Eylül ve ekim aylarına izini bırakan 9 yabancı albüm!

Albüm İncelemeleri
Cazdan post punk’a, elektronikten sludge metal’e kadar farklı müziği içinde barındıran eylül ve ekim aylarında yayımlanmış 9 yabancı albüm tavsiyesi aşağıda sizleri bekliyor.

Idles – Joy As an Act of Resistance (FAVORİ)

Yaklaşık bir yıl önceki ilk albümü Brutalism ile çıkış yapan Bristol menşeli post punk beşlisi Idles’dan daha önce uzunca bahsetmiştik. O yazıda müzik camiasının “şu an İngiltere’nin en heyecan verici gruplarından biri” şeklindeki övgüsünü gerçekten de hak ettiğini vurgulayarak hem grubun müziğinin hem de vokalist Joe Talbot’ın ortaya koyduğu agresif ve muhalif politik tavrın punk rock ruhunu muazzam şekilde ortaya koyduğunu anlatmıştık. Brutalism adından da anlaşılacağı gibi öfkeden patlamak üzere olan yıkıcı bir albümdü ve yayımlandıktan sonra Idles’a büyük festival ve salonların kapısını da açtı.
Ekip arayı açmadan ikinci albümleri Joy as an Act of Resistance’ı Eylül başında yayımladı. Müzikal açıdan bakıldığında Brutalism’de ortaya koyduğu yırtıcı post punk çizgisini burada da koruyan Idles liriklerinde ise mizahi ve iğneleyici üslubun dozajını iyice artırmış durumda. Joe Talbot şarkı sözlerinde toplumdaki yozlaşmayı, politik ve sosyal açıdan dünyanın içine batmış olduğu büyük pisliği kabullenmiş gibi gözüküyor. Fakat pes etmişe de benzemiyor ve buna karşı yeni söylemlerin peşine düşüyor. İngiltere’deki Brexit faciası, göçmen sorunu ve milliyetçilik üzerine muhalif tavrı önceki albümde olduğu gibi devam ediyor. Bir de tüm bunların yanında erkek egemenliğini ve kemikleşmiş olan cinsiyetçi ve erkeksi jargonu yerle bir edercesine taze argümanlar üretiyor. Joe Talbot’un zekice kurguladığı sözleri günümüzdeki muhalif söylemin artık değişmekte olduğunu ve çökmekte olan sisteme karşı en anarşist, belki de en “punk” tavrın ironik şekilde naiflik, naziklik ve farklılıkları tolere etmek olduğu gerçeğini hatırlatıyor.

Tim Hecker – Konoyo (FAVORİ)

Tim Hecker deneysel elektronik müziğin iki önemli alt kulvarı olan ambient ve drone dendiğinde akla gelen ilk sanatçılardan biri olsa da onun bugüne kadar icra ettiği müziği sadece bu iki başlık altına hapsetmek müziğine büyük haksızlık olur. Kanadalı müzisyen parçalarında bu iki akımın ortak yapı taşı olan uçsuz bucaksız ses duvarlarını bir ses işçisi gibi inşa ederken aynı zamanda eşsiz melodi ve kompozisyonlar yaratma konusundaki yeteneğini de öne çıkarıyor.
Son olarak Eylül ayında yayımladığı Konoyo isimli albümü de bu müzikal yaklaşımın en muazzam örneklerinden biri. Hecker bu albümün konseptini Japonya’nın en eski ve geleneksel saray müziklerinden biri olan gagaku’dan ilham alarak kurguluyor. Albümün kaydı için sık sık Tokyo’ya giden Hecker burada bulunan bir Budist tapınağında bir grup gagaku icracısı Japon müzisyenle bir araya geliyor. Hecker bu tapınakta modern elektronik müzikte kullanılan teknoloji ile tarihteki en eski Japon saray orkestralarına ait telli ve üflemeli çalgıları buluşturuyor. Hem dijital hem de analog kaynaklardan elde ettiği sesleri öyle ustalıkla sentezliyor ki ortaya çıkan sonik pasajlar ziyadesiyle yoğun ve bütünlüklü duyuluyor.
Hecker kendi ses tasarımı olan ve büyük bir yıkımın habercisi niteliğindeki siren seslerini henüz albümün açılışında yankılandırıyor. Bir ambient albüm için her ne kadar klişe olsa da Konoyo kompozisyonel açıdan sinematik bir biçime sahip. Atmosferinde umutsuzluğun yoğunlaştığı ve insanlığın içinde bulunduğu büyük çaresizliği anlatan distopik bir bilim kurgu filmi için hayal edilebilecek en uygun soundtrack albümlerinden biri Konoyo.

Kikagaku Moyo – Masana Temples

2012 yılında Tokyo’da sokak müzisyenliği yaparak işe koyulan Japon saykodelik rock dahileri Kikagaku Moyo ekim başında çıkan yeni albümü Masala Temples ile uluslararası rock camiasında adından sıkça söz ettirmeye başladı. Albüm sonrasındaki Amerika turnesi sırasında Seattle şehrinin meşhur radyo kanalı KEXP stüdyosunda yarım saatlik bir canlı performans dahi sergiledi (performans için buraya). Masala Temples caz esintilerinden, Hint raga müziğine ve oradan krautrock’ın döngüsel kompozisyonlarına kadar farklı tatları içinde barındırıyor ki bu da ortaya çıkan müziğe saykodeli hissiyatını veriyor. Parçalar zaman zaman Tame Impala’nın daha sterilize ve pürüzsüz tınlayan modern saykodelik pop/rock yaklaşımını zaman zaman da Khruangbin’in özellikle orta doğu coğrafyasına uzanan daha tozlu ve çamurlu soundunu taşıyor.

Sam Wilkes – Wilkes

Los Angeles menşeli plak şirketi Leaving Records’ın içersinden çıkan müzik çeşitliği karşısında hayrete düşmemek hayli zor. Müziğin türünden bağımsız olarak insanın ruhuna dinginlik katması muhtemel tüm avangart seslere kapı açan zengin kataloğunu takip etmenin en kolay yolu şirkete ait Bandcamp adresi. Leaving Records etiketiyle yayımlanan son albümlerden birisi de bas gitarist Sam Wilkes’in türler arasında kısa bir yolculuğa çıkan albümü Wilkes. Albümün geneline bakıldığında Wilkes bir caz kaydı; fakat çeşitli elektronik seslerle olan haşir neşirliği onu diğer caz albümlerinden ayrı bir noktaya taşıyor. Bu açıdan parçalar salt caz beklentisiyle yaklaşıldığında dinleyici sıkça ters köşeye yatırabiliyor. Alto saksofondaki akıllara durgunluk veren performansıyla albüme en az Wilkes kadar ağırlık koyan Sam Gendel’de övgünün önemli kısmını hakediyor. Wilkes albümün üretim aşamasında ilham aldığı isimleri şu şekilde sıralıyor; Miles Davis, John Coltrane, Brian Eno, Pharaoh Sanders, J. Dilla, Quincy Jones ve Alice Coltrane. Kulak vermek için tek başına yeterli bir neden…

Kiki Pau – Hiisi

Bu sayfalara her bir yazıda Brooklyn’li bağımsız plak şirketi Beyond Beyond is Beyond kataloğundan en az bir grup tanıtmayı görev edindim kendime. Önceki yazılarda İsveçli kozmik kolektif Our Solar System ve Arizonalı krautrock dörtlüsü The Myrrors’ın hipnotik müziğinden bahsetmiştik. Bu ayki güzellememizin hedefinde ise yeni albümü Hiisi ile Finlandiya’lı ekip Kiki Pau var. Önceki bahsettiğimiz iki gruba kıyasla indie ve folk rock müziğin daha naif ve aydınlık sounduna yakın bir müzik icra ediyor Kiki Pau. Albümde bulunan toplam 4 parça akustik gitarlar, yaylı altyapıları ve yer yer kuş cıvıltılarının da etkisiyle pastoral temalara sahip. Siz sıcak güneşin altında yavaş yavaş kavrulurken günlük streslerinizi bir kenara bırakmanızı sağlayacak meditatif bir güce de sahip aynı zamanda parçalar.

Kurt Vile – Bottle It In

En son geçen sene Avustralyalı şarkıcı/söz yazarı Courtney Barnett ile ortak olarak çalışmaları Lotta Sea Lice ile karşımıza çıkan Kurt Vile geçtiğimiz günlerde yeni albümü Bottle It In’i yayımladı. Kurt Vile her zaman olduğu gibi size bir dost, belki bir dert ortağı gibi yaklaşıyor. Yalnızlığına ve kendine olan yabancılaşmasına dair şarkılarını tüm içtenliğiyle paylaşıyor dinleyenle. Penayı bir kenara atarak geliştirdiği kendine has gitar çalma tekniği ve uzun tekrarlara dayalı kompozisyonları onun müziğini saykodelik folk ekseninde bir noktaya konumlandırıyor. Müzikal açıdan bakıldığında başyapıt niteliğindeki 2011 albümü Smoking Ring For My Halo veya 2013’teki şahsi favorim Waking On a Pretty Daze’i arkalarından takip eden bir kayıt Bottle It In.

Beak> – >>>

Gün içindeki depresyon veya anksiyeteniz sizi tatmin etmiyorsa ya da saçma sapan olaylar karşısında yeteri kadar endişelenmediğinizi düşünüyorsanız Beak>’in yeni albümü histeri katsayınızı artırmak üzere imdat çağrınızı duymuşa benziyor. Trip-hop efsanesi Portishead’in kurucusu ve davulcusu Geoff Barrow’un yan projesi olan Beak> parçaları kurgularken “tekrar” ve “rastlantısallık” fikirleri üzerine oldukça kafa patlatmışa benziyor. Ürpertici synthler, kesintisiz şekilde motorik ilerleyen davul-bas ikilisi ve Barrow’un ürkek ve yabancılaşmış sesi en güzel kabuslarınızın fon müziği olmaya aday.

Yves Tumor – Safe in the Hands of Love

Deneysel elektronik müzik sahnesinin yeni parlayan isimlerinden Amerikalı Sean Bowie aka. Yves Tumor Ekim ayında yayımladığı Safe in the Hands of Love albümünde tarif etmesi oldukça güç ve komplike müziğiyle karşımızda. Elektronik müziğin tüm alt türlerini bir blender’da karıştırdıktan sonra ortaya çıkan malzemeyi caz, R&B ve trap’le yoğursak belki bir miktar yaklaşabiliriz onun tarifine. Efsane plak şirketi Warp Records’dan çıkan albümde hayli yavaş tempolu bir aşk parçasının bir anda büyük bir gürültü girdabının içinde boğulduğuna dahi şahit olabiliyoruz. Elektronik müziğin herhangi bir alt türüne yakın olan müzikseverlerin bir şekilde bir noktasından tutup kendi müzikal zevkine uygun en azından birkaç parça bulabileceği eklektik bir kayıt denebilir bu albüm için.

Pigs Pigs Pigs Pigs Pigs Pigs Pigs – King of Cowards

En son geçen ay paylaştığımız “zihin açan güncel albümler” listesinin stoner rock bölümünde Amerikalı ekip Weeed’in krautrock, shoegaze ve cazdan beslenerek stoner’a alternatif bir bakış getirdiği This isimli albümünü bolca övmüştük. Bu ay ise yine stoner olarak nitelendirebileceğimiz ama sertlik dozajını biraz daha yukarı çekerek doom ve sludge metal sularında gezen Newcastle’lı ekip Pigsx7’in King of Cowards albümüne yer veriyoruz. Açılış parçası GNT’nin girişinde sinsice bir araya gelmeye çalışan gitar, davul ve bas üçlüsü tedirginliğin ilk sinyallerini veriyor dinleyene. Hemen arkasından Matt Baty’nin gürüldeyen vokali işe dahil olduğundan ise artık son derece tekinsiz bir yerde olduğunuzun tam anlamıyla farkına varıyorsunuz. Sonrasında gelen 5 parça boyunca da ekip sizi bu güvensiz alandan dışarı salacakmış gibi gözükmüyor. King of Cowards özellikle Black Sabbath ve Motörhead sevenlerin çılgın atmaları için en ideal ortamlardan birini sağlayan yılın sağlam rock albümlerinden biri.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

İlginizi Çekebilir

Ve karşınızda yeni albümü “Simulation Theory” ile Muse!
“Bir Baba Indie ile Başköşe” yeni sezonda Açık Radyo’da!

Yazar

BBI Merch

Bize Katıl!