Yılın ilk yarısını geride bırakırken radarlarımıza takılan 10 yabancı kaydı kısa incelemeleriyle birlikte listeledik. Özellikle alternatif rock sahnesindeki muazzam üretkenlik seviyesinin göze çarptığı bu dönem, yılın ikinci yarısı için de güzel sinyaller vermeyi başardı.

Preoccupations
New Material
2016’da grubun ismini vererek yayınladıkları albümlerinin ardından arayı fazla açmayan Kanadalı post-punk dörtlüsü Preoccupations bu yıl New Material ile geri döndü. Yıllar içinde oluşturduğu kendine has post-punk sound’una her bir albümünde farklı bir karakter ekleyerek risk almaktan çekinmeyen ekip, bu albümde de işinin hakkını sonuna kadar veriyor. Karanlık ve agresif müzikal karakterinden hafif manevrayla uzaklaşarak daha naif bir çizgide duran bu albüm aynı zamanda eski albümlerdeki karanlık atmosferden kurtularak aydınlığa açılan bir pencerenin perdelerini hafifçe aralıyor. Gitarların başroldeki yerini klavyelere nazikçe bıraktığı kayıtlar yeni Preoccupations sound’unun önemli bir noktası. Halen post-punk’ın yoğun ve derin suları içerisinde dolaşmaya devam eden ekip, New Material ile yeni dönemde bu janrın en önemli temsilcilerinden biri olduğunu tekrar teyit ediyor.
Parquet Courts
Wide Awake
Alternatif rock çatısı altında son zamanların en heyecan verici müziklerini icra eden Teksas çıkışlı Parquet Courts, müzikal açıdan en zengin içeriğe sahip yeni albümü Wide Awake’i mayıs ayında yayınladı. Punk rock’tan funk ve hatta Motown’a kadar bolca farklı tarzın tam dozajında bir araya getirilerek yoğrulduğu albümün hem eğlenceli gelen hem de öfkeyle başkaldıran bir tavrı var. Albüm bu açıdan ekibin en eklektik kaydı olarak öne çıkıyor. İlk albümlerinde sık sık rastladığımız bol tekrara dayalı şarkı temellerini bir kenara bırakan ekip, Wide Awake’te tekdüzelikten uzak, değişken ritimler üzerine kurguladığı yaratıcı melodilerle sürprizli kompozisyonlar oluşturuyor. Parquet Courts için değişmeyen tek nokta ise şarkıların büyük bölümünde şarkılara ses veren Andrew Savage’ın bir hikâye anlatıcısı rolüne bürünerek masaya koyduğu protest vokali.
Kamaal Williams
The Return
Londra caz sahnesine synthesizer’daki yeteneğiyle yepyeni bir soluk getiren Kamaal Williams’ın kendi adıyla yayınladığı ilk albümü The Return caz, funk ve R&B üçgeni içerisinde bir noktaya konumlanabilecek ve aynı zamanda Williams’ın gençlik yıllarında içinde yer aldığı hip-hop sahnesinden beslenen füzyon bir kayıt. Caz-funk efsanesi Herbie Hancock izlerinin de bol miktarda görüldüğü albüm, Williams’ın klavyedeki etkileyici performansı sayesinde yılın ilk yarısının en dikkat çekici caz albümlerinden.

Amen Dunes
Freedom
Amerikalı şarkıcı-şarkı yazarı Damon McMahon’un başını çektiği Amen Dunes son iki albümü Love (2013) ve Through Donkey Jaw’daki (2011) avangart yaklaşımıyla hak ettiği değeri henüz görmemişti. McMahon minimal seviyede kullandığı ritim öğeleri, bir kara delik gibi büyük boşluklar yaratarak insanı içine çeken kirli tonlu gitarı ve titrek vokaliyle indie rock ve folk rock’ı drone öğelerle buluşturarak karanlık ve tekinsiz bir müzik icra ediyordu o yıllarda. Bu yıl mart ayında yine Sacred Bones etiketiyle yayınladığı yeni albümü Freedom ise enstrümantal açıdan standart rock formuna daha yakın, ritimlerin belirginleşerek dinleyicinin şarkılara tutunabileceği ve hatta hafiften dans edebileceği bir alan yarattığı ve dolayısıyla sesini daha geniş kitleye duyurabilmeyi başarmış bir kayıt. McMahon’un eski kırılgan ve ürkek sesi Freedom’da daha belirgin ve canlı çıkıyor ki bu da sözlere eşlik etmeyi daha rahat hale getiriyor. Amen Dunes yıl sonundaki en iyi rock albümleri listelerindeki yerini ayırtmış gibi gözüküyor.

Hieroglyphic Being
The Red Notes
Chicago elektronik müzik sahnesinin en enteresan prodüktörlerinden Jamal Moss’un müzikal kimliği Hieroglyphic Being yeni albümü The Red Notes’u geçtiğimiz şubat ayında ünlü Soul Jazz Record etiketiyle yayınladı. Bir önceki başarılı albümü The Disco’s of Imhotep ile benzer vizyona sahip bu kayıt da techno’yu standart tüm kalıplarından kurtarıp son derece deneysel bir tabana oturtuyor. Albüm bu deneysel yaklaşımı ile evde bir koltukta sakin ve konsantre bir şekilde dinlenmeyi gerektirirken aynı zamanda dans pistinden dışarı adım atmayanları da hayal kırıklığına uğratmıyor. Zaman zaman karşımıza çıkan piyano sample’ları ve acid house öğeleri şarkılara ziyadesiyle lezzet katıyor. The Red Notes ender duyulabilecek tuhaf seslerin de eklemlendiği değişken şarkı yapıları sayesinde dinleyicide “bir dörtlük sonra acaba ne olacak?” merakını sürekli olarak taze tutuyor. Yılın en heyecan verici elektronik kayıtlarından biri olduğu aşikâr.

Beach House
7
Özellikle Teen Dream ve Bloom albümleri ile 2000’lerdeki dream pop akımının sözlük tanımını oluşturabilecek nitelikte çok önemli işlere imza atan Victoria Legrand ve Alex Scally ikilisi yedinci uzunçaları 7 ile karşımızda. Efsanevi İngiliz alternatif rock ikilisi Spacemen 3’nin yarısı konumundaki Peter Kember’ın prodüktörlüğünü üstlendiği albüm Beach House’u bir süredir içinde bulunduğu duraklama devrinden çıkarıyor ve ikiliye yepyeni bir yol çizme şansı vermişe benziyor. Kember’ın albüme katkısı ile Beach House sound açısından saf dream pop ekseninden kurtulup shoegaze sularına doğru yol alıyor. Albüm bu açıdan shoegaze’in en önemli ekiplerinden Slowdive’ın bu iki janr arasında köprü kuran geçen seneki kendi ismini taşıyan kaydını hatırlatıyor.

MGMT
Little Dark Age
Müzikal kariyeri adeta roller-coaster’a dönen Brooklyn’li indie-pop/synth-pop ikilisi MGMT (Ben Goldwasser, Andrew VanWyngarden) son albümünden tam 5 sene sonra merakla beklenen yeni uzunçaları Little Dark Age’i yayınladı. 2007 yılındaki çıkış albümleri Oracular Spectacular ile muazzam bir başarı elde eden ikili, özellikle dönemin indie marşları haline gelen Kids, Time to Pretend ve Electric Feel gibi şarkılarıyla bir jenerasyonun dilinden uzun süre düşmedi. Sonraki albümlerinde girdikleri tuhaf saykodelik pop denemeleriyle önemli ölçüde düşüş yaşayan ekip son atımlık kurşunu niteliğindeki Little Dark Ages ile hedefi tutturarak olgunluk dönemlerine yakışır bir albümle karşımıza çıkıyor bu sefer. Amerika’da yaşanan politik buhrandan da nasibini alarak toplumsal yozlaşmaya dair bir söylem edinen albüm, ikilinin bugüne kadar yere en sağlam basan icraatı aynı zamanda. Caz ve funk elementlerinin yer yer hissedildiği ve son dönemin en başarılı pop sanatçılarından Ariel Pink müziğine bolca referans veren Little Dark Age MGMT’ye hayat öpücüğünü kondurmayı başarıyor.
Wooden Shjips
V.
Müzikal kariyeri boyunca bütün enerjisini gitarı, vokali ve çeşitli efekt pedalları aracılığıyla rock müzik çatısı altında bitmek bilmeyen hipnotik döngüler yaratarak dinleyiciyi trans haline sokabilmek için harcayan Ripley Johnson ana projesi Wooden Shjips ile 5 yıllık aradan sonra tekrar karşımızda. Sanae Yamada ile sonradan başlattığı yan projesi Moon Duo ile de benzer bir misyon üstlenen Ripley Johnson V. ile günümüz saykodelik rock ve krautrock müziğinin en güzel örneklerini vermeye devam ediyor. Önceki albümlerinden farklı olarak bu sefer metronomun hızını bir miktar düşüren ve akustik gitarlardan da faydalanarak eskiye göre gürültü dozajını azaltan Wooden Shjips kulakta daha önce hiç olmadığı kadar doğal ve organik bir hissiyat bırakıyor. Tekrar ederek uzayıp giden döngüler üzerine Johnson’ın bolca reverb’e bulanmış, anlaşılması güç mırıldanmaları insanın ruhunu tedavi edercesine meditatif bir güce sahip bu albümde.
Khruangbin
Con Todo el Mundo
Teksaslı üçlü Khruangbin’in müziği son birkaç yıl içinde artık neredeyse yeni bir janr olarak dikkate alınmaya başlanan “world music” etiketi adına en yerinde örneklerden birisi. 2015’teki ilk albümleri The Universe Smiles Upon You ile 60’lar Tayland’ının funk, soul ve R&B müziğinden ilham alan ekip, bu yılın başında yayınladığı Con Todo El Mundo’da ise Karayiplerden Hindistan’a, oradan Orta Doğu ve Asya’ya uzanan çok geniş bir coğrafyanın kültürlerinden etkileri şarkılarına taşıyor. Khruangbin müziğinde davulcu Donald “DJ” Johnson’ın basit ve sakin ilerleyen hip-hop groove’ları ile Laura Lee’nin reggae ve dub köklerinden beslenen akışkan bas gitar döngülerini bir araya getirerek oluşturduğu zemin üzerine son zamanların en ilham verici gitaristi Mark Speer elektrik gitarıyla egzotik funk ve surf melodileri inşa ediyor. Müziğiyle kısa bir dünya turu vadeden üçlünün gelecekteki kayıtlarında rotayı hangi yöne çevirecekleri şimdiden büyük bir merak konusu.
(Bknz. Con Todo El Mundo albümüne dair daha önce yayınladığımız “Khruangbin’i neden ‘dünyalar kadar’ seviyoruz?” başlıklı inceleme yazısı.)

Our Solar System
Origins
Alternatif rock müzik çatısı altında icra edilen türden bağımsız olarak çizgi dışında kalan en yaratıcı grupları gün yüzüne çıkaran Amerikalı plak şirketi Beyond Beyond is Beyond kataloğundaki İsveçli kolektif Our Solar System’ın 5 parçalık yeni uzunçaları Origins uzay boşluğunda sonik keşifler peşinde koşan dinleyiciler için ilaç niteliğinde. Standart rock müzik enstrümanlarına katmanlar halinde eklemlenen çeşitli perküsyonlar, klavye ile yaratılan manipülasyonlar, geniş bir alanda yankılanan yaylı ve üflemeliler şarkıları deneysel ve emprovizasyona açık bir boyutta sunarken yılın en sağlam krautrock albümlerinden birine tanıklık etmiş oluyoruz. Her bir müzisyenin bir gezegeni temsil ettiği bu gizemli müzikal kolektif yoğun ses öbeklerini bir araya getirerek devasa ses duvarları inşa ederken dinleyicileri de arşa doğru seyahate çıkarıyor.
















