Jakuzi konser notları | “Bu konser bizi bir hafta daha yaşatacak.”

Oradaydık
Sevdiğim grupları ihmal ettiğimi genellikle yeni albümleri çıktığında fark ederim. Jakuzi’de ise bu durum bana konserlerine en son ne zaman gittiğimi hatırlayamayınca dank etti.
Son zamanlarda zihnimde biriken sevimsiz düşüncelerle yeterince iyi geçinemediğim düşünülürse, bu ihmali telafi etmek için 24 Temmuz’dan daha iyi bir gece bulamazdım.
Konser fotoğrafları: Erdem Aydın

Jakuzi, şarkılarıyla hissettiğimiz kadar yalnız olmadığımızı, krizler içinde bulunabileceğimizi, eh, bazen de bu krizlerin çözülemeyeceğini ama insan olmanın biraz da böyle bir şey olduğunu ciğer sökmek suretiyle anlatan gruplardan biri. Onları izlemek ve içimi doya doya boşaltmak için Bir Baba Indie’nin Kadıköy’deki ofisinden çıktım ve kadim dostum, en kutsal hislerin insanı Ege Öktem’i de yanıma alıp Blind’ın yolunu tuttum. Kendimi Jakuzi’ye ses yoluyla sarstıracak, içimde ne birikmişse orada bırakacaktım.

Konserden dönerken orada tozum bile kalmamalıydı.

Böyle bir ihtiyacı bir konserin sırtına yüklemek ne kadar makul, ayrı mesele. Üstelik o gece sadece konseri yazmak gibi bir niyetim de yoktu. Bu yüzden geceye dair aklımda kalanların ne kadarının sahnede, ne kadarının Jakuzi seyircisinin arasındaki birinin (bu senaryoda, yazar dostunuz olan bendenizin) kafasında yaşandığını birbirinden ayırmaya pek de çalışmayacağım. Ne de olsa düşünceler de ülkemizin güzide gruplarından birinin konser tecrübesinin parçası.

Önden biraz takılıp konser henüz başlamışken Blind’a vardık. Kapının önündeki kalabalığı, kimlerin geldiğini, insanların konsere nasıl bir hâlde girdiğini biraz izlemek isterdim ama mümkün olmadı. Malum, İstanbul’da bir yerden bir yere gitmek artık yirmi dört yıldan başlıyor. Biz de konserin mekân önü takılmacası faslını trafikte tüketip doğrudan içeri girdik.

Blind’a girdiğimizde hınca hınç doluydu. Jakuzi ise Sana Göre Bir Şey Yok ile açılışı yapmıştı bile. Biz kalabalığın arasında kendimize yer açmaya çalışırken şarkı salonu çoktan ele geçirmişti. İlk parçanın ufak bir kısmını kaçırmış olsam da gecenin genel havasını anlamak için fazla beklemem gerekmedi.

Vokalist Kutay Soyocak kolsuz bir üst giymişti. Kendisiyle son yüz yüze karşılaşmamız, muhtemelen onun bile hatırlamayacağı kadar uzun zaman önce bir spor salonunda gerçekleşmişti. Aradan geçen sürede verilen emeğin karşılığını aldığı ve fiziksel olarak zinde olduğu açıktı.

Helal olsun valla.

Şüphe ve ardından Yangın geldi. Jakuzi’yi bugüne kadar pek çok kez canlı izledim ama son gördüğüm zamana kıyasla sahnede belirgin biçimde daha hareketliydiler. Kutay’ın seyirciyle kurduğu rahat ilişki ve sahneyi kullanma biçimi daha ilk bölümden dikkat çekiyordu. İyi bir şarkı yazarı olmasının yanında, izlemesi ne kadar keyifli bir frontman olduğu da gecenin ilerleyen dakikalarında kendini tekrar tekrar gösterecekti.

Şarkıların özellikle son bölümlerinde kayıtlı versiyonlardan hafifçe ayrılan düzenlemeler ve daha coşkulu bitirişler duymak ayrıca hoşuma gitti. Albümdeki parçaların birebir tekrar etmesi yerine konserin enerjisine göre biçim değiştirmesi her zaman daha değerli geliyor.

O gece pek makul sayılamayacak beklentilerim vardı. Şarkılar yoluyla kendime yaşatmak istediğim katarsis düşünüldüğünde, kulaklarımın patlamasını ve müziğin fiziksel olarak üzerime çökmesini istiyordum.

Grup çok iyi çalıyor, sahne enerjisi gayet yüksek seyrediyordu ama genel ses seviyesi yüzünden kendimi istediğim kadar bırakamadım. Bunun salonla mı yoksa yıllardır konser konser gezmekten kulaklarımın artık erimiş olmasıyla mı ilgili olduğundan emin değilim.

Bir Düşmanım Var başladığında salon konsere kendini iyiden iyiye bırakmıştı. Bir süre sonra etrafımdaki insanların nemini tenimde hissetmeye başladım. Bu noktada konserin doğası kendini dayatıyordu. Jakuzi’yi böyle bir kalabalığın içinde dinlerken fiziksel mesafenin korunabileceğini sanmak zaten en başta hatalı bir varsayımdı. Dinlediğimiz şarkıların altında iyi çalışan, zaman zaman flört edercesine arsızlaşan bir dans damarı olduğunu unutmamam gerekirdi.

Sonraki şarkının Korkuluk olduğunu sanıyorum. Konserde telefona not almayı sevmediğim için elimde kalem ve defterle vızır vızır not alıyordum. Fakat bir müzik yazarı olarak hesaba katmam gereken, akıllara durgunluk veren, inanılmaz bir ayrıntıyı atlamışım. Konser salonları karanlık oluyor.

Kendi yazımı okuyamadığım için şarkının Korkuluk olduğundan yüzde yüz emin değilim. İcrasını ve o sıralar grupla ilgili ne düşündüğümü hatırlıyorum. Kutay bu sıralarda yaşlandıklarına dair şaka yaptı ama sahnedeki ekibin enerjisi bu iddiayı pek desteklemiyordu.

Sıradaki şarkı Lubunya devam ederken önümde dans eden grubun ara ara bana baktığını fark ettim. İçlerinden biri buna diğerlerinden biraz daha uzun süre devam etti. Dönüp bakıyor, sonra yeniden dans etmeye devam ediyordu. Bir süre sonra bu iş tuhaf bir hal alınca sıcaktan yüzüne yapışan saçlarını topladı, yanıma yaklaştı ve elimdeki deftere ne yazdığımı sordu.

Konser tecrübemin bir parçası olduğu için burada başlayıp biten bu küçük sohbeti de not aldım.

Müzik yazarı olduğumu, konserle ilgili bir metin yazdığımı söyledim. Bakışlarında bir yerden çıkarmaya çalışıyormuş gibi bir hâl vardı. Bir Baba Indie’de çektiğimiz videolardan görmüş olabilirdi. Yakın zamanda askerden dönüp sakallarımı kısaltınca birine benzetmiş olması da mümkündü. Şu sıralar benzetilmekten yorulduğum Bartu Küçükçağlayan sanmış olma ihtimalini kısa süreliğine değerlendirdim, sonra konsere döndüm.

Buradan sonra çalınan her şarkıyı tek tek sayıp setlistçilik yapmayacağım. Zaten karanlıkta tuttuğum notlar da güvenilirliğini iyiden iyiye kaybetmişti. Bir süre sonra şarkı isimlerini not etmeyi bırakıp kendimi Can’ın davullarına ve kick vuruşlarında titreyen göğsüme bıraktım.

Grubun canlı miksinin başarısı gittikçe belirgin hâle geldi. Parçaların puslu atmosferine rağmen hiçbir enstrüman diğerinin altında ezilmiyordu.

Kutay Çürük Düş’ü çalmadan önce şarkıyı kendisinin sevdiğini ama dinleyicilerin pek sevmediğini düşündüğünü söyledi. O saatten sonra salonda herhangi bir parçadan hoşlanmadığını gösterecek kıvamda kimse kalmamıştı. Çürük Düş de, onu takip eden Hiç Mi Yok? da önüne gelen her şarkıya coşan kulak memesi kıvamındaki kalabalık tarafından aynı iştahla karşılandı. Özellikle Hiç Mi Yok?’un groove’u canlıda çok daha iyi çalışıyordu.

Ufak bir sigara molası için dışarı çıkmaya niyetlendim. Tam kapıya meylederken Koca Bir Saçmalık minimal bir düzenlemeyle başladı. Merak edip biraz daha kaldım. Molam az daha bekleyebilirdi. Şarkı yavaş yavaş tam gücüne ulaşınca ise mola işinin çok daha uzun süre beklemesi gerektiğine karar verdim. Bu şarkı Jakuzi’nin düzenli dinleyicisi olmayanların dahi bildiği bir eser elbette. Muhtemelen hepimiz kayıtlı versiyonuna oldukça alışığız. Çeşitli mecralardan açıp dinlediğimiz halindeki bas gitar tonu çok daha parlak. Canlıda kulağım ister istemez o tonları aradı. Takip eden sürelerde ise sahnede kısa süreli bir aksaklık da yaşandı sanırsam. Bas gitarist Tibet’in in-ear sisteminde mi, Yüce’nin klavyesinde mi yoksa başka bir yerde mi problem çıktığını bulunduğum yerden anlayamadım fakat bu sorun şarkının akışı bozulmadan profesyonelce çözüldü. Konserin sonuna kadar bir iki kere aynı problemin yaşandığı hissine kapıldım.

Sıradaki şarkı olan Yalnızlar Caddesi’nde bünye bir Brek istedi valla yalan olmasın. Ben ise bir yandan mesleki takıntıyla setten şarkı kaçırmak istemiyor, bir yandan da artık şu sigara molası işini çözmeye çalışıyordum.

Bu sırada Jakuzi sahneden indi. Seyircinin teveccühü ve sloganlar ile birlikte bise geldiler. Blind ahalisi ise zaten döneceklerine dair hiçbir şüphe taşımadan, iğne atsan yere düşmeyecek vaziyette bekliyordu.

Yüce piyanonun, Kutay ise mikrofonun başına geçti ve namıdiğer “Jakuzi on Piano” vaziyeti alarak adamın kalbini sökme gayesi içeren şarkılar söylediler. Bu sırada çalınan Yarım Kalan konserde benim için en çok öne çıkan kısım oldu. Şarkıyı tam grup hâliyle dinlemeyi de isterdim ama piyano ona çok yakışıyor.

Kendine Rağmen sonrasında yüreğim biraz daha yaşamaya elverişli hâle geldi ve vokalist Soyocak şarkının akabinde ilgimi çeken bir şey söyledi.

Bu konser bizi bir hafta daha yaşatacak.

Bu söz aklıma takılıp kaldı. Sizler de, yazının başlığında aynı sözü görüyorsunuz. Sarf ettiği bu cümleyi Türkiye’deki müzik ekonomisine ve konserlerin bir grubu maddi olarak ne kadar taşıyabildiğine dair bir eleştiri olarak da söylemiş olabilir pek tabii ama sanmıyorum 🙂 Buradan benim çıkarttığım anlam, son zamanlarda çoğumuz gibi benim de içinde debelendiğim bir his.

Şu hayatı, sabahları uyanmak için sağdan soldan neden devşirmeye çalışan hırsızlar gibi geçiriyoruz.

Konserlerden, güzel filmlerden, insanlara olan sevgimizden ve sorumluluklarımızdan medet umuyoruz. Bazen de Kutay’ın ve ekibinin bu konserde bulduğu gibi bir neden buluyor, bizde uyandırdığı olumlu hisler tükenene kadar ona tutunuyor, sonra yenisini arıyoruz.

Artık ikinci sigaranın zamanı gelmişti. Dışarı çıkıp şarkı kaçırmadan geri döndüğümde grup Toz’u çalıyordu. Biraz daha dinleyip, havasızlığı dakika dakika artan Blind’ın dışındaki alana tekrar geçmem gerektiğini fark ettim.

Bir süre dışarıda bekledikten sonra konserden çıkanları izlemeye karar verdim. Az önce aynı şarkılarda birbirlerinin üzerine yığılmış insanlar dışarı akıyordu.

Bu dostlarımızın arasında, yanındaki insana yaklaşmadan önce fiziksel ya da duygusal olarak ne kadar mesafe bırakması gerektiğini hesaplamaya zorunlu hissetmeyenler vardı. Bazılarıysa karşısındakinden gelecek ilk hamleyi çekingen bir biçimde bekliyordu. Eski arkadaş oldukları belli olan gruplarla, dışarı çıkar çıkmaz sigarasını yakan yalnız kurtlar kolayca ayırt ediliyordu. Pasif bir gözlemci olarak orada var olmak, bir güvenlik kamerasından hallice olmak beni mutlu etti.

Birlikte geldiğim Ege’yi de yanıma alarak konserde karşılaştığım arkadaşlarımla geceyi devam ettirmeye gittim.

O sırada aklıma mıh gibi çakılan cümle şuydu:

“Bu konser bizi bir hafta daha yaşatacak.”

Jakuzi gibi ben de cebime bir hafta daha koydum. Sonraki için ise aramalara ufaktan başlamak lazım.

Kısmet diyelim.

Tags: , , , , , , ,

İlginizi Çekebilir

The Strokes’un kontrollü tuhaflığı: Reality Awaits
Selût ile Söyleşi: “Konserden Çıktığında Yüzüne Su Çarpmış Gibi Olsun”

Yazar

BBI Merch

Bize Katıl!