Den Ze: “Müzik benim için bir oyun ve özgürlük alanı”

Röportaj

Berklee College of Music‘te eğitim alan Den Ze, kendi yazıp bestelediği Neylerim adlı şarkısıyla dijital platformlarda tanınmaya başladı. Altın Güvercin Beste Yarışması’nda “En İyi Besteci, En İyi Söz Yazarı ve En İyi Yorumcu” ödüllerini kazandı. Fransız müzisyen Kazy Lambist ile yaptığı Modadisko düetiyle pop müziğe farklı bir dokunuş getirdi. Son şarkısı ÇOK UZAK‘ın ardından kendisiyle sohbet ettik.


Müzik kariyerine nasıl başladın? 

Müziğe 4-5 yaşlarında oyuncak orgda kulaktan şarkı çıkararak başladım, kulağımın iyi olduğunu, kolayca duyup aynısını çalabildiğimi hep fark ettim. Sonra ilkokul yıllarında şiirler besteler yazıyordum hep. Müzisyen olacağımı biliyordum o yaşlardan, ailemle gittiğimiz yemeklerde sahneye çıkıp şarkılar söylüyordum ara sıra. 5. sınıfta yazdığım arabesk bir şarkım var. 16 yaşında piyanom oldu, Brad Mehldau başta olmak üzere çeşitli solo piyanistlerin parçalarını kulaktan transkript ede ede piyanoda çalmaya çalışmak en büyük hobim oldu. Ortaokulda okul orkestrasına girdim, lisede Soundcheck ve KASDAV yarışmalarında dereceler aldık. Boğaziçi Elektronik Mühendisliği’ne gittiğimde aynı zamanda İstanbul Üniversitesi yarı zamanlı müzikal bölümünü birincilikle kazandım. Boğaziçi’nde 2. sınıftayken Berklee College of Music 5 haftalık yaz okulunda potansiyelimin iyice farkına vardım, bir de vokal olarak orada tam burslu linans hakkı kazanınca, müzikte bir kariyer yapma fikrim iyice netleşti, Boğaziçi mühendisliği dondurup Berklee’ye gittim. Matematiği ve quantum fiziğini hala çok seviyorum, hobi olarak ilgileniyorum onlarla.

Üretim yaparken sana en çok keyif veren ve en çok zorlayan şeyler neler?

Bana en çok keyif veren şeyler, özgürce şarkı söylemek, içimden geldiği gibi müzik yapmak, yeni bir DAW projesi açıp içinde takılmak. Özgürlük hissi. Kendi sanatsal estetiğimin, artistik kriterimin en önemli kıstas olması, bu şekilde bir zihniyetle içimdeki zıplayan fikirleri kucakladığımda çok keyif alıyorum. Oyun bu benim için, çok sevdiğim bir oyun oynama hali. Bu sahnede de, müzik üretmemden icra etmeme her türlü dinamiğinde geçerli. Eğer birilerinden bir şeylerden etkilendiysem ya da toksik birtakım müdahalelere kayıtsız kalamadıysam, bazen bu zihniyetten çıkıp “iyi olmalıyım, çok kaliteli olmalıyım, ay şunu memnun etmeliyim, bunu memnun etmeliyim, bak şurayı böyle yapamamışım, olmaz!” falan gibi bir hale geçebiliyorum, öyle bir kafaya geçmişsem tüm o oyun süreci savaşa dönüşüyor. Uyanık olabilip farkına varınca geri kendi sanatımla öyle yaptığım, özgür ruhuma dönünce rahatlıyorum. Her iki kafada da iyi iş çıkarmak mümkün, ama tat, zevk, ân, akış için ilkindeki enerji harika bir şey. Eğer odağım eskaza birilerinin takdirini toplamak olmuşsa, bir dış kritere uymak olmuşsa sıkışıyorum. Odağım keyif almak ve elimden geldiğince içimdeki cevheri ortaya koymak olunca, kendimi ve her şeyi olduğu gibi kabul ederek bu şekilde oyun oynayınca çok keyifli.

Son single’ın Çok Uzak’ın kayıt süreci nasıldı?

Çok Uzak’ın kayıt süreci, o şarkıda bahsettiğim rüyayı gördüğüm gün gerçekleşti. Uyanıp meditasyon yoga pratiklerimi yapıp bir şeyler atıştırırken rahatsız ve üzgün hissediyordum baya. O hislerin içinde elime gitarı aldığımda güzel bişeyler çıktığını farkettiğim an Ableton’ı açtım ve gitarı kaydettim. Sonra vokali kaydetmeye başladım. Müzik de kafamda oluştukça sözler peşinden geldikçe evde takılırken ara ara gidip gelip yazarak, dize dize kaydederek bir iki saat içinde oluşturdum. Bas ve davulu, küçük çok sevdiğim deep house piyano akorlarını falan ekledim, kendi oluşturduğum ses bankamda, çok sevdiğim hatta birkaç hafta önce bir şarkı yaparken keşfettiğim sesler ve ritmik öğeler vardı, onları ekledim, back vokalleri ekledim, bir demo çıktı aldım. Sonra onu Instagram’da paylaştım hatta, çok sevildi. Çıkarmaya karar verince bir hafta prodüksiyonu üzerine çalışıp aranjmanı biraz daha finalledim. Sonra müzisyen arkadaşım Enver Muhamedi’ye yolladım, o da kendi harikalığını kattı, Onur Gülanber mix’ledi, Adham Farhid masterladı ve bu son haline geldi. Vokalleri şarkıyı ilk bestelediğim günkü kaydettiğim ilk haliyle yayınladık. İlk şarkıyı yazdığım andaki kayıtlar bir başka oluyor.

Ülkemizde de çok sevilen, son zamanların en başarılı indie – elektropop sanatçılarından Kazy Lambist ile çalışmak nasıldı? Bu birliktelik nasıl gelişti?

Harikaydı! Onunla Ankara’da çaldığımız Cocktail Festival’da tanıştım. Ben frekansımın uyduğu müzisyenleri duyar duymaz kalbim çarpmaya başlıyor, Kazy’i ilk dinlediğimde de öyle oldu zaten. O da öyle hissetti. Arthur çok iyi bir müzisyen, çok keyifli bir arkadaş. Kazy Lambist ne kadar Fransız olup İngilizce müzik yapsa da, tarzını Türkiye çok seviyor, onun müziğinde Anadolu insanını çeken bir şey var. Adını Türkiye’de çok daha fazla insan duyacak eminim. Benim stüdyoma geldiğinde bana dediği şey şuydu: “Seni dışarıdan sosyal medyadan gördüğümde bu kadar prodüktör olduğunu, böyle bir müzisyen olduğunu anlamamıştım.” Ve henüz yayınlamadığım şarkılarımdan biraz ona dinlettiğimde etkilenmişti. Moda Disko’nun ilk halini bana dinlettiğinde direkt dans etmeye başladım zaten, o anda aklıma bir şeyler geldi ve biz ev stüdyomdayken ana nakaratı yazmıştım. Üzerine birkaç farklı nakarat daha yazdım, Arthur’la aralarından ikisini seçtik. Bu şarkı için yazdığım gazel dörtlüğünden de iki dizeyi kullandık. Şarkıya çok yakıştı.

Den Ze’yi üç kelimeyle tanımlasan?

İnsan, sanatçı, özgür.

Şarkılarında birçok farklı türden elementler görüyoruz. Üretim yaparken, seni ne veya neler besliyor?

Beni hayat besliyor, her şey besliyor. Kendime izin verebilmek, duygularıma izin verebilmek, hata yapabilmek besliyor. Beni bana iyi gelen arkadaşlarım besliyor, bana iyi gelen şekilde yaşamak, özşefkatle yaşamak besliyor. Olduğum gibi kendimi kabul edebilmek besliyor. Edemediğimde de şarkı çıkıyor bazen. Çok zorlandığım zamanlarda yazdığım şarkılarla duygularım özgür kalıyor, şarkı yazmak bir ihtiyacımı karşılıyor gibi. Çok şükür.

Sahnede mi olmaktan daha çok keyif alıyorsun yoksa stüdyoda mı?

İkisinin tadı ayrı. Sahne bir başka ama tabii ki ya.

Müzik kariyerinin başına dönüp bakınca iyi ki yapmışım dediğin, öte yandan keşke yapmasaydım dediğin şeyler var mı?

İyi ki yapmışım dediğim şey, başından beri müzik istediğimi üstüne basa basa iyi ki dile getirmişim, iyi ki Boğaziçi Elektronik Mühendisliği’ni bırakmışım. İyi ki kendime inanmışım, içimdeki sesi ve sesimi dünyaya duyurmakla ilgili bu coşkumun peşinden gidiyorum, iyi ki bunun için ses çıkarmışım, biraz gürültü yapmışım ve yapmaya da devam ediyorum.

Keşke yapmasaydım dediğim bir şey yok açıkçası, her şey olması gerektiği gibi oldu inancındayım. Kendi fikirlerimin güzelliğinin daha çok farkına varıp o içimden gelen yolda yürürken kendime ve hayata daha çok güvenseydim belki daha rahat yürürdüm, belki. Şimdi yapıyorum en azından bunu. Ama zaten elimden geleni yaptım ki bugün burdayım, bu varoluştayım.

Bu aralar en çok hangi isimleri, hangi parçaları dinliyorsun?

Bu aralar baya az müzik dinliyorum. Kayıt ve üretme süreçleri. Sevdaliza, Yseult, Pablo Vittar’dan Alibi ve Move dinliyorum en çok. Harry Styles uyanma alarmım her gün onun parçalarıyla uyanıyorum. 🙂

Onun dışında WILLOW dinledim bu ara çok sevdim, Mura Masa, Moses Sumney, Aurora, Villagers, Kazy Lambist,F3miii, FACESOUL seviyorum, Christian Scott çok dinliyorum, Bidar, Simge Pınar, SIRMA, Selin Baycan, Batuhan Polat, Brek, Visal, Marieme, Onur Çalışkan. Yenilerden bu isimler var. Yighoes çok ilginç mesela, seviyorum.

Müzik kariyerindeki en unutulmaz an ne senin için?

Unutulmaz anlar çok. “En” diyerek karşılaştırabileceğim şekilde değil ama birkaçından bahsedebilirim. Konserlerimin bazılarında içimde çok güçlü bir enerjinin aktifleştiğini hissettiğim anlar yaşıyorum. Genelde o anlar hatırımda çok yer ediyor. 5 haftalık yaz okulunda Berklee’yi vokal olarak %100 burslu kazandığımı öğrendiğim an. Berklee 5 haftalık yaz okulunda piyanist arkadaşım Mike Sink ile Shareton Otel’e girip kuyruklu piyanosunda doğaçlamıştık. O gün çıkan müzik, o doğaçlama, o anları unutamıyorum. Brad Mehldau Berklee’ye konsere geldiğinde beraber pizza yediğimiz anlar. Enver Muhamedi’yle Badau’da duo konser verirken hadi sıfırdan şarkı doğaçlayalım diyip, başladığımız anda sanki bildiğimiz bir şarkıyı ezbere çalıyor gibi sıfırdan çok güzel beste yaptığımız, sonra hızımızı alamayıp bir tane daha sıfırdan başlayıp onun da çok güzel bir şarkıyı olduğu o konser.

Tags: , , , , ,

İlginizi Çekebilir

Oasis’ten heyecanlandıran paylaşım!
J. Bernardt: “Müzikte başarılı olmaktan başka şansım yoktu”

Yazar

BBI Merch

Bize Katıl!