Synthesizer, ney ve arada kalan her şey: Selman Faris röportajı

Röportaj
Nisan ayında KAPLAN, Voyage vers l’Est albümünü çıkaran Paris doğumlu müzisyen Selman Faris’i uzun zamandır merakla takip ediyorum. Elektronik seslerle geleneksel motifleri birleştirme biçiminde çok doğal ama bir o kadar da kendine özgü bir denge var. Prodüktörlük, klasik müzik, Fransız hip hop sahnesi, İstanbul’un sesleri derken sonunda oturup tüm bu dünyayı konuşma fırsatı bulduk.

1. Paris’in XX. arrondissement’ında ney sesiyle tanıştığın müzikte, kariyerin boyunca birçok kimlik edindin. Konservatuarlı müzisyen, “bedroom producer”, beatmaker, aranjör, film müziği bestecisi gibi rollerin neresinde konumlanıyorsun?

Prodüksiyon yapmak, bir müzisyen olarak vizyonumu genişletiyor. Farklı teknikler kullanıyor ve öğreniyorum. Sadece gitarist ya da beatmaker olsaydım, dünyam çok daha küçük olurdu.

2. Paris’in iki ayrı yüzünde büyüyüp, Los Angeles’ta eğitim aldıktan sonra yolun Türkiye’den geçen seslere de uğradı. KAPLAN, Voyage vers l’Est tam da bu çok yönlü yönelimlerin bir haritası gibi. Peki Voyage vers l’Est’teki bu “doğu” senin için ne? Bir varış noktası mı, yoksa yola çıktığın yer mi?

Doğuya seyahat etmek benim için farklı bir bakış açısı demek. batıya çok baktık ve hâlâ da bakıyoruz. Oysa doğuyu gezerken, kimi zaman az bildiğim, kimi zaman tamamen yeni keşfettiğim çok çeşitli ve zengin kültürlerle karşılaştım. Bu seyahatler beni çok etkiledi ve büyüttü. Bu yüzden onları güzel bir bakış açısıyla ön plana çıkarmak istedim.

3. Ney ile büyüdün. Baban Kudsi Ergüner’in müziği senin için hem evin içinden hem de köklü bir müzik geleneğinden gelen seslerden. Bugün onun sesi sende nasıl yer buluyor? Müziklerinizin arasındaki bağ hâlâ canlı mı?

Bağ hâlâ canlı tabii ki, birlikte müzik yapıyoruz. Hâlâ ondan çok şey öğreniyorum. Sanırım en çok babamdan öğrendim ve ondan aldığım şey, melodinin ne kadar kıymetli olduğu. Bu yüzden kulağım hep melodilerde. Onda gördüğüm ve bana örnek olan diğer şeyler ise yaptığı projelerin bir temele ve derinliğe dayanması, prensiplerine bağlı kalması ve inandığı şeylerden ödün vermemesi.

4. Neva ile birlikte dinleyici seni ilk kez bir solo sanatçı olarak tanıdı. Ortak prodüksiyonlardan çıkıp kendi adına müzik yapmak senin için nasıl bir eşiği ifade ediyor? Sadece “Selman Faris” olarak var olmak, önceki işlerinden seni ne kadar ayırıyor?

Başkaları için çalıştığımda hep bir eksiklik hissediyordum. Sonuçta bu projeler bana ait değildi. Çalmak istediğim enstrümanları ya da yapmak istediğim parçaları yapamıyordum. Covid döneminde tüm işler durunca, kendim için çalışmaya başladım ve bu proje yavaş yavaş böyle doğdu. Ama prodüksiyon yapmayı hâlâ çok seviyorum çünkü bu şekilde gelişiyor ve öğreniyorum. İkisi birbirini besliyor.

5. L’Abcdr du Son’daki röportajında müziğini belli kalıplara sokmaktan özellikle kaçındığını söylemiştin. Ama Spotify biyografinde de yer alan “le groove méditerranéen” tanımı kulağa fazlasıyla uygun geliyor. Hem kültürel hem de ritmik çağrışımları var. Bu ifade sana mı ait, yoksa dışarıdan mı geldi? Burada coğrafyanın belirlediği nasıl bir estetikten söz ediyoruz?

Onu bir gazeteci söylemişti ama bence sadece ilk çıkardığım proje için geçerliydi. Her projem farklı, bu yüzden o tanımda takılı kalmamak gerekiyor. Bazen de coğrafi sınırlar, kendime bir limit koymama yardımcı oluyor; çerçeveyi belirliyor.

6. Albümün KAPLAN, Voyage vers l’Est’i dinlerken bir film izliyormuş hissine kapılmamak oldukça zor. Bu durum aslında yeni değil. Les Étoiles Vagabondes’daki katkıların, Laylow’un L’Étrange Histoire de Mr.Anderson filminde yaptığın işler ve Neva’daki güçlü görsel çağrışımlar da benzer duygular yaratıyor. Müziğinde bu kadar belirgin bir görsel katman olması bilinçli bir tercih mi?

Bilinçli bir tercih değil ama filmleri müzik kadar seviyorum. Başta, ilk parçalarım enstrümantal olduğu için kulağa bir ruh hâli ya da bir hikâye gibi gelsin istiyordum. O hissi aldığına sevindim, çünkü amacım tam olarak buydu.

7. Neva’dan KAPLAN‘a sesin sürekli evriliyor. Bu yol nereye doğru gidiyor sence? Bir sonraki adımda seni en çok heyecanlandıran şey ne?

Sanırım yakın zamanda başka bir ses denemek için biraz Akdeniz sound’unu bırakacağım. Daha çok Paris’teki prodüktör hayatımdan ilham alan projeler yapacağım. Bir de son zamanlarda film müziği beni epey cezbediyor, o alana da ağırlık vermek istiyorum.

Tags: , , , ,

İlginizi Çekebilir

Garbage’dan yeni albüm: “Hâlâ Buradayız”
Trump’ın Gazabından Payını Alan Sanatçılarda Bu Hafta

Yazar

BBI Merch

Bize Katıl!