İşitme kaybına kulak ver!

Gönül İşi

Dikkat: Bu yazı yüksek ses içerir.


Çok sevdiğiniz, uzun zamandır görmeyi beklediğiniz ya da defalarca gitseniz de sıkılmadığınız o grubun konserine gittiniz. Kalabalıktan sıyrılıp sahneyi rahat görebilmek için önlere, biraz da hoparlöre yakın yere konumlandınız. Konser bittiğinde fark ediyorsunuz ki, kendinizi ve arkadaşınızı duymakta güçlük çekiyorsunuz.

Sesler boğuklaşıyor, çınlama hissediyorsunuz ve kulaklarınız tıkanmış durumda.

Konser alanından çıkınca geçeceğini sanıyorsunuz ama etkisi devam ediyor. Ertesi sabah kulağınızın dibinde elinizi şıklatmanıza rağmen hâlâ duymuyorsunuz. Panikle KBB doktoruna randevu alıyorsunuz. Doktor ilaç veriyor. İlaç bitiyor, iki hafta geçiyor fakat işitmeniz hâlâ tam olarak geri gelmiyor. Başka bir doktora gidiyorsunuz; bu kez sakız çiğnemeniz öneriliyor. Bir ay sonra, kulağınızın eskiden ne kadar iyi duyduğunu unutuyor ve günlük hayatınıza devam ediyorsunuz. Yıllar sonra rutin bir kontrol yapılırken, yaşlı amca ve teyzelerin sırasında beklediği odyometri testini yaptırdıktan sonra öğreniyorsunuz ki aslında başınıza gelen şey kalıcı yüksek frekans işitme kaybıymış. Ve bu dünya genelinde 20-69 yaş arası insanların %24’ünde görülen, sonradan edinilen en yaygın fiziki engellerden biriymiş. Tahminlere göre, dünya genelinde 0,67 ila 1,35 milyar genç, kişisel dinleme cihazları ve gürültülü eğlence mekanları aracılığıyla güvenli olmayan dinleme alışkanlıkları nedeniyle işitme kaybı riski altındadır.

İşitme, düşündüğümüzden çok daha kırılgan bir süreç. İç kulakta bulunan ve sesi sinir sinyallerine dönüştüren mikroskobik tüylü hücreler var. Bu hücreler, özellikle yüksek desibelde ve uzun süreli ses maruziyetinde hasar görüyor. Üstelik bu hücreler kendilerini yenileyemiyor. Yani zarar, çoğu zaman kalıcı. İşitme kaybı genellikle yüksek frekanslardan başlar. Özellikle 4 kHz civarı sesler ilk etkilenen aralıktır. 85 dB ve üzeri seslere uzun süre maruz kalındığında zarar riski artar. Konserler, kulak içi kulaklıklar, kulüpler, 100-120 desibele kadar çıkabilen ses seviyeleri ile kulağın güvenli sınırlarının çok üzerinde. Bazı durumlarda kulak kendini toparlayıp normale dönebiliyor. Ama bu toparlanma kulağın zarar görmediği anlamına gelmiyor. Maruziyet tekrarlandıkça geçici olan kalıcıya dönüşüyor. İşitme kaybı bu yüzden sessiz ilerliyor; can acıtmıyor, kanamıyor ve aniden hayatı durdurmuyor. Bu yüzden de fark edilmesi güç. Bu kadar yaygın olmasının sebebi ise modern hayat çok gürültülü ve bizler gürültüye maruz kalmayı çok normalleştirdik. Oysa işitme kaybı kaçınılmaz bir son değil, çoğu zaman kulak korunmasını ciddiye aldığımız ölçüde önlenebilir bir durum.

Kulaklarımızı korumak için dikkat etmemiz gereken birkaç nokta ve çözüm ekipmanı var. Konser sırasında konser tıkaçları kullanmak bunlardan biri. Konser tıkaçları sesi tamamen kesmek için değil, dengeli şekilde azaltmak için tasarlanır. Normal tıkaçlar sesi boğar ve bulanıklaştırırken, konser tıkaçlarında özel filtreler bulunur ve bu filtreler müzikteki tüm frekansları aynı oranda kısar. Müzik hâlâ kulağa net bir şekilde gelirken kulağa giren sesin gücünü düşürerek hücrelerin aşırı yüklenmesini engeller. Uzun süre yüksek sesli ortamlarda bulunurken kulağa dinlenme molaları vermek de bir başka önlem alma yöntemi. Bir diğer önemli nokta da müzik dinlerken kulaklık kullanımı hakkında. Ses seviyesini maksimuma getirmeden, süreyi sınırlamaya dikkat etmeliyiz. Genel kabul gören 60/60 kuralını, yani ses %60, süre 60 dakika olacak şekilde, temel prensip hâline getirilebilir. Kulaklık seçimini kulak üstü kulaklıklardan yana kullandığımızda ortam gürültüsünü azaltarak daha yüksek sesle müzik dinleme ihtiyacımızı düşürdüğünden fayda sağlayabilir. En önemlisi: çınlama, tıkanıklık, sesleri ayırt edememe gibi kulağımızın bize verdiği sinyaller birkaç günden uzun sürüyorsa doktora gitmek konusu bekletilmemeli ve ihmal edilmemeli.

Son olarak, sonradan edinilen işitme kaybını daha uç bir seviyede ve çarpıcı bir şekilde anlatan bir film var, Sound of Metal. Bir davulcunun aniden işitme duyusunu kaybetmesini ele alıyor. Ancak film sadece fiziksel bir kaybı değil, bir kimlik krizini de anlatıyor. Çünkü çoğumuz için duymak sadece sesleri algılamak değil, dünyayla ve müzikle bağ kurmanın, yalnızlığın giderilişinin ve iletişimin en temel yollarından biri. Tam da bu yüzden, bu konuyu konuşmak, farkında olmak ve önlem almak bir tercih değil; bir ihtiyaç.

Tags: , ,

İlginizi Çekebilir

Guilty Pleasure: Müzik kültüründe zevk, utanç ve değişen dinleme alışkanlıkları
So, Here We Are: The Best of Doves

Yazar

BBI Merch

Bize Katıl!