Kadebostany ile geçtiğimiz aylarda paylaştığı “Elephant in the Room” ve “Walk a Mile” teklileriyle yeni bir evren kuran Selin Çıngır, son dönemin en merak uyandıran iş birliklerinden birine imza attı. Biz de bu kültürlerarası yolculuğun duraklarını, arka planını ve zorluklarını merak edip Selin Çıngır’ın kapısını çaldık.
1. Kadebostany ile beraber geçtiğimiz Ağustos ayında “Elephant in the Room” ve Kasım ayında da “Walk a Mile” isimli iki tekli paylaştınız. Bu iş birliği fikri nasıl ortaya çıktı?
Gerçekten keyif aldığım bir sürecin sonunda beraber üretmeye başladık. Erken gençlik çağımdan itibaren keşfedip dinlediğim ve müzikal yolculuğuna şahit olmayı sevdiğim bir müzisyen. Son yayınladığı tekliyle beraber çalışma fikri beni çok heyecanlandırmıştı. Dünyanın farklı yerlerinden müzisyenlerle çalıştığını biliyorum. Bu yüzden bir gün mesaj atmaya karar verdim. Kendisinin olumlu dönüşüyle beraber çalışmaya karar verip müzik üzerine konuşmaya başladık.
2. Prodüksiyon süreci nasıl geçti? Kadebostany ile çalışmak nasıl bir deneyimdi?
Prodüksiyon süreci oldukça keyifliydi. Guillaume İsviçre’de yaşıyor. Benimle aklında olan fikirleri ve kaydettiği demoları paylaştı, ben de zihnimde canlanan melodileri ve ifade etmek istediğim sözleri yolladım. Hoşumuza giden taslakların üzerinden devam ederek eşzamanlı kayıtlar aldık. Ardından İstanbul’da buluşup kayıtları son haline getirdik. Müzikal anlamda heyecanlı, devinimli ve kaotik biri. Bu bana sahip olmakta zorlandığım bir odak kattı.
3. Kadebostany’nin folk havası sence senin tarzınla nasıl bir uyum yakaladı?
Aslında kendi müziğimin de yer yer folk elementlere sahip olduğunu düşünüyorum. O yüzden yabancılık çekmedim. Oldukça uyumlu ve güzel bir sentez yakaladık. Müzik tek bir tarzda salınamayacak kadar çeşitli ve çekici. Bu yüzden farklı müzisyenlerin melodileri ve müzikal yaklaşımlarıyla tanışmak ve harmanlanmak beni en çok heyecanlandıran şeylerden biri.
4. “Walk a Mile” teklisinde nasıl bir yolculukta olduğunu hayal ettin ve vermek istediğin mesajlar nelerdi?
Walk a Mile bambaşka bir akışa sahipti. Şarkının tamamını yazdıktan sonra Guillaume farklı bir şeyler denememiz gerektiğini hissetti. Yazdığım nakarat sabit kalırken şarkının diğer yazarlarından Alex hikayenin devamını oluşturdu. Üretimlerimin başkalarının dünyalarıyla karışması fikri bu projede iyiden iyiye sevdiğim bir fikir oldu. Şarkının yaylı partisyonu bana çok masalsı hissettirmişti. Hayatın şarkısı gibi… Bu yüzden söz dünyası ve melodik yapıyı rüyasal bir çerçeveye yerleştirdim. Sözlerde ifade etmek istediğim şey bir başkasının fikirlerinde dolaşmak, anlamaya, tanımaya çalışmak ve arkasındaki yankıya kulak kesilmekti. Rüyaların sonsuz mavisinin hayattaki gerçeklikte nasıl vücut bulduğunu ve bunun bizi nasıl hevesle çağırdığını haykırmak istedim.
5. Sence ana dilde söylemek ile yabancı dilde söylemek arasında bir samimiyet farkı mı? İngilizce bir şekilde söylemek senin için nasıldı?
İlk defa ana dilimde olmayan bir şarkı yazdım, fakat elbette ilk yabancı dilde seslendirdiğim şarkı bu değil. Hissiyat olarak evrensel bir dilde aktarım yaptığını bilmek daha motive edici bir duygu. Ancak tabii ki ana dilim olmadığı için söylerken telaffuz hatası yapma ihtimalinin gerginliği ile yer yer duygudan koptuğum oldu. Ancak içselleştirdikçe ve aslında sözlerin, söylediğinin hangi dilde olduğunun önemli olmadığı gerçeğiyle yüzleşince daha rahat bir kayıt süreci geçirdim. Müzikte hangi dilde olursa olsun aslında duyduğumuz şey duygu oluyor bana kalırsa ve duygu gereken her şeyi fısıldıyor insanın kulağına.
6. Kadebostany ile çalışırken kültürel ya da dilsel farklılıklar hissettiğin oldu mu? Bunu parçalara sence nasıl yansıttınız?
Kültürel anlamda kucaklayıcı bir süreçti ve bence iki taraf da zaten kültürel çeşitliliğin ne kadar kıymetli, zengin bir kaynak olduğunun farkındaydı. Bu yüzden fazla çatışma yaşamadık. Aynı dili konuşmadığımız için bazı iletişim kazaları yaşandı ancak bunlar üretim sürecimize olumsuz yansımadı. Bu yüzden parçalarda yalnızca en ortak ve bizim için en kutsal olan müziğin saf halini duyacaksınız.
7. Bu iş birliğinden meyveler gelmeye devam edecek mi?
Elbette! Biz beraber üretmekten oldukça keyif aldık. Bu yüzden Şubat ayında yayınlanacak olan albümde bunun yansımasını göreceksiniz. Şimdilik kayıt sürecimiz bitti. Ben kendi bestelerime o ise Avrupa turuna odaklandı. Daha sonra neler olur bilinmez.
8. Son olarak, önümüzdeki süreçte yeni bir albüm, konser veya başka işbirlikleri söz konusu mu? Okuyucularımıza ve sevenlerine ne demek istersin?
Bana en çok ilham veren şeylerden biri yeni yerler görmek ve ben karavanımda albüm kaydetmek için uzun bir yolculuğa çıkıyorum. Hedefim bahar aylarında bu albümü sizinle paylaşmak. Bu süreçten önce 2 tekli ve belki arada konserlerde beraber çaldığımız gitarist Göker Canko, davulcu Yiğit Dalgın ve Bas gitarist Etem Aka Sözbilir ile stüdyoda hücum kayıt şeklinde kaydedeceğimiz 4 şarkılık bir EP yayınlama planı var. Hatta bunları mümkünse dijital ortamdan ziyade fiziki bir halde basmak istiyorum. Bunlar küçük tatlı hayaller. Zamanın kurgularımızın bir izdüşümü olduğuna inancımla sizlere bu haberleri gönül rahatlığıyla veriyorum. Umarım müziğim sizlerde, bir yerlerde anılarınızla yaşıyor, sizleri güzel düşlerin kucağına bırakıyordur.
Bir Baba Indie ekibine teşekkürler.
Sevgiyle ve müzikle kalın 🙂













