Resa Saffa Park: “Şarkı yazmak, ev hissini bulamadığım yerlerde kendi evimi kurma biçimimdi.”

Röportaj
Müzisyen ve oyuncu Resa Saffa Park ile İstanbul ve Ankara konserleri öncesinde buluştuk. Yeni albümü Silver Bead Eyes’in arka planını, farklı şehirlerin müziğine nasıl sızdığını, İstanbul String Quartet iş birliğini ve Türkiye’de sahneye çıkmanın onun için ne ifade ettiğini konuştuk.

Merhaba Resa! Ben Asuna. Seni ağırlamak çok güzel. Bugünlerde nasıl hissediyorsun? Silver Bead Eyes ile uzun bir yolculuktaydın. Artık albüm çıktığına göre, onu dünyayla nihayet paylaşmak nasıl bir duygu?

Üzerinde çok zaman harcadığın bir şeyi bitirmek güzel bir duygu. Fakat boşluk hissiyle de mücadele etmem gerekiyor çünkü mutluluğun kaynağının sonuç değil, süreç olduğunu görüyorum. İyi hissediyorum ama başarılarımı dünya ile paylaşınca unutmaya yatkınım. Sanırım bu iyi bir şey. Şimdiye kadar her şeyi yaptığımı hissetseydim bu çok üzücü olurdu.

Silver Bead Eyes’ı Floransa, Oslo, Londra ve Viyana gibi şehirlerde dolaşırken şekillendirdiğinizi biliyoruz. Her yerin kendine has bir ruhu var ve her birinin müziğinizde bir iz bıraktığını düşünüyorum. Bu mekanlar sana nasıl ilham verdi?

Son birkaç yıldır yalnız seyahatlere çıktım çünkü o zamanlar bunun için yeterli param vardı ve dünyadaki yerimi bulmaya çalışırken aktif olmam gerektiğini hissettim. Yabancı şehirlerin sokaklarında rastgele yürümenin yönümü anlamama yardımcı olmadığı ortaya çıktı ama şarkılar yazdım.

Benim için 23, 24 ve 25 yaşları zihinsel olarak en kötü yıllardı. Ne tam olarak “genç”, ne de gerçekten bir “yetişkin” gibi hissediyordum. Müzik yapmanın ekonomik açıdan doğru bir tercih olup olmadığı konusunda da bir baskı hissediyordum. Ayrıca biri bana bir oyunculuk işi “versin” diye beklemek bana çok yapay geliyordu çünkü her şeyin içinde olmayı, işleri bizzat yürütmeyi seven biriyim.

Yine de, yaşadığım yerlerin her biri beni bir şekilde besledi ve yönlendirdi diyebilirim. Londra’da kocaman bir şehrin içinde küçücük hissettim. Floransa bana durup nefes almayı, çiçeklerin kokusunu içime çekmeyi ve ruhumu beslemek için sanat ile ilgilenmeyi öğretti. Viyana ise klasik estetikle kentli brutallik arasında kurulan o zıtlığın aslında tam da sevdiğim bir tarz olduğunu hatırlattı . Çünkü hem insanlarda hem de hayatta, çelişkiler beni her zaman etkilemiştir. Oslo ise bana dinginliğin ve saklı güzelliklerin kıymetini öğretti. Şimdi burada, Oslo’da, evim dediğim bu yerde huzurla yaşıyorum.

Silver Bead Eyes ismi oldukça ilgi çekici. Bu isim senin için ne ifade ediyor?

Nasıl açıklayacağımı bilmiyorum ama gözümün önüne bir kadının yana doğru baktığı bir görsel geldi. Gözleri gümüş boncuklar gibi parlıyordu. Ayrıca kulağa da melodik ve güzel geliyor. Sence de öyle değil mi?

Müziğin katmanlı, kültürel olarak zengin ve duygusal yoğunluğu yüksek. Farklı ülkelerde yaşamış olmanın bu derinliği şekillendirmede etkili olduğunu düşünüyor musun?

Kesinlikle coğrafyanın müziğim üzerinde büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Yalnızca yurt dışında yaşayarak farklı kültürlerin müziklerini deneyimleme fırsatım olduğu için değil; aynı zamanda sık sık taşınmış biri olarak, gittiğim her yerde kendimi biraz da dışarıdan biri gibi hissettiğim için.

1997 yılında Dubai’de doğdum. O zamanlar Dubai bugünkü gibi popüler bir yer değildi. Hatta yedi yıl sonra Norveç’e döndüğümüzde, sınıftaki öğretmenimin ve öğrencilerin Dubai’nin nerede olduğunu bilmediğini çok net hatırlıyorum. Tahtaya geçip bir tahta çubukla harita üzerinden göstermek zorunda kalmıştım. Benim için “ev” hissi, çevredeki cami minarelerinden yükselen ezan seslerinin melodilerindeydi. Sonra bir anda benim dışında herkesin aynı beslenme çantasını taşıdığı bir yere taşındık. Çünkü sınıftaki yeni çocuk bendim.

Bu küçük şeylerin bile kendimi farklı hissetmemde etkisi oldu. Zaman içinde tekrar tekrar taşınmam da buna eklendi. Galiba şarkı yazmak, ev hissini bulamadığım yerlerde kendi evimi kurma biçimimdi. Bence yaratıcı sanatların çoğu stres ve rahatsızlık gibi duygulardan doğuyor. Bu da benim üretim kaynağım oldu diyebilirim. Ama zamanla kendimi belli kültürel kalıplardan uzaklaştırma ve farklı kültürleri, farklı “ev”leri keşfetme özgürlüğüne sahip olmak büyük bir ayrıcalıktı.

İstanbul String Quartet ile yaptığın iş birliği gerçekten çok özel. Albüme hafif bir arabesk dokunuş katıyor ve çok ilginç bir yön değişimi yaratıyor. Bu iş birliği nasıl ortaya çıktı? Senin için süreç nasıl geçti?

İstanbul String Quartet Dörtlüsü’nün albüme kattığı dokunuşu gerçekten çok seviyorum. Yaylıları Türkiye’den istememin tek sebebi melodik bir Orta Doğu havası sağlamak değildi. Aynı zamanda Türkiye’deki dinleyicilerime saygımı sunmak istemiştim. Çünkü beni ve müziğimi öyle derin bir yerden anladılar ki, bu anlayış bana da kendimi ve yaptığım işi daha iyi görme imkânı verdi.

İstanbul String Quartet ile iletişime geçtiğimizde, onların temsilcime “Abi biz Resa’yı zaten hep dinliyoruz” demesi beni gerçekten çok mutlu etti. Ve tabii, birlikte çalışmayı kabul ettiler 😀

Mayıs ayında İstanbul ve Ankara’ya geliyorsun! Türk dinleyicilerin önünde yeni albümünü canlı seslendirmek nasıl bir his?

Umarım dinleyiciler daha önce sahnede çaldığım eski şarkılarımı ne kadar sevdilerse, yeni parçaları da o kadar severler. Biliyorum, sevdiğimiz bir sanatçıyı dinlemeye gittiğimizde genelde eski şarkılara daha çok sempati duyuyoruz çünkü onlara daha aşinayız. Ama umuyorum ki bu süre içinde yeni albüme de zaman ayırıp, onunla bağ kurabilmişlerdir. Bu konserleri gerçekten dört gözle bekliyorum. Umarım mevcut siyasi durum, beni ziyaret etmekten alıkoymaz.

It’s All About You bu albümde seni en çok yansıtan şarkı gibi geldi ve beni gerçekten derinden etkiledi. Peki ya sen? Silver Bead Eyes’da seni en çok hangi şarkının temsil ettiğini düşünüyorsun?

Vay, çok ilginç! Bu şarkıyı aslında bir balad olarak yazmıştım ama albümde zaten birçok balad olduğu için onu başka bir yöne evirmek istedik. Bu noktada Nirvana büyük bir ilham kaynağı oldu. Şarkıyı beğenmene ve içinde beni bulmana çok sevindim.

Beni en çok yansıtan şarkıysa sanırım Heal Me. Melodisi çok kişisel bir yerden çıktı. Bas ve davulların kattığı o karanlık ve “cool” hava, benim daha feminen vokallerimle güzel bir kontrast yaratıyor. Bu dengeyi çok seviyorum.

Albümde dinleyicilerin belki ilk anda fark etmeyeceği ama senin için özel anlam taşıyan detay var mı? Minik bir ses ya da son anda eklenmiş küçük bir dokunuş gibi örneğin.

In Our Storm’u tek seferde, vokal ve piyano birlikte canlı olarak kaydettik. Şarkının sonunda, “kalp atışlarımı hissedebiliyorum” dediğim bir an var çünkü o an hepimiz inanılmaz odaklanmıştık. Bu cümleyi Norveççe olarak söylediğim kaydı aynen bıraktık. Yani şarkının sonunda duyduğunuz şey aslında tam da bu.

Ayrıca albümde caz sevgime dair iki küçük referans var. My Autumn Leaves, adını doğrudan caz klasiği Autumn Leaves’ten alıyor. I’ll Be Feeling You ise Billie Holiday’in I’ll Be Seeing You parçasından ilhamla yazıldı. O şarkıda, özlediğin birini nereye baksan görmekle ilgili iç parçalayıcı bir hissiyat vardır. Benim şarkım da bu duygunun bir yansıması gibi.

Müzikal olarak sırada ne var? Keşfetmek için heyecan duyduğun yeni sesler, türler ya da temalar var mı? Silver Bead Eyes’tan sonra müziğin nereye doğru evriliyor gibi hissediyorsun?

Son zamanlarda kendimi biraz boşlukta hissediyorum. Bu da benim için yeni şarkılar yazmaya başlamam gerektiğinin bir işareti aslında. Ama bu yeni müziklerin içinde ne olacak henüz ben de bilmiyorum.

Senden dinleyicilerine söyleyebileceğin ve şu ana kadar hiç paylaşmadığın küçük bir sır alabilir miyiz? 🙂

Şu an param kalmadı, çünkü tüm paramı albümüm için harcadım 😀

Tags: , ,

İlginizi Çekebilir

Sattas’tan yeni single: “Çıplak Kral”
Kara Kadans’tan birinci yıla özel post-punk gecesi

Yazar

BBI Merch

Bize Katıl!