Bu yazıda biyolojik evrimden farklı olarak teknoloji ve toplumsal dinamiklerle hızlanan, gözlerimizin önünde gerçekleşen biyolojik ve kültürel evrime odaklanacağız.

Müziğin Evrimi serisinde şimdiye kadar müziğin hikâyesini farklı açılardan takip ettik.

  • İlk bölümde müziğin neden ortaya çıkmış olabileceğini, yalnızca haz veren evrimsel bir yan ürün mü yoksa sosyal bağ kurma ve hayatta kalmada rol oynayan bir araç mı olduğunu sorguladık.
  • İkinci bölümde bu evrimsel zeminden yola çıkarak müziğin ritüellerden dine, siyasete, sanata ve sonunda teknolojiyle şekillenen modern endüstriye uzanan sosyokültürel yolculuğunu inceledik.
  • Üçüncü bölümde müziğin bireysel ve kolektif hafızayı nasıl taşıdığını, kimliklerimizi nasıl kurduğunu ele aldık.
  • Dördüncü bölümde perspektifi insanın dışına çıkararak ses, ritim ve müzikal davranışların doğadaki ve diğer türlerdeki izlerini takip ettik.
  • Şimdi ise serinin yeni bölümünde, bu uzun evrimsel hikâyenin başka bir katmanına bakıyoruz.

Kentsel Biyoakustik Değişimler

Doğadaki değişim yavaş fakat istikrarlıdır. Bileşenlerinin değişime uyum sağlamasına müsaade eder. Fakat insanlar Sanayi Devrimi’nden sonra çevrelerini çok yüksek hızlarda değiştirmeye başladılar. Bazı canlılar, hızla değişen çevreye rağmen uyum sağlayabiliyorlar. Örneğin, kimi kuşların, böceklerin ve kurbağaların insan kaynaklı gürültülerin etkilerinden kaçınmak için seslerini değiştirdikleri gözlemlenmiş. Şehirleşme, trafik ve endüstri gibi bileşenler alçak frekanslı ve sürekli bir uğultuya sebep oluyor; bu sebeple de kent içinde yaşayan bazı canlı popülasyonları çözümü ses frekansını ve genliğini yükseltmekte ya da ötüş sürelerini uzatmakta buluyor.

Baştankaralar üzerinde yapılan bir çalışmada, şehir gürültüsünü aşmanın iki metodu gözlemlenmiş: şehir gürültüsü düşük frekanslara yoğunlaştığından ötüşü yüksek frekansa çıkarmak (orta kolon), ya da genliğini artırmak (sağ kolon).
Baştankaralar üzerinde yapılan bir çalışmada, şehir gürültüsünü aşmanın iki metodu gözlemlenmiş: şehir gürültüsü düşük frekanslara yoğunlaştığından ötüşü yüksek frekansa çıkarmak (orta kolon), ya da genliğini artırmak (sağ kolon).

Dijital Ekosistemdeki Değişimler

Dijital ekosistemde değişim doğadakinden çok daha hızlı ve gözler önünde. TikTok, Instagram Reels ve YouTube Shorts gibi platformlar dikkat süremizi, dolayısıyla da müzik dinleme alışkanlıklarını radikal bir biçimde dönüştürdü. Dijital içeriklerde uzun girişler ölüyor, çünkü kullanıcıyı kaybetmemek için içerik saniyeler içinde ilgi çekici olmak zorunda. Popüler müzik de aynı dertten muzdarip; nakaratın gelmesi için saniyelerce beklemeye artık tahammül yok. Şarkılar doğrudan 3-5 saniyede en vurucu yerinden (hook) başlıyor. Müzik teorisyeni Hubert Leveillé Gauvin, 1980’lerden günümüze intro sürelerinin %78 azaldığını açıkladı. Sadece yeni yapılan şarkılar değil, var olan şarkılar da dikkat süresindeki değişimden etkileniyor. Hızlandırılmış versiyonlar daha fazla dinleniyor çünkü daha hızlı dopamin veriyor. Uzun nakaratlar yok oluyor, şarkı süreleri kısalıyor. Şarkı yapıları dopamin reseptörlerinin çalışma hızına göre adeta evriliyor.

Billboard Hot 100 teklileri 1980’lerden günümüze incelendiğinde sürenin kısalma eğiliminde olduğu görülebiliyor.
Billboard Hot 100 teklileri 1980’lerden günümüze incelendiğinde sürenin kısalma eğiliminde olduğu görülebiliyor.

Müzik Yapma Pratiklerindeki Değişimler

Geleneksel müzik aletleri aslında uzunca süredir dönüşüm içinde. Synthesizerlar ve elektronik enstrümanlar akustiğe alternatif oluşturmaya 20. yüzyılın ortalarında başladı. Ardından enstrümanların yazılımsal karşılıkları geldi ve stüdyoların fiziksel sınırlarını yıktı.

Reklam

Yakın zamanda yapay zekâ modellerinin sürece dahil olması hızlı bir değişime yol açtı. Canlı kod yazarak (live-coding) anlık olarak müzik icra etmek de bu değişime verilebilecek bir diğer ilginç örnek olarak karşımıza çıkıyor. Tüm bu adımlar, müzik icra etmeyi insan bedeninin fiziksel limitlerinden (nefes, anatomi, vokal teller vs.) adım adım azade bir hâle getirdi. Notanın yerine kod satırlarının geçtiği bu tarz pratikleri yakından deneyimlemek isterseniz, Algorave İstanbul etkinliklerine göz atabilirsiniz.

Doğanın Ses Paletindeki Değişimler

Bir önceki yazıda, doğada var olan seslerin müziğe ilham olduğundan bahsetmiştik. Doğanın geniş repertuarı, insan eliyle tetiklenen iklim ve biyoçeşitlilik ikiz krizlerince daraltılıyor. Habitat kaybı, kuraklık ve ormansızlaşma ekosistemlerle beraber ses paletini (soundscape) de tahrip ediyor. Guardian’ın 50 yıllık veri ve arşivlere dayanarak geçmişin sabah korosunu yeniden ürettiği yakın tarihli bir çalışma, on milyonlarca kuşun yok olmasıyla birlikte doğanın ses manzarasının ne kadar büyük bir sessizliğe gömüldüğünü net bir şekilde gözler önüne seriyor.

Bu ekolojik çöküşten en ağır ve orantısız şekilde etkilenenler ise, toprakla ve doğayla kurdukları bağ binlerce yıllık akustik ve kültürel hafızaya dayanan yerli (indigenous) halklar oluyor. Bu toplulukların dilleri, ritimleri ve nesilden nesile aktarılan kültürel kimlikleri de yok oluyor.

Doğanın sessizleşme eğilimi müziğin kendisine de yansıyor. Geçtiğimiz 200 yılda ekolojik krizin getirdiği melankoliyi derleyen “Müziğin Termometresi: Ekolojik Kaygının 200 Yıllık Müzik Haritası”, bu kaygının köklerinin çok eskiye uzandığını gösteriyor. O derlemedeki pek çok parçanın da dahil edilebileceği ekolojik protesto müziği (eco-protest music), ekolojik yıkıma odaklanan ve doğanın yok olan seslerini dijital arşivlerden çağırarak bir direniş biçimine dönüşen yeni bir tür olarak karşımıza çıkıyor.

Son Sözler

Bu yazıda, müziğin bağlamında gözümüzün önünde gerçekleşen hızlı kültürel ve teknolojik evrimlere odaklandık. Değişim ve devinim kaçınılmazdır; ancak teknolojinin hızlandırdığı, algoritmaların şekillendirdiği ve ekolojik krizlerin daralttığı bu dönüşümün ne kadarı “ileri”ye doğru bir ilerleme, orası tartışmaya açık. Belki de kültürel evrim, tıpkı biyolojik evrim gibi determinist bir amaca hizmet etmiyor. Bir hedefi, kusursuz bir varış noktası ya da önceden çizilmiş bir rotası yok. Tamamen stokastik, tesadüfi ve öngörülemez dinamiklerle şekillenen akışkan bir süreçten ibaret.

Ancak sürecin öngörülemez ve akışkan olması, her şeyi pasifçe kabul etmemizi gerektirmez. Karşı karşıya kaldığımız tüm bu dönüşümler mutlak ve kaçınılmaz değildir; bazılarına itiraz etmek gerekebilir. Ancak etrafımızda olup bitenin farkına varırsak bu iradeyi gösterebiliriz. Bu yüzden sizleri de değişken çevremize kulak kabartmaya davet ediyorum.

Haftalık Bültene Abone Ol

Yeni yazılar ve öne çıkanlar her hafta e-postana gelsin.

Aydınlatma Metni

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ("KVKK") uyarınca, bu formda paylaştığınız e-posta adresiniz; veri sorumlusu sıfatıyla BBI Yapım Prodüksiyon Organizasyon Reklam Ltd. Şti. tarafından, yalnızca haftalık bülten gönderimi amacıyla, açık rızanıza dayanılarak işlenir. Verileriniz amaçla sınırlı olarak abonelik süresince saklanır ve yasal zorunluluklar dışında üçüncü kişilerle paylaşılmaz. KVKK m.11 kapsamındaki haklarınızı ve abonelikten çıkma talebinizi info@birbabaindie.com adresine yazarak iletebilirsiniz.

Yorumlar

    Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

    Yorum yazmak için topluluğa katıl. Ücretsiz, bir dakika sürer.