Nothing But Thieves, her yeni üretimiyle alternatif rock sahnesindeki yerini daha da sağlamlaştırıyor. Yaklaşık on yıllık kariyerinde büyüyen dinleyici kitlesi, deneysel yaklaşımı ve Conor Mason’ın güçlü vokaliyle kuşağının en önemli rock gruplarından biri haline geldi.
Üstelik bu büyüme yalnızca algıyla sınırlı değil. 2023’te yayımlanan Dead Club City, grubun Birleşik Krallık’taki ilk bir numaralı albümü oldu. Öncesinde yayımlanan üç albümün tamamı da ilk 10’a girmişti. Şimdi ise grubun önünde 2027’de başlayacak, kariyerlerinin bugüne kadarki en büyük headline turnesi var.
Bu yüzden Nothing But Thieves’in beşinci albümleri Stray Dogs için aldığı karar ilginç. Çünkü bu ölçekte bir grubun önündeki en kolay yol daha büyük düşünmekken onlar küçülmeyi seçiyor.
Büyüdükçe yeniden küçülmek
Stray Dogs, grubun dört albümün ardından ilk kez geriye dönüp “Biz bütün bunların içinde aslında neyi seviyoruz?” diye sormasıyla ortaya çıkmış.
Albüm yaklaşık beş aylık bir süreçte yazılmış ve kayıt için 2015’teki ilk albümlerini kaydettikleri stüdyoya geri dönmüşler. Üretimde daha DIY bir yaklaşım benimserken şarkıların merkezine de arkadaşlarını, ailelerini, ekiplerini ve yıllardır onlarla birlikte büyüyen dinleyicilerini koymuşlar. Stray Dogs ismi de aslında bu düşünceden doğuyor.
Grubun bu albümde peşinde olduğu şey aslında kariyerlerinin başındaki hâllerini taklit etmek değil. O dönemde onları grup yapan şeyi yeniden bulmak ve hatırlamak.
Bu ayrım önemli çünkü Nothing But Thieves bugün ilk albümünü yapan beş genç müzisyen değil. Arena dolduran, büyük festivallerde ana sahnelere çıkan ve bir sonraki turnesini daha da büyük salonlara taşıyan bir grup. Buna rağmen kendilerini hâlâ en temel hâliyle “aynı odada çalan beş kişi” olarak tanımlıyorlar.

Bu arayışın benim en çok hoşuma giden taraflarından biri ise tekrar küçük konser salonlarına dönme istekleri. Bir önceki yıl 120’den fazla büyük mekânda çaldıktan sonra yeniden küçük salonlara dönmek istemişler.
Nothing But Thieves’e göre küçük mekanlarda seyirciyle grup arasındaki fiziksel mesafe neredeyse ortadan kalkıyor. Arena konserlerinde ister istemez oluşan kopukluk burada yok. Seyircinin tepkisini anında görebiliyor, ona göre hareket edebiliyor ve performansın planlanmamış taraflarına izin verebiliyorsunuz. Üstelik grubun da söylediği gibi, bu salonlar yalnızca nostaljik mekanlar değil, grupların gerçekten grup olmayı öğrendiği yerler.
Nothing But Thieves’i canlı izleme şansım oldu ve dinleyiciyle kurdukları ilişkinin klişeler üstüne kurulu, romantize edilmiş bir fikir olmadığını çok net bir biçimde gördüm. Benim için konserlerinin en dikkat çekici taraflarından biri, grubun ne kadar iyi çaldığından önce insanların onları ne kadar sevdiğiydi.
Konser boyunca etrafıma baktığımda sürekli aynı şeyi düşündüm. Orası yüzlerce kişinin olduğu bir konserden çok, inanılmaz büyük bir arkadaş grubunun buluşması gibiydi.
İnsanların büyük bölümü telefonlarını kaldırıp bütün konseri kayıt altına almaya çalışmıyordu. Birlikte şarkı söylüyor, dans ediyor, birbirlerine dönüp bağırıyorlardı. Sahneyle seyirci arasında daha önce deneyimlemediğim samimi bir bağ vardı.
Stray Dogs’un çıkış noktasını bu yüzden anlayabiliyorum.
Nothing But Thieves bu küçük sahnelere dönme fikrini albüm döneminde oldukça ileri bir noktaya da taşıdı. Albümün yayımlanması öncesinde Utrecht, Brüksel ve Londra’da aynı gün içinde üç konser verdiler. Sabah başlayan ilk konserden birkaç saat sonra başka bir ülkeye geçip yeniden sahne kuruldu, günün sonunda ise Londra’daki Underworld’de üçüncü konser gerçekleşti. Kısacası: üç şehir, üç ülke, üç konser, tek günde.
Bir albümün fikrini anlatmanın bundan daha iyi bir yolu muhtemelen yok.
Grup bu albümde normal çalışma yöntemini bir anlamda tersine çevirmiş. Daha önce şarkıları kaydedip sonrasında sahnede nasıl yaşayacaklarını keşfederken bu kez sahnede yıllar içinde öğrendikleri şeyi albüme aktarmaya çalışmışlar. Konserlerden alınan seyirci sesleri manipüle edilerek şarkılar arasındaki geçişlerde kullanılmış, parçalar birbirine akacak şekilde yerleştirilmiş ve albümün baştan sona tek bir eser gibi dinlenmesi hedeflenmiş.
Prodüksiyonda da aynı yaklaşım var. Fazla süslemek yerine şarkının kendisini göstermek. Hatta bu albümde prodüktör olarak grubun gitaristi Dom Craik’i görüyoruz.
Grubun “#5” için kullandığı mantık bunu oldukça iyi özetliyor: iyi bir şarkı yaz, iyi kaydet ve prodüksiyonla üzerini kapatacak kadar süsleme.
Müzikal olarak Stray Dogs’un en belirgin özelliği, alışık olduğumuz deneysel yaklaşımlarının yerini daha kontrollü bir müzikaliteye bırakması.
Gitarlar çoğu zaman büyük duvarlar örmek yerine ritmik ve kısa motiflerle ilerliyor. Bas ile davul ise şarkıların omurgasını önceki albümlere göre daha görünür biçimde taşıyor. Prodüksiyon kısmında bir boşluk bırakılması, grubun aynı odada çalıyormuş hissini gerçekten de güçlendiriyor. Dead Club City’de synth katmanları ve ritimler şarkıları sürekli geniş bir perspektife oturturken burada dinamikler daha çok enstrümanların birbirine uyumuyla kuruluyor. Vokaller de melodinin üzerinde ayrı bir katman olmak yerine çoğu zaman bu bütünün içine yerleştirilmiş. Bu nedenle albüm daha ham ve fiziksel duyuluyor fakat Nothing But Thieves’in geçmişte çok iyi kullandığı kontrast yeteneği de biraz azalıyor.
Benim albümle ilgili temel problemim de tam burada başlıyor.

Çünkü Nothing But Thieves’in sadeliğe dönmesini sevsem de bu sadelik zaman zaman grubun en güçlü silahlarından birini gereğinden fazla geri plana itiyor: Conor Mason’ın vokalini.
Conor yalnızca iyi bir rock vokalisti değil. Nothing But Thieves’i Nothing But Thieves ya
pan sesin çok büyük bir parçası. Birbirinden oldukça farklı bu kadar şarkının aynı grubun parçası olduğunu hissettiren şeylerden biri onun sesi.
Stray Dogs ise şaşırtıcı biçimde bu sesi sürekli merkezine alan bir albüm değil.
Bazı parçalarda vokalin üzerine uygulanan efektler ve miks tercihleri Conor’ın sesinin doğal gücünü geriye çekiyor. Özellikle “I Needed You Then, I Need You Now” bunun en belirgin örneklerinden biri. Güzel bir şarkı olmasına rağmen vokal üzerindeki işlemler bazı anlarda Conor’ın sesini tanımayı bile zorlaştıracak kadar öne çıkıyor.
Buradaki gariplik şu ki bunu yapan grup, elindeki vokal kapasitesinin farkında olmayan bir grup değil. Tam tersine. Conor Mason’ın neler yapabildiğini defalarca kanıtlamış bir grup.
Bu nedenle Stray Dogs’ta yüksek notaların, uzun vokal anlarının ya da sesinin o kırılgan ama aynı anda devasa olabilen tarafının daha az kullanılması bana bilinçli olmasına rağmen biraz şaşırtıcı bir tercih gibi geliyor.
Üstelik albümün amacı canlı Nothing But Thieves hissini yakalamaksa benim deneyimim bunun tam tersini söylüyor: Conor’ın sesi canlı performansta çok daha berrak, çok daha önde ve çok daha etkileyici.
Bu fark özellikle Dead Club City ile yan yana koyulduğunda daha da belirginleşiyor.
Çünkü iki albüm neredeyse birbirinin zıttı.
Dead Club City yoğun bir prodüksiyon üzerine kuruluydu. Synth’ler, drum machine’ler, vokal katmanları… Hatta albüm yalnızca şarkılardan oluşmuyordu; Nothing But Thieves kendine kurgusal bir şehir yaratmış ve albümün bütün dünyasını onun etrafında kurmuştu.
Stray Dogs ise bütün bunları bir kenara bırakıyor.
Albümdeki her tercihi sevdiğimi söyleyemem. Özellikle Conor’ın vokalinin daha fazla alan bulmasını isterdim. Zaman zaman gitarların da biraz daha ileri gitmesini, duyulan bazı fikirleri gerçek bir gitar solosuna kadar taşımalarını bekledim. Grubun teknik kapasitesini bildiğim için bazı anlarda “Biraz daha ileri gidebilirdiniz” hissi kaçınılmaz oldu.
Ama Nothing But Thieves’in beşinci albümünde hâlâ belirli bir formülü tekrar etmek yerine başka bir şey denemesi benim için çok daha önemli. Albümden favorilerim ise “Evolution”, “American Confidence” ve “AI.Jesus” oldu.
Stray Dogs benim için kusursuz bir Nothing But Thieves albümü değil. Hatta bazı anlarında grubun elindeki imkanları bilinçli şekilde biraz fazla dizginlediğini düşünüyorum. Ama grubun kariyerinde neden var olması gerektiğini anlayabildiğim bir albüm.
On yıl boyunca büyüdükten sonra bir noktada geriye dönüp o ilk odadaki beş kişiyi yeniden bulmaları gerekiyordu.
Bizim için ise geriye onları İstanbul’da görebilmek kalıyor.
Haftalık Bültene Abone Ol
Yeni yazılar ve öne çıkanlar her hafta e-postana gelsin.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!
Yorum yazmak için topluluğa katıl. Ücretsiz, bir dakika sürer.





