri gülmüyor ve güneş ışığını da nadir görüyoruz. Film; doğum, açlık gibi bölümlere ayrılmış durumda. Makber sahnesindeki Nevbahar’ın da hikâyesi (plastik makyajlı sanatçı) ayrı bir filmde ele alınabilecek gibi de duruyor.

Reklam

Adana Seyirci Oylaması Ödülü de festivalde yer alıyor. Her film sonrası puanımızı sandıklara attık.

Puanım 8/10

Aldığı Ödüller:

  • En İyi Kadın Oyuncu – Hazar Ergüçlü

  • En İyi Görüntü Yönetmeni – Ozan Karaköse

  • En İyi Sanat Yönetmeni

  • En İyi Kurgu – Mesut Ulutaş

Bir Arada Yalnız, bittiğinde koltuğa çivi gibi yapıştıran bir film. Ama finalinin ağırlığından değil, aksine bitmesi gerektiği gibi bittiğinden. İzlediğim filmler arasında favorim olan filmin yönetmeni Ali Vatansever. Dünya prömiyerini Tallinn, Türkiye prömiyerini İstanbul’da yapan film, Adana’dan En İyi Film Ödülü ile döndü. Kanser hastası bir çocuğun bir oyun içinde kendine yarattığı dünya ve gerçekler arasında sıkışmasını biz de takip ediyoruz. Bu sıkışma 20. kattaki beton evler arasındaki dairede daha da öne çıkıyor. Filmin iki yıldızı var: Fatih Al ve Onur Gözeten. Fatih Al bir anne kadar gösteremese de içinde var olan fedakârlık ve çaresizlik duygularını çok iyi yansıtmış. Benim izleyici puanım 10/10 idi. Film 4 Aralık’ta vizyonda olacak, kaçırmayın derim.

Aldığı Ödüller:

  • En İyi Film

  • En İyi Yönetmen – Ali Vatansever

  • En İyi Erkek Oyuncu – Fatih Al

  • En İyi Umut Veren Erkek Oyuncu – Onur Gözeten

  • FİLM-YÖN En İyi Yönetmen

Canavar / Günyüzü

Canavar, bir tiyatro oyununun perdeye yansımış biçimi. Seyirciyi en çok etkileyen iş olarak belki de en değerli ödüllerden Adana Seyirci Ödülü’nü almaya hak kazandı. Aile meselelerini kapatmak yerine ortaya çıkarıp hesaplaşmaya giden bir hikâyeyi anlatmakta. Olayları halı altına süpürme, sessiz kalma ve kapatma üzerine bir eleştiri var. Bunu da kapama yemeği ile imgeleştirmiş. Taciz gibi bıçak sırtı bir konuyu gereksiz sahnelere boğmadan ve sıkmadan çok güzel işlemişler. Açıkçası Tülin Özen’in de ödül almasını beklerdim.

Puanım 9/10

AdanaFF-2026_Günyüzü_Gösterim_05

Günyüzü, başta içine çekmese de ilerledikçe dünyasına sokan bir film. Burada da benzer aile ilişkileri eleştirisi vardı. O yüzden bu iki filmi beraber ele aldım. İstemedikleri hayatları yaşayan insanların bir şeylerle oyalanırken olaylara kayıtsız kalmalarında ısrar etmeleri üzerine bir anlatım ilerlemekte. Köyde kuraklıktan günyüzüne çıkan yarıklar gibi geçmişte kapatılan bir cinayetin günyüzüne çıkarılma çabasını anlatmakta. Asıl cesaretin kendi yolunu seçenlerde mi yoksa hayatını başkalarına adayıp istemediği hayatı yaşayanlarda mı olduğunu sorgulatıyor. Filmde Fidan karakteri yardımcı karakter olmanın ötesine geçmiş ve herkesin hafızasında kalmıştır bence.

Puanım 7/10

Aldığı Ödüller:

  • Yılmaz Güney Film Ödülü

  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu – Süleyman Kadim Kabaali

  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu – Asena Hotamış

Haftalık Bültene Abone Ol

Yeni yazılar ve öne çıkanlar her hafta e-postana gelsin.

Aydınlatma Metni

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ("KVKK") uyarınca, bu formda paylaştığınız e-posta adresiniz; veri sorumlusu sıfatıyla BBI Yapım Prodüksiyon Organizasyon Reklam Ltd. Şti. tarafından, yalnızca haftalık bülten gönderimi amacıyla, açık rızanıza dayanılarak işlenir. Verileriniz amaçla sınırlı olarak abonelik süresince saklanır ve yasal zorunluluklar dışında üçüncü kişilerle paylaşılmaz. KVKK m.11 kapsamındaki haklarınızı ve abonelikten çıkma talebinizi info@birbabaindie.com adresine yazarak iletebilirsiniz.

Yorumlar

    Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

    Yorum yazmak için topluluğa katıl. Ücretsiz, bir dakika sürer.