Konu sanat olduğunda, belki de herkesin en çok bildiği ayrıştırıcı soru, “Sanat sadece sanat için mi, yoksa toplumsal bir sorumluluk üzerine mi?” olduğudur. Ancak artık bu soruyu tartışmaya gerek bile duymuyorum. Çünkü sanat, ortaya çıktığı dönemin ruhunu, acılarını, mücadelelerini içinde taşır. Yani sanat aslında biz istemesek bile doğası gereği politiktir.
Sanatçının Sessizliği: Korku mu, Konfor Alanı mı?
Peki, sanatçının apolitik olması mümkün müdür? Bir şarkı, bir tablo, bir film… Her biri bir şey söyler. Ama bugün, söylenmesi gereken en önemli şeylerin bir türlü söylenmediğini görüyoruz.
Sanatçılar belki de içinde yaşadığımız bu korku imparatorluğundan dolayı en çok etkilenen kesim olabilir. Yıllardır süregelen sansürler, iptal edilen festivaller ve sektörü değersizleştiren olaylar… Peki bu mağduriyete rağmen neden birçoğu sessiz?
Durum siyaset ya da bir taraf tutmak olsa belki bu soruları sormazdım. Ama bugünkü senaryoda, ardı ardına yapılan adaletsizlikler ve haksızlıklar karşısında sanatçının sessiz kalması, beni derinden sarsıyor. Sanatçıların özgürlüğün en önemli temsilcisi olması gerekmez miydi? Ruhlarıyla üreten insanlar nasıl korkuya teslim olur? Bu kadar büyük kitleye hitap etme gücü olan insanlar nasıl olur da haksızlık karşısında dilsiz kalır? Bunu gerçekten anlamıyorum.

Bugünün Sessizleri, Yarın Ne Söyleyecek?
Bir sanat akımının, bir şarkının bir rejimi sarsabileceği üzerine geçmişten birçok örnek mevcut. Şu an ise müzik listelerinin tepesindeki sözde sanatçılarımız tek bir cümle bile kurmaktan çekiniyor. Sesi çıkmayan herkese sorum şu: Korkunuz ne? Konserlerin yasaklanması mı? Bunu zaten defalarca yaşadınız. Kara listeye alınma korkusu mu? Eğer ki bu ise durum daha vahim, çünkü statü endişesinden dolayı fikirlerinizi özgürce paylaşamıyorsanız, sanatınız ne kadar doğal olabilir ki?
Sanatın en büyük gücü toplumun sesi olmasıdır. Ama son dönemde gördük ki birçok sanatçı bu gücü reddediyor. Gerçekten korktukları için mi, yoksa konfor alanlarını kaybetmek istemedikleri için mi? Sanırım cevabını en çok merak ettiğim soru bu.
Ben bu düzenin içine doğmuş bir Z kuşağı bireyiyim. Bu ülkenin değişmeyen gündemiyle büyüdüm. Bir çocuğun hafızasına kazınmaması gereken olayları hatırlıyorum. Küçüktüm, belki tam olarak ne olduğunu bilmiyordum ama hissediyordum. Büyüklerim durmadan siyaset konuşuyor, televizyonlarda hep aynı yüzler çıkıyor, bazı isimler anılınca ortama garip bir sessizlik çöküyordu. Ben bu kaos ortamını ezberleyerek büyüdüm.
En büyük hayallerimden biri müzik sektöründe etkili ve yararlı bir insan olabilmek. Hala hayal kurabilen bir genç olarak kendini şanslı hissediyorum. Çünkü birçoğumuz artık gelecek için hayal bile kuramayacak durumda. Ve belki de bu yüzden, bu sessizlik bana daha da ağır geliyor. Ortada hayal bile kurmasına izin verilmeyen bir nesil var ve bu nesil belki de yıllardır kimsenin başaramadığını başaracak. Protestolar, sosyal medya çağrıları ve boykotlar… Bir kesim için çok umut vadetmese de birlik olduğumuzda nasıl hızlıca etki edebildiğimizi geçtiğimiz gün yaşanan konser iptallerinden gördük. Peki etki alanı kısıtlı, birbirini tanımayan bu kadar genç geleceği için çabalarken ‘sanatçılarımız’ nerede?
Bu yazıyı yazarken düşünüyorum: Bugün susan sanatçılar, yıllar sonra bu dönemi nasıl anlatacaklar?
Sahneye çıkıp bir gün “adalet” diye haykıracaklar mı? Bir gün özgürlüğü anlatan şarkılar söyleyecekler mi? Ve eğer söyleyeceklerse, bugün suskun kalırken yarın hangi yüzle söyleyecekler? Bunları süreç içinde göreceğiz. Ama bulunduğumuz koşullarda emin olduğum tek durum sanatın sessizliğinin de artık bir tavır olduğu.











