Berlin’de birlikte yaşadıkları iki aylık süreçten Anadolu psychedelia tartışmalarına, müzikal özgürlük arayışlarından dünyanın farklı sahnelerindeki deneyimlerine uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.
1. Island5’i yapmak için iki aya yakın Berlin’de beraber yaşadığınızı anlatıyorsunuz. Bir grubun beraber stüdyoya girmesi başka, gerçekten gündelik hayatı paylaşması başka. O iki ay Islandman’in üç kişi arasındaki çalışma şeklinde neyi değiştirdi?
Açıkçası albümün gidişatını en çok etkileyen şey bu oldu. Stüdyoya girip çıkmak başka, aynı evde uyanmak başka. Sabah beraber kahvaltı ediyorduk, akşam stüdyodan çıkıp eve yürürken o gün ne yaptıysak onu dinliyorduk. Ertesi sabah yine stüdyoya giderken yolda söz yazıyorduk. Yani iş stüdyoda başlayıp stüdyoda bitmiyordu, günün içine yayılmıştı. Yıllardır böyle bir albüm süreci hayal ediyorduk, sonunda oldu.
2. “Anadolu psychedelia” artık dünyada neredeyse başlı başına pazarlanabilir bir etikete dönüştü. Islandman ise yıllardır bu alanın içinde ama hiçbir zaman yalnızca retro bir Anadolu rock işi olmadı. “Anadolu psychedelia” akımı sizi beklemediğiniz (ve belki de istemediğiniz) bir kutunun içine soktu mu?

Evet, Anadolu psychedelia şu an dünyada tüm hızıyla gidiyor ve biz de o akımın içinde gösteriliyoruz. Bence bu, ilk albümden beri kullandığımız melodilerden geliyor, yani çok da şaşırtıcı değil. Ama bizi asıl heyecanlandıran, bu müziğin geçmişinden çok geleceği. Nereye gidebilir, üzerinde nasıl deneyler yapılabilir, onu merak ediyoruz. Albümlerin yanında yaptığımız işler de hep bu tarafta duruyor: Okay Temiz ve Muhlis’le yaptığımız albüm, Air Anatolia projesi, VEYasin’le çektiğimiz Searching for Sound belgeseli. Bu müziğin hem bizden önceki hem bugünkü temsilcileriyle çalışma şansımız oldu. Ama biz bir revival ya da cover projesi değiliz. Müziğimiz her zaman bunun merkezinde durmayacak, yine de o Anadolu etkisi hep içinde bir yerde olacak. Yaşadıklarımız, tanıdığımız insanlar, yollarımızın kesiştiği yerler, yaşadığımız şehirler, bunların hepsi toplanıp müziğimize kendiliğinden sızıyor. Anadolu müziğinin Islandman’deki etkisi de aynen böyle.
3. Analog synthesizer’lar, elektronik prodüksiyon teknikleri, geleneksel melodiler ve enstrümanlar ile dopdolu ve eklektik bir müzik diliniz var. Bir noktada “fazla folklorik olduk” ya da “fazla elektronik olduk” dememek için nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Island5’la beraber yeni bir başlangıç yaptık aslında. Kendi label’ımızı kurduk ve müzikal olarak tamamen özgürleşme adımını attık. O yüzden şu an önümüzde bir referans yok, “bu pek Islandman olmadı” diyebileceğimiz bir yer de yok. Öyle olunca fazla folk, az folk, çok elektronik gibi ölçüler de kendiliğinden ortadan kalktı. Gerçekten ne hissediyorsak onu yapıyoruz.
4. Islandman müziğinin büyük bölümünün enstrümantal olması, dinleyicinin parçaları sizin düşündüğünüzden tamamen farklı şekillerde anlamlandırmasına yol açıyor mu? Eğer açıyorsa, bu sizi rahatsız ediyor mu?
Evet, herkes kendine göre anlamlandırıyor ve bu bizi hiç rahatsız etmiyor. Tam tersine, söz olmayınca sınır da olmuyor. Dinleyenle dilin ötesinde bir bağ kurma şansımız oluyor, bu da çok daha geniş bir alan açıyor.
5. Türkiye’den çıkıp bu kadar farklı ülkede çalan bir grup
olduğunuzdan merak ettiğim bir konu var. Türkiye’de insanların Islandman’e verdiği tepkiyle Berlin’de, Londra’da ya da Japonya’da verilen tepki arasında gerçekten belirgin bir fark var mı?
Bence tepkiyi belirleyen şey sadece şehir değil, bir sürü etken bir araya geliyor. İstanbul’da, Ankara’da, Zürih’te ya da New York’ta olmasından çok o gecenin kendisi önemli. Ses sistemi, gelen insanların enerjisi, bizim enerjimiz, ışık… Bazı konserlerde bunların hepsi tam oturuyor. Bazen de biri eksik kalıyor ve herkesi etkiliyor. Ama tabii seyircinin şehre, ülkeye göre farkları da var. Mesela Japonya’da çok güçlü bir merch kültürü var, bir de insanlar konseri çok dikkatli, sessizce izliyor.
6. 2018’de Montreux Jazz Talent Awards’ı kazandıktan yıllar sonra 2025’te tekrar Montreux’ye dönen iki Islandman arasındaki en büyük fark neydi?
2018’de daha çok gençtik 🙂 2025’te döndüğümüzde ise aslında çok da fazla şey değişmemişti. Yine çok heyecanlıydık, yine kendimizi çok iyi hissediyorduk. Sanırım Montreux’nün müzisyen üzerindeki etkisi bu. Orada senden önce çalmış müzisyenlerin fotoğraflarını görüyorsun, kulisteki Miles Davis fotoğrafı gibi, ve insana büyük bir cesaret geliyor. İlk gittiğimizde bir arayış içindeydik, improvizasyon üzerine kurulu bir Islandman vardı. Bugün baktığımda bizi hâlâ aynı hissin canlı tuttuğunu görüyorum.
7. 2019 ve 2021’de MIX Festival’de sahne aldınız; şimdi festivalin 10. yılında yeniden Zorlu PSM’ye dönüyorsunuz. Bizi nasıl bir konser bekliyor?
MIX Festival konsept olarak bizi çok heyecanlandıran bir festival, oraya tekrar dönmek de çok keyifli. Bunu özel bir Islandman şovuyla değerlendirmek istiyoruz. Daha önce hiç çalmadığımız, çok daha yüksek tempolu, modüler synth’ler ve visual’larla kurulmuş bir rave set çalmayı planlıyoruz. Aynı zamanda bu setin prömiyeri olacak.
Haftalık Bültene Abone Ol
Yeni yazılar ve öne çıkanlar her hafta e-postana gelsin.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!
Yorum yazmak için topluluğa katıl. Ücretsiz, bir dakika sürer.





