Konuk Yazar: Levni Hakan Şahin
Hermannplatz’tan Kotti’ye yürüyorum. Hava kararmış bile; saat daha dört. Rüzgâr karşıdan esiyor. Ellerim eldivenlerin içinde üşüyor. Derdo’yu ilk kez o zaman dinliyorum. Farklı bir şey var bu albümde, henüz adını koyamıyorum.
Çeşme, or’dan Ibiza” diyorum, olur inşallah bir gün
O güne dek ben sürgün, sebebi dilimdeki şu süngüm”
Ezhel sürgünde mi yoksa gurbette mi, buna net bir cevap vermek zor. Kendisi Türkiye’ye dönerse tutuklanma ihtimali olduğunu, bu yüzden dönmediğini söylüyor. Günümüze pek uygun bir durum. Belirsizlikler çağındayız ne de olsa. Padişahların kelle istemeye yüzleri kalmadı belki de. Tebaa da her ne kadar herkese terörist demenin dayanılmaz hafifliğine kendini büsbütün kaptırmış olsa da Cem Karaca için çıkartılan ferman kadar muayyen değil Ezhel’in çıkmazı. Eva Hoffman’ın sözleriyle, “tamamen gönüllü olmayan ama tamamen mecburi de olmayan; aynı anda hem isteyerek hem de zorla gerçekleşen ayrılıklar[1]’dan biri belki de bu. Berlin’e son beş-altı senede taşınan Türklerden pek azının memlekete döndüğü takdirde tutuklanma ihtimali vardır tabii ama yine de ekseriyetimizin ayrılığı bu şekilde tanımlanabilir: Ne tam olarak gönüllü ne tam olarak mecburi… Bu minvalde bir ayrılığa verilen tepki de hâliyle ikircikli olabiliyor. Bazen büyük bir şey başarmış gibi, bazen de yersiz yurtsuz, öksüz kalmış gibi hissedebiliyor insan. Nihayetinde Ezhel, öyle ya da böyle, yerinden edilmiş bir sanatçı ve Derdo tam bir çağdaş gurbet albümü. Bu bağlamda, Avrupa’daki yeni dalga Türk gurbetçilerin özdeşlik kurabileceği, Türkiye’ye olduğu kadar bize de konuşan bir iş olmuş Derdo.
Ne söylesem de onlar duymak istediğini duydular”
Tüm ekibin, özellikle Ezhel’in “albümün gerçek sahipleri” diye nitelendirdiği Bugy ve Dj Artz’ın mükemmel bir iş çıkardığı; albümün teknik anlamda çok başarılı ve inovatif olduğu su götürmez gerçekler. Yalnız bu metnin temel meselesi, Ezhel’in lirikleri.
Soğuk oluyormuş gurbet, insan suratları gudubet
“Ezhel’im, hâline şükret, hapistе olmak vardı bi’ müddet”
Ama bak, şimdi bi’ kaiser gibisin, çıkar ağzından “scheissе”
Vize bile almaya gereğim yok, yaparım yerkürede reise
Vay be, vay be, vay be, vay be, bugünleri mi göreceğdik?
Edward Said, sürgünü “kişinin benliği ile gerçek yuvası arasında zorla yaratılan onarılmaz bir uçurum” olarak tanımlıyor ve sürgünün özündeki hüznün asla üstesinden gelinemeyecek bir şey olduğunu söylüyor: “Edebiyat ve tarihte sürgünlerin yaşamına dair kahramanca, romantik, görkemli, hatta zafer dolu bölümlerin bulunduğu doğru olsa da, bunlar yalnızca ayrılığın kederini aşmak için gösterilmiş çabalardan ibarettir. Sürgünde elde edilen başarılar, sonsuza dek geride bırakılan bir şeyin kaybıyla daimi olarak gölgelenmiştir.[2]”
Bu noktada benim ilgimi çeken şey, albümdeki rap kültürüne içkin epik tonu sekteye uğratan, savunmasız, samimi anlar. Albüm boyunca bir “ben iyiyim” beyanı tekrarlıyor ve Ezhel, sanatını icraa etmeyi sürdürdükçe her yerde var olabileceğinin altını çiziyor. Yani bu bahsettiğim epik ton, bir tür “Beni yenemediniz.” mesajı üzerine kurulmuş gibi gözüküyor ve haksızlığa uğramış, yerinden edilmiş öznenin biraz da kahramanca bir pozlanmayla kurban rolünü reddedişini içeriyor. Bu da bizi bilfiil coşkulandırıyor. Fakat bu vurulmasına rağmen atından düşmemesiyle övünen epik özne, hem aldığı yaraları kabul ediyor ve dinleyenlerine samimi bir şekilde içini açıyor, hem de Olimpos Dağı’nın tepesinde değil, içinde milyonlarca sıradan destan barındıran şehirlerin, hepimizin geçtiği sokaklarında takılıyor.
Gurbet yıldızlardan daha uzak, içimin yanışı güneşe denk
Bu Neukölln’de bir barın koltuğu. Çok şaşırmıştım görünce. İnsan geride bırakmak zorunda kaldığı yeri, kendine yâr olmayan şeyi bir noktada değersizleştirme ihtiyacı duyabiliyor. “Olmaz olsun” diye koltuğa bastırılan İstanbul’un, bu şekilde anıtlaştırılmasının ironisi de görmezden gelinmeye çalışılan şeyler listesine ekleniyor. Sanırım bir tür bağımsızlığa ve kayıtsızlığa ulaşmanın yolu, alınan yaraları reddetmekten değil, o yaraları kabul edip onlarla birlikte yola devam etmeye çalışmaktan geçiyor. Gözümüz yaralarımızdan başka bir şey görmediğinde arabeskin dibine vuruyoruz. Yaralarımızı görmezden gelerek, acılarımızı reddederek sahte bir hype’ın peşinden gitmek de bir yere kadar… Ezhel’in liriklerinde, geldiği o yerin derdo olduğunun ve mayasındaki Ankara melankolisinin farkında olduğunu ama arabeske direndiğini okuyabiliyoruz. Bunu yaparken de her ne kadar öfkesini açıkça ifade etse de çareyi yurda duyulan sevginin başını ezmekte değil, yaptığı işe olan tutkusuna tutunmakta arıyor gibi.
İki bilet alıyorum, bebek, Yunanistan’a
Memleketе gelemiyo’m, acı verir insana
Yine kazanacağız, başka yok yolu
Aldığım ilk günden beri mikrofonu
I’m international, hedefe dosdoğru
Yanımda dostlarım Artz, Bugy, emm’oğlu
Nefret eder bizden ko’du’mun yozları
Sıyrıldım aradan, Türko, I’m blessed
Albümde sık sık tekrarlanan, tüm dünyanın “mahalle” olması hususu ve özellikle üstünde durulan uluslararasılık durumu, albümün en keyifli sürprizi olan “Alpi” şarkısıyla birlikte ilginç bir boyut kazanıyor. Ezhel’in Derdo’dan önce yer aldığı Lights Out ve Made in Turkey albümlerinde Türk kökenli Almanyalı Ufo361 ve Türk kökenli Hollandalı Murda ile çalışmasının ardından NBA’de yıldızlaşan Alperen Şengün’e şarkı yapması, onun diasporayla bağını gösteriyor. Ezhel için tüm dünyayı mahalle yapan şeyin, onun hiçbir yerde yabancılık çekmeyecek biri olması değil, diğer diasporik öznelerle, yani emm’oğlularıyla kurduğu bağlar olduğu gözüküyor. Yani bence bu mahalle meselesi mekânsal bir aidiyet üzerine kurulmamış. Liriklerde aslolanın kişinin tüm dünyayı evi gibi görebilmesi değil, tüm dünyayı yabancı bir diyar gibi görebilmesi olduğu anlayışı hâkim. Türkçe rap’in diasporadan çıkması göz önünde bulundurulunca, Ezhel’in Alpi’si de iş birlikleri de Derdo’daki mahalle kavramı da daha anlamlı hâle geliyor. Türkçe rap’in ilk örneklerinin hep sılaya seslenmesi ve Ezhel’in yaklaşık 40 sene sonra Türkçe rap’in doğduğu şehirde bambaşka koşullarda sılaya farklı bir şekilde seslenmesi, arabeskle ve epikle farklı bir ilişki kurması, bu hikâyeyi de Berlin’i de güzelleştiriyor. Biz de bundan böyle snob olmayı bırakıp gönül rahatlığıyla Ezhel dinleyebiliriz belki.
Gurbet acı da delilere her gün party
Levni Hakan Şahin
Kasım 2024, Berlin
[2] “Reflections on Exile”













