Şehirler de insanlar gibidir. Bazen konuşur, bazen susarlar. İstanbul, hiçbir zaman suskun bir şehir olmadı.
Sabahın köründe açılan kepenkler, vapurlardan yükselen düdükler, dar sokaklardan fırlayan çocuk kahkahaları…
En çok da insanlarıyla konuşur bu kaotik şehir. Meydanları, caddeleri, kahvehaneleri, köhne apartman daireleri, balkondan balkona uzanan insanları ile konuşur. Dar sokaklarında bile bir mırıltı vardır.
Ama bazı günlerde bu şehir sessizleşir. Mikrofon aniden kapanmış gibi anlatacakları yarım kalır. Bugün İstanbul’un sesi kesik. Sosyal medya mecraları siyah ekran vermiş, mesajlar ya hiç ulaşmıyor ya da saatler sonra ekranda beliriyor.
Bu ülkede suskunluk yeni bir olgu değildir. Zira hepimiz biliyoruz ki bunun sebebi, umudun bulaşıcı bir nitelik taşımasıdır. Bir şehir umut ederse, bir nesil de umut eder. Bir neslin umudu ise değişimi mümkün kılar.
Tarih dediğin, temelde bir an meselesidir. Bir söz ansızın değiştirir her şeyi. “Bütün ümidim gençliktedir.” gibi bir söz örneğin. Bir anda kapılar açılır. Yapamayacağını düşündüğün şeyleri yapabilecek kudreti damarlarında hissedersin. Bir anda, farkına bile varmadan bir dalganın içinde bulursun kendini. Dalgalara kapılınca da insanın tutunacak hiçbir şeyi kalmaz. Kim olduğunla yüzleşmek zorunda kalır, vicdanınla göz göze gelirsin.
Bir genç olarak ben de korkuyorum. Ülkesinin menfaatleri haricinde hiçbir gayesi bulunmayan bir Türk genci olarak, sadece fikrimi belirterek başıma gelebileceklerden endişeliyim. Fakat bu fikri belirtememekten daha çok korkuyorum. Susturulmaya çalışılan seslerin içinde hep bir kıvılcım olduğuna, özgürlüğün ve insan olmanın sesini hiçbir baskının susturamayacağına inanmak istiyorum. Bu şehri büyüten, bu toprağa adaletin sesini işleyen o izlerin hep kalacağına inanmak istiyorum. Bu bir ilk değil.
Daha önce de sesler kısıldı ama bu şehir her defasında konuşmanın bir yolunu buldu. Bazen bir duvar yazısıyla, bazen şarkıların içinde gizlenen cümlelerle, bazen sadece göz göze geldiğimizde anladığımız bir bakışla. Şehirler de insanlar gibi ne kadar susturulursa susturulsun, nefes aldıkları sürece bir şekilde konuşurlar.
Bence İstanbul hâlâ nefes alıyor.











