Merhaba sevgili Bir Baba Indie severler… Gönül işi seven, gönül dostları…
Bu köşedeki yazılarımda, beynimin ve ruhumun içerisinde sizleri bir yolculuğa çıkarmak, bazen güldürmek bazen ise herhangi bir duyguya yer vermemek niyetinde olduğumu baştan belirtmek isterim. Bu yazımda sizlere EGO kavramı üzerine yaptığım DÜŞÜN SEANSLARIMDAN (sıklıkla yaparım) bazı kesitler sunacağım.
Evet. EGO… Aslında GÜNÜMÜZDE (günümüzün dünyasında…) kullandığımız anlamda da değil gibi. Genelde kendini beğenmiş ya da bencil insanlar için kullanılıyor. Çok egolu biri falan diye. Ama tam öyle değil. id – süper ego – ego kavramları var psikolojide. Bunları artık Freud mu buluyo, Jung mu? Ne bileyim ben. Bunlar ABSTRACT yani SOYUT kavramlar. Bunları bi araştırın. Adam diyo ki: id şunu diyo, süper ego bunu istiyo, ego aralarında mekik dokuyo… Falan gibi. Ama ben bu yazımda sizlere egonun halk dilindeki anlamı üzerine düşüneceğim sevgili dostlar…
Yakın zamanda yaptığım DÜŞÜNCE SEANSLARIMDA (dediğim gibi, hep yaparım) aslında çok EGOİST biri olduğumu fark ettim. Acaba NARSİST miyim diye de düşünüyorum bazen. CONFLICT’ten uzak durmaya çalışırım genelde. (generally de denir) Bu çatışmadan (türkçesini de yazayım da) uzak durma durumu, çocuklukla alakalı bazı durumlardan sebep. Burada size tüm iç dünyamı anlatacak değilim. Bir Yiğit Özgür karikatürü vardır, hatırlar mısınız dostlar? Orada spiker bir ünlüye bir soru sorar (o soruyu yazmayacağım) ve hanımefendi soruyu “evet” diye cevaplar.
Spiker: “PEKİ KREM KULLANIYOR MUSUNUZ?” der. Hanımefendi de: “Orası da bize kalsın…” diyip özel hayatının sınırlarını çizer. Benimki de O MESELE İŞTE… Size çocukluğumdan bahsedecek değilim. Kusura bakmayın.
Çocukluğumda mahallemizde ÇATIŞMA oyunları oynardık. VAY BE… Bir önceki paragrafta CONFLICT kavramından bahseden ben ve aklıma gelen çocukluk anım: ÇATIŞMA
Bu dönemde, boncuklu silahlar modaydı. Herkeste vardı ve çatışma yapıyorduk mahallede. Counter Strike’ın gerçeği yani. Mahallemizde bir inşaat vardı. Matrix’in vizyona girdiği dönemlerdi. Düşman kuvvetleri tarafından ablukaya alınmam neticesinde, inşaatın ikinci katından atlayıp havadayken arkamı dönüp ateş etmek durumunda kalmıştım. (Bkz: Max Payne)
Bu hareketim mahalle arkadaşlarım tarafından beğenilmişti. Bazı kıskananlar da olmuştu elbette. Sonrasındaki dönemde bu hareketim tekrarlandı. Aynı şimdi Instagram’da moda olan komik bir skeci 143765 adet çiftin tekrar tekrar çekmesi gibi. İşte belki de ilk defa orada sahnedeydim ve bu beni çok etkilemişti. Ardından o mahallemizden taşınırken, silahımı “Artık bu silah senin, ben gidiyorum. Barışçıl bir hayat yaşamaya karar verdim. (Bahçeli eve taşınıyor) Bu silaha iyi bak.” diyerek en yakın dostlarımdan birine vermiştim. BU ARADA O SİLAHA NOLDU YA? Bence kesin iyi bakmadı. Neyse.
EGO diyorduk. İşte tam da bu anıda gizli ego. Sen kimsin? O silahı vermek nedir? Bu hikayedeki başrol, kendini muhtemelen Neo falan sanıyordu ve muhtemelen o inşaattan atlama meselesi nedeniyle oldu bütün bunlar. İşte dostlar, o günden beri ben EGOİSTİMDİR işte.
Bazen diyorum ki ne olacak söyle gitsin, sonra diyorum söyleyince ne olacak sus bitsin.
—Şenol Güneş
İşte hayat da biraz böyledir sevgili dostlar. Şenol hocamın Cemal Süreya’dan yaptığı bu alıntı (az önce google’dan baktım, ben sözün orjinalini hocam dedi sanıyordum. Şiir işinde hiç yokuz belli ki.) yaşadığımız hayatı özetlemiyor mu? Madem EGO diyorduk…
Karşılaştığım, haksızlık ya da saygısızlık olarak BENİM NİTELENDİRDİĞİM (nitelendirmek müthiş kelime) olaylar karşısında, içimde hep iki yöntem beliriyor. Nedir bunlar? Konuşmak ve susmak. Aynı Şenol hocamın dediği ikilemde kalıyorum işte. Ve hep ne oluyor biliyor musunuz? Nazım geçene konuşuyorum, nazımın geçmediğine ise… Evet, dilsiz bir şeytan gibi… Evet… İşte belki de sevgili dostlar, hayatın 1 ve 0’ı (deriz biz) da bunlardır. Konuşmak ve susmak. Peki sevgili Kayahan hocamın da dediği gibi “NEREDE? NEREDE? EN SON ÇİZGİ NEREDE?”
Tam bu noktada insanın bazı DEĞERLERİ (offf… kelime gibi kelime) olup olmama durumu devreye giriyor sanırım. Ve bir miktar da hayat amacı belki de. Belki de değil. Mesela pratikle ilerleyelim ve bir örneği ele alalım. Diyelim ki bir olay yaşadım. Haksızlığa uğradığımı düşünüyorum. Hemen cebimden çıkarıp değerlerime bir bakmalıyım. onlara sormalıyım: “ARKADAŞLAR, BÖYLE BÖYLE BİR DURUM OLDU. NE YAPMALIYIM?” ve gelecek cevabı değerlendirmeliyim. DEĞERLERİM bana direkt olarak şu soruyu soracaktır: “BİZİ ÇİĞNEYEN BİR DURUM VAR MI? İNANDIĞIN DEĞERLERE BİR SAYGISIZLIK MI YAPILDI?” İşte bu soruya vereceğimiz cevap çok kritik sevgili dostlar. Eğer burada cevabımız EVET ise, orada KONUŞMAMIZ ve hatta duruma göre FİZİKSEL TEMAS kurmamız gereken aksiyonlar almamız gerekebilir. Bana sorduğunuzu duyar gibiyim. “Hey hey hey… Sakin ol şampiyon. Hızlı gidiyorsun. Söyle bakalım HELE, senin değerlerin ne OLA?” işte bu soruya şu cevabı veririm hemen: “KEMERLERİNİZİ BAĞLAYIN.”
Değerlerim:
1- Sevgi: Çünkü güzel bişey olduğunu düşünüyorum. Ama tabi takıntılı manyak işlere gitmemesi lazım. Bkz: Tüm Psikoloji Kitapları
2- Saygı: Bu da oldukça güzel bişey ama işte gösterdiğin saygıyı geri almama durumu problemli olabilir. Bkz: Tüm Psikoloji, Sosyoloji ve Felsefe Kitapları
3- Beşiktaş
4 – İçinde yaşadığımız topluma (en azından çevreye) yararlı birey olmak: Bunun üzerine kitap yazılabilir ama ben yazamam. Bkz: Tüm Felsefe Kitapları
5- Aile
6- Arkadaşlık: Bkz: Alain de Botton
7- EA FC 27
8- Diablo 2
9- MÜZİK
Kafam şu SOSYAL MEDYA MERETİ sebebiyle çok karıştı. Bir dönem (bu sıralar neredeyse hiç yapmıyorum) sabah uyanıp, yataktan kalkmadan yaklaşık 20 saniyede 30 reels kaydırarak bilinçaltımın “HAK ETTİYSEK EYVALLAH…” serzenişlerini duyar gibi oluyordum. En korkuncu da bence, bunun farkında olmama rağmen hala tam olarak kesememiş olmam. İşte bu, ZEKA GERİLİĞİMİ kanıtlayan bir done daha. Done derken, kanıt gibi bişey demek istedim. Bir gün biri bana “Dün çok iyi bir filme gittim DONE! (türkçe okunuşu ile dan) ÇÖL GEZEGENİ!” demişti heyecanla. Heyecanını kırmamak için mi yoksa ileride bana tutulup vücut bütünlüğüme bir zeval getirme ihtimalinden korktuğum için mi bilinmez, “AAA EVET BEN DE ONUN KİTABINI OKUDUM” diye bir cevap verip Frank Herbert’in kemiklerini sızlatmıştım. (Aslında Frank Herbert’in bu konuya çok fazla da takılacağını zannetmiyorum ya)
İşte ego böyle bi şeydir dostlar. Belki de değildir.
Sevgiler,
Pamir Aslantuğ
Haftalık Bültene Abone Ol
Yeni yazılar ve öne çıkanlar her hafta e-postana gelsin.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!
Yorum yazmak için topluluğa katıl. Ücretsiz, bir dakika sürer.








