Aphex Twin’i bu kadar büyüleyici yapan ne?

Sanatçı İncelemeleri
Endüstriyel ambiyans ve elektronik müzik icra eden Aphex Twin, aslında duyduğumuz garip bilgisayar seslerinden ve kesip yapıştırılmış baterilerden çok daha fazlası.

Geçtiğimiz son 20 yılda “yaratıcılık” ve “orijinallik” adı altında ısıtılıp ısıtılıp önümüze konan grilik ve konfor bloklarıyla, yeni maskeler takmış faydacı düzenin tam karşısında durmakta inat eden bu yaratıcı beyin; karmaşık bateri dizilimleri ve aksak ritimlerin üzerine, bir o kadar tatlı ve bizi 2000’lerin Windows XP arka planında piknik yapmaya ışınlayan çok katmanlı melodik zıtlıklar kuruyor.

Ve ardından; 5 saniye sonra bizi bu estetiğin sırt sırta zıttı olan steampunk / Half-Life vari şantiyelere, ustalar eşliğinde çalışan yüz binlerce çarkın ve sıcak boruların arasına götürebiliyor.

Peki bu çeşitlilik ve kaosun altında nasıl bir ideal ve motivasyon var?

1996 Londra konseri sonrasında bir röportajdaki
“O düğmelerle oynuyordun, ne yapıyordun? Garip duruyordun.”
sorusuna Aphex’in verdiği
“Rahatlıyordum.”
cevabı aslında çok şey anlatıyor.

Aphex Twin, müziğin basit bir ses dalgasından orkestral bir kompozisyona dönüşümünü, süreçsel bir yaklaşımla ele alıyor.

90’lardan beri kullandığı müzik programlarının (DAW) bir kısmını kendisi kodluyor ve çoğu zaman müziğini gerçekten kodlayarak üretiyor.

Daha ilkokul çağındayken evlerindeki piyanoyu modifiye ediyor; kalın tellerin arasına mandallar, çipler ve türlü garip nesneler yerleştirerek piyanodan absürt sesler çıkarıyor. Bu ve benzeri deneysel uğraşların ardından, 80’lerin sonunda mühendislik diplomasını alıyor ve müzik serüveni başlıyor.

Bilinen bir “lucid dreamer” olan Richard D. James, yaratıcılık sürecinin yaklaşık %70’ini rüyalarında çözdüğünü söylüyor. Bu durumu şöyle anlatıyor:
“Bazen kendi stüdyomdayım, bazen başka bir stüdyoda; bazen de kendi stüdyomdayım ama tamamen farklı ekipmanlarla.”

Rüyalarını kontrol ederek müziğinin yaratıcı çekirdeğini inşa ediyor.
İlk albümü Selected Ambient Works 82–95 ve devamı olan Selected Ambient Works Volume II, o kadar canlı ve berrak sesler içeriyor ki, dinlediğinizde ne demek istediğimi anlıyorsunuz.

Cirklon sequencer

Baterilerini yazarken — ya da programlarken — matematikten çok kendi duygularını referans alıyor. Özellikle Cirklon sequencer kullanmasıyla biliniyor. Kendi tarzına “IDM (Intelligent Dance Music)” denmesinden ise ciddi biçimde rahatsız:
“O zaman diğer tüm müzikler salakça mı?” diyerek alay ediyor.

Kendi müziğini oldukça melankolik ve dramatik buluyor.
Dönemdaşlarının aksine hiçbir şeyi sample’lamamak konusunda son derece inatçı ve bunu da şöyle açıklıyor:
“Herhangi bir şeyin etkisi altında hissetmek midemi bulandırıyor.”

Yıllar içinde onu kopyalamaya çalışan yüzlerce, hatta binlerce sanatçıya bakıp sadece gülüyor.
Kendisi ise arada bir, hiçbir şey olmamış gibi ortaya çıkıyor; müzik ödüllerini toplayıp yeni bir jenerasyonu daha etkileyerek ortadan kayboluyor.

Şahsen onu müzik dünyasının en yaratıcı beyinlerinden biri olarak görüyorum. Her yeni parçasını dinlediğimde sanki onun rüyasına kısa süreliğine ortak oluyorum.

Tags: , ,

İlginizi Çekebilir

Charli XCX’in sinemadaki “an”ı izleyiciyle buluştu
Müziğin Evrimi: Zorunluluk mu, yan ürün mü?

Yazar

BBI Merch

Bize Katıl!