90’larda Türkiye’de yayımladıkları albümler ve performanslarla bizi kendilerine hayran bırakan Azerbaycanlı rock efsanesi Yuhu şimdi yepyeni bir kadroyla geri döndü ve 12 Mayıs’ta İstanbul’da çok özel bir konsere imza atacaklar. Bu benzersiz grubun eşine az rastlanır hikâyesini anlattık ve grubun yeni dizilimindeki tek orijinal üye olan Cengiz Eyvazov ile röportaj gerçekleştirdik.

Bir belgeselci hemen Yuhu’nun hikâyesini anlatmak için yola çıkmalı! Ama ondan önce biz anlatalım çünkü yıllar yıllarrrr sonraki ilk İstanbul konserlerine günler kaldı.
90’ların başında bir Fransız müzik yapımcısının “açık çek” benzeri bir vaadiyle Batı’ya açılmaya karar veren dört Azerbaycanlı gencin hikâyesi bu. İlk durakları İstanbul olur, bizim hayalperestlerin. Dört göçmen müzisyen olarak 1990’ların başında burada, bir yandan hanutçuluk gibi işlerde çalışırken diğer yandan müziğe dair kurdukları hayallerin peşinden giderler. Ama gel gör ki vize, şu bu derken bir türlü Fransa’ya gidemezler; İstanbul’da kalakalırlar…
Fakat burada da az buz başarı elde etmezler… Bizim tam bir akıl tutulmasıyla “Türkçe sözlü rock mümkün mü?” diye tartıştığımız yıllarda, Azerice sözlü ve yüksek standartlı iki rock albümünü peş peşe yayımlarlar.
Önce hard rock ve klasik metal çizgisinde “Hazar Sahilinde”. Hemen bir sonraki yıl, 1994’te ise progresiften blues’a, Azerbaycan halk müziğinden caza kadar birçok türden ve akımdan esinlenen “Sumgait”. Uzelli Kaset’ten çıkan bu iki albümün yanı sıra, grubun Karavan gibi mekânlarda ortaya koydukları canlı performanslar da dinleyicilerde ve dönemin müzisyenlerinde hayranlık uyandırır. Sovyet ekolünden gelen disiplinli ve virtüöz bir icra kabiliyeti, Azerbaycanlılara özgü yoğun bir hissiyat ve Anadolu’nun kadim âşıklarını anımsatan lirikler Yuhu şarkılarında bir araya gelir.
Grubun hayranları olarak Yuhu’nun geri dönmesini hep hayal ediyorduk. En son “Hazar Sahilinde”nin plağı Uzelli’den çıktı; o plak çıkmadan önce Yuhu’nun birtakım hazırlıklar içinde olduğunu duyuyorduk. Fakat grubun kurucusu ve bas gitaristi İbrahim Eminov’un vefat ettiğini duyduk, çok üzüldük.
Derken günümüze geliyoruz. O da ne? Yuhu, Yuxu adıyla Bakü’de çalacağı ilk konsere hazırlanıyor; üstelik ikinci konser de İstanbul’da gerçekleşecek. Peki nasıl? Aklımızdaki tüm soruları sorduk.
2001’de “Ölüme Çare Yok” albümünden sonra dağılan Yuhu’nun, geçen zaman zarfında bir araya gelmesi yönünde adımlar atılmış mıydı? Bu neden gerçekleşemedi?
Evet, konser vermeyi planlamıştık. Fakat organizasyon konusunda kendileriyle anlaşamadık. Bu yüzden gerçekleştirilemedi. Daha sonra istesek de İbrahim Emin’in vefatı sebebiyle, vefatından sonra da konser arzumuzu gerçekleştiremedik.
Yuhu’nun sinema filmi gibi bir hikâyesi var. Hayallerinizin peşinden Azerbaycan’dan Fransa’ya gidecekken İstanbul’da kaldığınız; burada çeşitli bar ve kulüplerde çalıp birbirinden güzel üç albüm çıkardığınız yıllar… Sizin gözünüzden o yılları biraz dinleyebilir miyiz?
Gerçekten Yuhu ile İstanbul’da yuhu gibi (rüya gibi) bir hayat yaşadık. Türkiye, İstanbul bizim için vatan oldu. Çalıştık. Fakat Fransa’ya gidememe sebebi bürokratik engellerdi.
İstanbul adına şarkı bile yapmıştınız; “Sensiz geçen günler kara zindandır” diyordunuz şarkıda, o kadar kötü geçmemiştir tahminimce! Neler yaptınız İstanbul’dan sonraki ve Yuhu’nun uyuduğu yıllarda? Namık Naghdaliyev’in Kıraç’ın grubunda gitarist olduğunu biliyoruz mesela. Merhum kurucu basçınız İbrahim, ilk iki albümdeki vokalist Cesur ve siz neler yaptınız?
“İstanbul” parçamız, İbrahim Emin’in Türkiye’de yaşayan akrabalarına duyduğu özlemden ve İstanbul sevgisinden bahsediyor. Bu yüzden parçada, “İstanbul’suz geçen günler bir zindandı” dedik. Bu şiir, İbrahim Emin’in İstanbul’a gelmeden öncelerden yazdığı şiirdi. Cesur zaten 1995’te gruptan ayrılarak Moskova’ya gitti. Ben, Cengiz Eyvazov, dövme işlerinde çalışmaya başladım. İbrahim Emin ise Azerbaycan’a döndü, kendi yeni grubunu kurdu ve o grupta bas çalarak müzik hayatına devam etti.
Hep uykularda görerdik.
Grubun adı olan Yuhu’nun hikâyesi nedir? Grubun adı olarak “Yuhu”yu belirlediğinizde bu sözcük size ne ifade ediyordu?
Grupla her provadan sonra herkes kendi hayalini, rüyasını kendi aramızda paylaşırdı. Mesela rüyamızda büyük konserler verdiğimizi görürdük; kimisi iyi teçhizatlar, kimisiyse iyi enstrümanlar aldığını gördüğünü anlatırdı. Çünkü o zamanlarda iyi teçhizatlar ve iyi enstrümanlar yoktu. Bu yüzden hayallerimiz bunlardı. Hep uykularımızda görürdük. En sonunda bu isteklerimizi hep rüyalarda gördüğümüzü fark ederek, “Hep rüyada mı göreceğiz bu arzuları?” diyerek grubun ismini Yuxu (Yuhu, yani rüya) koymaya karar verdik.
Ve şimdi aynen “Uyan Yuhudan” parçanızda dediğiniz gibi, Yuhu uyandı… Peki bu uyanış nasıl gerçekleşti?
Evet, Yuhu uyandı. Zaten İbo ile Yuhu’yu uyandırmak çabalarımız vardı ve bu arzusu beni her zaman düşündürürdü. Nihayet 2024 Ağustos’unda Yuhu’yu uyandırmak için kollarımı sıvadım. Güvenebileceğim İbo’nun kardeşi Elçin Emin’i yanıma çağırdım. Yuhu’yu yeniden kurmak isteğimi anlattıktan sonra çalışmaya başladık.
Yeni kadronuzu tanımak isteriz. Grubun orijinal kadrosunda siz ve Cengiz Eyvazov dışında oldukça genç bir ekip görüyoruz. Yeni Yuhu müzisyenleri Yuhu hayranları arasından mı seçildi? Bu kadro nasıl oluştu?
Evet, söylediğim gibi Elçin Emin hem İbo’nun kardeşi hem de sıkı bir Yuhu hayranıydı. Onun bas çaldığını biliyordum. Çevremizdeki diğer müzisyenleri de davet ettiğimizde gördük ki onlar da Yuhu hayranlarıydı. Böylece grubu kurduk. Grubu şimdiki halini oluşturmak tam iki senemizi aldı ve böylece faaliyetimize başladık.
Özellikle hem gitar çalan hem vokal yapan Babahan, çok zor bir rol üstlenmiş görünüyor. Hem Namık gibi gitar çalması hem de Cesur veya Zaur Abdullayev (3. albümdeki vokalist) gibi vokal yapması gerekiyor. Gördüğümüz kadarıyla da bunu başarıyor. Bu genç yeteneği nasıl keşfettiniz?
Biz gitarist arayışındaydık. Çünkü dediğiniz gibi bu parçaları çalmak kolay değildi. Ve bu süreçte Babahan’ı bulduk. Vokal arayışında olduğumuz sırada provalar devam ediyordu. Bir gün Babahan, sesine güvenip “Vokalde ben olurum” dedi. Biz de onu denedik ve oldu. Kendisi tar sınıfında müzik akademisi öğrencisi. Hem halk hem de batı müziğine hâkim biri.
İki yeni parça / single yayınladınız ve ikisi de harika. Bu şarkıları kim yazdı, kim besteledi? Özellikle İbrahim’e selam veren “Senin Üçün” şarkısının hikâyesini merak ediyoruz.
İlk başta “Senin Üçün” parçasının hikâyesini anlatmak istiyorum. Bu parça çocukluk arkadaşım İbrahim Emin’in hatırasına yazıldı. Parçanın müziğini yazdıktan sonra sözleri Elçin Emin’le birlikte yazarak stüdyo kaydını yaptık. Yuhu’nun yeniden sahneye döndüğünü anlatan ve İbo’nun arzularını gerçekleştirmek amacıyla yazılmış bir parça. Yeniden sahneye dönüşümüzü bu parçayla ilan ettik. Daha sonra sonra Yuhu’nun doğduğu şehir olan “Sumgayıt II” parçasını besteledim. Sözlerini yine Elçin Emin’le birlikte yazdık. Bu, şehrimize duyduğumuz saygı ve sevgiden doğan bir parça.
Süslenmeyi sevmezdik, neyse oyduk.
90’ların ilk yılları, Türkiye’de 80’lerin süslü ve parıltılı imajlarının devam ettiği yıllardı. Bütün rock metal müzisyenleri uzun saçlı, deri pantolonlu, zincirli mincirliydi… Kısacası herkes rock’n’roll’un imajına uyarken siz gayet kendi hâlinizde sahneye çıkıp muhteşem bir performans ortaya koyarak herkesi şaşırtıyordunuz. Ben de sizi Karavan’da çıktığınız konserinizde izleme şansı bulmuştum ve inanılmaz bir performans sergilemiştiniz. Diğer bar grupları cover yaparken siz tamamen kendi şarkılarınızı çalıyordunuz diye hatırlıyorum. Biraz o dönem İstanbul’daki bar ve kulüp performanslarınızı anlatır mısınız? Bir göçmen müzisyen olarak Türkiye’deki günleriniz nasıl geçti? Burada müzisyen dostlar edindiniz mi?
Biz fazla süslenmeyi sevmezdik. Neysek oyduk. 30’dan fazla parçamız vardı. Kendi kendine yeten bir gruptuk. Cover yapmaya ihtiyaç duymadık. Evet biz İstanbul’a geldiğimizde zor zamanlar geçirmemize rağmen güzel günlerimiz daha çok oldu. Çok iyi arkadaşlar edindik. Türkiye bize vatan oldu. Bunu hiçbir zaman unutmayacağız, unutmamız mümkün de değil.
Yuhu’nun çok özel, çok kendine has bir sound’u var. Bu özgün Yuhu kimliğini yaratırken, o ilk kuruluş yıllarında Azerbaycan’dan, Türkiye’den ve tabii dünyadan hangi gruplar ve müzisyenler sizi etkilemişti?
Yuhu her şeyden önce bir rock grubuydu. Rock müzik içinde düşüncelerimizi ve duygularımızı anlatacak pek çok tarz vardı. Bu yüzden parçalarımızı her tarza yakın yaptık. Açıkçası Türkiye’ye gelmeden önce Türkiye’deki rock gruplarından haberimiz yoktu. Malum, Sovyetler dönemi; televizyon ve radyoda iki program vardı. Çoğunlukla Rus müzisyenleri tanıyorduk. Daha sonra Batı müziğini, Rusya’dan gelen arkadaşların getirdiği kasetlerden dinleyerek tanıdık: Deep Purple, Led Zeppelin, Pink Floyd, Black Sabbath ve sair. Türkiye rock gruplarını ise İstanbul’a geldiğimizde tanımaya başladık: Objektif, Mavi Sakal, Acil Servis, Pentagram, Kramp, Volvox gibi grupları. Buradan hepsine selam ve sevgiler.
Yıllar sonra Bakü’deki konserde Yuhu / Yuxu olarak sahne almak nasıl bir heyecandı? Konser nasıl geçti? Merak ediyorum: Zihninizde hatıralar tekrar canlandı mı, gözler doldu mu hocam? Çaldığınız sırada özellikle etkileyen bir parça, özel bir an oldu mu?
Geçtiğimiz Yuhu konseri, konserden ziyade bir olaydı. Hatta Bakü’de konuk olduğumuz bir radyo sunucusu da şunu söyledi: “Bu konser, Azerbaycan rock müziğinde son yılların en büyük olayıydı”. Çok duygulu anlar yaşadık bunu özellikle söylemeliyim: hem ben, hem grup elemanları ve seyirciler… Çok güzel karşılandık, şarkıları birlikte söyledik. Nerdeyse her parçada duygulandım.

Yuhu sadece üç albüm çıkardı ama adeta “boş yok” diyebileceğimiz albümler bunlar. Peki konserlerde çalacağınız şarkıları nasıl seçiyorsunuz?
Hemen hemen bütün parçaları seviyoruz ve severek çalıyoruz.
Yeni şarkılar gelmeye devam edecek mi, yakın zamanda yeni bir albüm bekleyebilir miyiz? Bir de ilk üç albümünüze girmeyen, tekrar gün yüzü görecek parçalar olabilir mi?
Tabii ki. İki yeni parçamızı tekli olarak yayınladık. Bundan sonra albüm çıkaracağız. Hepsi yeni parçalardan oluşacak. Hatta İbo’nun da eskiden yazdığı ve duyulmamış sözlerden bestelenmiş parçalarımız da bu albümde yer alacak.
Yuhu’nun müziğindeki bu yoğun hissiyatı nasıl açıklıyorsunuz? Yıllar önce bir hayalin peşinden İstanbul’a gelen dört arkadaşın mücadelesi mi var bunun kökeninde?
Yuhu bizim için gruptan öte, bir aileydi. O yüzden yıllarca Yuhu’yu yeniden sahnede görme arzusuyla yaşadım. Evet, hem geçmişte hem de şimdi bu şekilde. Biz bu parçaları kendi gücümüzle yazdık ve sunduk. Bu yüzden bütün şarkılarımız bir mücadeleden, bir sevgiden doğdu!
En çok merak edilen konulardan biri: Grubun orijinal gitaristi Namık Naghdaliyev’i tekrar Yuhu’da görüp göremeyeceğimiz… 12 Mayıs’taki konsere kendisi gelir mi? Sahneye çıkma ihtimali olur mu?
Tabii, Yuhu’nun kapısı Namık için her zaman açık. Geçen günlerde Namık’la Azerbaycan’da görüştüm. İstanbul konserine geleceğini söyledi. Mayıs’ta gerçekleşecek İstanbul konserinde Namık’ın sahneye çıkıp çıkmayacağı orada belli olacak.
İstanbul konserinde bizi neler bekliyor? Yuhu severlere ne söylemek istersiniz?
İstanbul konserinde eski parçalarla beraber yeni parçalar da çalınacak. Hem nostaljik duyguların hem de özlemin yoğun olduğu bir konser olacak; bu konseri çok önemsiyoruz. En önemli Yuhu yılları İstanbul’da geçti. Umarız aynı coşku, sevgi ve heyecanla karşılanırız; birlikte çok güzel zaman geçireceğiz. Hepinizi çok seviyoruz, sizlerle yeniden buluşacağımızı heyecanla bekliyoruz.
Konserin olası setlist’inden oluşturduğum Spotify playlist’ini aşağıda bulabilirsiniz.













