Nouvelle Vague, yeni albümü A Date With Depeche Mode albümünde Depeche Mode şarkılarını bossa nova ile yeniden yorumluyor. Marc Collin’le albümü konuştuk.
1. “Just Can’t Get Enough”, Nouvelle Vague olarak daha önce de yorumladığınız bir Depeche Mode şarkısı. İlk versiyonunuzu kaydettikten yıllar sonra parçaya yeniden döndüğünüzde bu kez neyi farklı yapmak istediniz?
“Just Can’t Get Enough” hayatımda duyduğum ilk Depeche Mode şarkısı. 1981’in başlarıydı. Şarkının klibi Fransız televizyonunda yayımlanıyordu. Punk ve new wave görünümüne sahip bir grubun, insanın aklından çıkmayan son derece pop bir melodi çalması beni çok etkilemişti.
Bu parça, Olivier Libaux ile birlikte Nouvelle Vague için kaydettiğimiz ikinci şarkıydı. İlk olarak “Love Will Tear Us Apart”ı kaydetmiştik. Rio’dan bir şarkıcı olan Eloisia parçayı seslendirmişti ve bugün hâlâ pek çok kişi bizi bu yorumumuzla tanıyor. Ancak açıkçası o versiyondan hiçbir zaman tamamen memnun kalmadım. Özellikle miksini yeterince iyi bulmuyordum. Projeyi henüz şekillendirdiğimiz bir dönemdi ve sonuçta hızlı, eğlenceli, samba etkili bir yorum ortaya çıkmıştı.
Bu kez daha yumuşak, gerçek bossa nova’ya daha yakın ve sesinden memnun kalacağım bir versiyon yapmak istedim. Eva de Marcé şarkıyı neredeyse fısıldayarak söylüyor. Kayıt Rio’da Brezilyalı müzisyenlerle yapıldı ve üflemeli çalgılar düzenlemesi de orada hazırlandı. Aynı şarkı ama sanırım bu kez başından beri kafamda olan versiyonu ortaya çıkardım.

2. Albümde Depeche Mode’un kariyerinin farklı dönemlerinden şarkıları bir araya getiriyorsunuz. Şarkı sıralamasını belirlerken grubun farklı dönemlerini göz önünde bulundurdunuz mu, yoksa başka bir fikriniz mi vardı?
Aslında şarkıları dönemlerine göre sıralamadık. Albüm, Vince Clarke dönemine ait 1981 tarihli “Just Can’t Get Enough”, “Any Second Now” ve “Ice Machine” gibi parçalardan 1998’de yayımlanan “Only When I Lose Myself”e kadar uzanıyor. Depeche Mode’un tüm diskografisini yeniden dinledim, yaklaşık 20 şarkılık bir liste hazırladım ve gerçekten yeni bir şey ortaya çıkarabileceğimi hissettiğim parçaları seçtim. Büyük hitlerin yanı sıra yalnızca sıkı hayranların bildiği birkaç şarkıya da yer vermek istedim.
Şarkı sıralamasını belirlerken bir tarih kitabından ziyade film kurgular gibi düşünüyorum. Üç single’ı albümün başına koyduk çünkü dinleyiciler bu projeyi ilk olarak o şarkılar üzerinden keşfetti. Albümü Depeche Mode’un ilk single’ının B yüzünde yer alan “Ice Machine” ile bitirmek de hoşuma gitti. Böylece albüm, grubun başladığı yerde sona eriyor.
3. Albümü Rio de Janeiro ve Paris’te kaydettiğinizi biliyoruz. Rio’da çalışmak düzenlemeleri ve enstrüman seçimlerinizi nasıl etkiledi? Örneğin “Just Can’t Get Enough”ın başlangıcında duyduğumuz o tiz ses hangi enstrümana ait?
Albümün müzikal yönü, Kasım 2024’te Rio’da verdiğimiz bir konserle şekillenmeye başladı. Birkaç ay sonra, Şubat 2025’te yeniden Rio’ya giderek Liminha’nın stüdyosu Nas Nuvens’te kayıt yaptım. Liminha’nın Os Mutantes grubunda çalmış olması benim için başlı başına özel bir durumdu.
Temel enstrüman kayıtlarını Brezilyalı müzisyenler yaptı: bas, davul, gitar ve perküsyon. Pedro Baby akustik gitarda, Thomas Harres davulda, Marcelo Gordo ise perküsyondaydı. Beni en çok etkileyen şey, new wave’in melankolisiyle bossa nova’nın melankolisi arasındaki bağı hemen kavramalarıydı. Bunu uzun uzun açıklamama gerek kalmadı. Daha sonra Paris’e döndüğümde klavyeler, akordeon ve Jérôme Pichon’un gitarlarını ekledim.
Brezilyalı bir aranjör, iki şarkı için üflemeli çalgı düzenlemeleri de hazırladı. “Just Can’t Get Enough” bunlardan biri. Şarkının başında duyduğunuz o tiz ses de üflemeli çalgılardan geliyor.
4. Albümde Türk sanatçı Nedime Girişken ile de çalıştınız. Kendisiyle ilk olarak nasıl tanıştınız ve birlikte çalışmak nasıldı?

Nedime ile İstanbul’daki son konserimizin ardından tanıştım. İletişimimizi sürdürdük ve daha sonra kendi şarkılarını bana gönderdi. Sesini gerçekten çok beğendim. “Leave in Silence” üzerinde çalışmaya başladığımda da aklıma ilk o geldi.
Bu, Martin Gore’un 1982’de yazdığı erken dönem Depeche Mode şarkılarından biri. Büyük tartışmalar ya da uzun konuşmalar olmadan, bir ilişkiyi sona erdirmek üzerine oldukça ölçülü bir şarkı. Nedime vokallerini İstanbul’da kaydetti. Kayıtları bana ulaştığında tam da aradığım şeyin bu olduğunu hissettim.
Bu albümde Türkçe bir sesin de yer almasından gerçekten mutluyum. Türkiye, uzun zamandır en sadık dinleyici kitlemizin bulunduğu ülkelerden biri.
5. Depeche Mode’un elektronik sound’unu daha organik enstrümanlarla yeniden yorumlarken orijinal şarkıların özünü korumak için nelere odaklandınız?
Bence bir Depeche Mode şarkısının özü synthesizer’lar değil; melodisi, sözleri ve melankolisidir. Martin Gore, dans müziği gibi duyulan şarkılarında bile son derece hüzünlü parçalar yazıyor. Bu nedenle kendimize basit bir kural koyduk: Melodiye ve sözlere dokunmuyoruz, geri kalan her şey değişebilir.
Her zaman aynı şekilde başlıyorum. Önce piyanoda akorları çalıyor, ardından melodiyi söylüyorum. Şarkı bu hâliyle de ayakta durabiliyorsa onu istediğim her yere taşıyabileceğimi biliyorum.
Bir diğer önemli nokta da şarkılardaki gerilimi korumaktı. Bu parçalar arzu, suçluluk, inanç ve takıntı gibi duygular üzerine kurulu. Akustik enstrümanlarla çalışırken her şeyi fazla güzel, fazla rahat bir hâle getirmek çok kolay. Bossa nova’nın altında hafif de olsa o karanlık hissi korumaya çalıştım.

6. Bossa nova, Nouvelle Vague denince akla gelen ilk tarzlardan biri. Yıllar içinde bu müzik türüyle ilişkiniz nasıl değişti? Depeche Mode şarkılarını bossa nova üzerinden yeniden yorumlamak size neden heyecan verdi?
Başlangıçta bu fikir neredeyse bir kelime oyunundan ibaretti: Fransızcada “nouvelle vague” yeni dalga anlamına geliyor; Portekizcede “bossa nova” da aşağı yukarı aynı anlama geliyor. İlk albümümüzde bossa nova bütün projenin temel fikriydi. Ancak çok geçmeden kendimi yalnızca bu tarzla sınırlamak istemediğimi fark ettim. Bu yüzden ikinci albümden itibaren akordeon, reggae, film müziği etkileri ve daha sonra Fransız şarkıları gibi farklı renkleri de müziğimize kattım.
Bu albümde bossa nova’ya geri döndüm ama bu kez yaklaşımım farklıydı. Doğrudan kaynağına, Rio’ya gittim ve Brezilyalı müzisyenlerle çalıştım. Depeche Mode da bu yaklaşım için mükemmeldi çünkü bossa nova aslında mutlu bir müzik türü değil. İçinde saudade dediğimiz bir duygu var: özlem, nostalji ve insanın hafifçe sallanarak eşlik edebileceği bir hüzün. Depeche Mode da aynı duyguyu makinelerle yaratıyor.
7. Yıllar içinde Türkiye’de birçok kez sahne aldınız ve 2027’de yeniden İstanbul’a geleceksiniz. Şehre dönmek ve buradaki dinleyicilerinizle yeniden buluşmak sizin için ne ifade ediyor?
Türkiye’de o kadar çok kez sahne aldık ki büyük salonlarda, küçük kulüplerde ve festivallerde verdiğimiz konserlerin sayısını artık biz de hatırlamıyoruz. Time Out İstanbul bir keresinde konserlerimizi o kadar çok takip etmişti ki artık kendilerinin bile saymayı bıraktığını yazmıştı. Türkiye, bizi en başından beri takip eden ve daha az bilinen şarkılarımızı bile ezbere bilen dinleyicilere sahip olduğumuz yerlerden biri.
Bu albümle 16 Nisan 2027’de Zorlu PSM’ye dönecek olmak bizim için özel olacak. Nedime ile buradaki son konserimizin ardından tanışmıştım. Şimdi onun sesinin de yer aldığı bir albümle ve o gece bizimle sahneye çıkacak olmasıyla yeniden İstanbul’a geliyoruz. Bu, bir bakıma tamamlanan bir döngü gibi hissettiriyor. Depeche Mode şarkılarını bu şekilde yorumladığımızda İstanbul dinleyicisinin nasıl tepki vereceğini görmek için sabırsızlanıyorum.
Original Interview — English
Nouvelle Vague reimagines Depeche Mode songs through bossa nova on its new album, A Date With Depeche Mode. We spoke with Marc Collin about the album.
1. “Just Can’t Get Enough” is a Depeche Mode song that Nouvelle Vague has covered before. When you revisited the track years after your first version, what did you want to do differently this time?
“Just Can’t Get Enough” is the first Depeche Mode song I ever heard. It was early 1981, the video was on French television, and I remember this band with a punk, new wave look playing a pure pop melody you couldn’t get out of your head.
It was also the second song Olivier Libaux and I recorded for Nouvelle Vague, right after “Love Will Tear Us Apart”. Eloisia, a singer from Rio, sang it, and a lot of people still know us for it. But to be honest, I was never completely satisfied with that version. Mostly, I always found it badly mixed. We were still inventing the project, and it came out as a fast, playful samba.
This time I wanted something softer, closer to real bossa nova, and with a sound I was happy with. Eva de Marcé almost whispers it, Brazilian musicians played it in Rio, and there’s a brass arrangement written there. It’s the same song, but I think this is the version I always had in my head.
2. The album brings together songs from different eras of Depeche Mode’s career. Did you arrange the tracklist with these different periods in mind, or was there another idea behind the running order?
Not really by period. The songs go from 1981, with “Just Can’t Get Enough”, “Any Second Now” and “Ice Machine” from the Vince Clarke days, to “Only When I Lose Myself” in 1998. I listened to the whole catalogue again, made a list of about twenty songs, and kept the ones where I could really hear something new. I wanted the big songs, but also a few that only the fans know.
For the running order, I think more like a film than like a history book. The three singles open the record, because that’s how people discovered it. And I liked ending with “Ice Machine”, the B-side of Depeche Mode’s very first single. The album closes where the band started.
3. We know that you recorded the album in Rio de Janeiro and Paris. How did working in Rio influence the arrangements and your choice of instruments? For example, what is that high-pitched instrument we hear at the beginning of “Just Can’t Get Enough”?
The direction of the album came from a concert we played in Rio in November 2024. A few months later, in February 2025, I went back to record at Nas Nuvens, Liminha’s studio. He was in Os Mutantes, so for me that was already something.
Brazilian musicians played the foundations: bass, drums, guitars, percussion, with Pedro Baby on acoustic guitar, Thomas Harres on drums and Marcelo Gordo on percussion. What struck me is that they understood immediately the link between the melancholy of new wave and the melancholy of bossa nova. I didn’t have to explain much. Then, back in Paris, I added keyboards, accordion and Jérôme Pichon’s guitars.
A Brazilian arranger also wrote brass parts for two songs, and “Just Can’t Get Enough” is one of them. That high-pitched sound at the beginning is the brass.
4. On the album, you collaborated with Turkish artist Nedime Girişken. How did you first connect, and what was it like working together?
I met Nedime after our last show in Istanbul. We stayed in touch, and she sent me her songs. I really liked her voice, and when I started working on “Leave in Silence”, I thought of her.

It’s an early Martin Gore song, from 1982, about ending a relationship without a scene, without big words. A very restrained song. She recorded her vocals in Istanbul, and when I received them, it was exactly what I was looking for.
I’m really happy there’s a Turkish voice on this album. Turkey has been one of our most faithful audiences for a long time.
5. When reinterpreting Depeche Mode’s electronic sound with more organic instruments, what did you focus on to preserve the essence of the original songs?
For me, the essence of a Depeche Mode song is not the synthesizers. It’s the melody, the words, and the melancholy. Martin Gore writes very sad songs, even when they sound like dance music. So the rule was simple: the melody and the lyrics don’t move, everything else can change. I always start the same way: I play the chords on the piano, I sing the melody, and if the song stands up like that, I know I can take it anywhere.
The other thing was to keep the tension. These songs are about desire, guilt, faith, obsession. With acoustic instruments it’s easy to make everything too pretty, too relaxed. I tried to keep a little darkness under the bossa nova.
6. Bossa nova is one of the first things that comes to mind when people think of Nouvelle Vague. How has your relationship with this style evolved over the years? What excited you about reimagining Depeche Mode’s songs through a bossa nova lens?
At the beginning it was almost a play on words: “nouvelle vague” means “new wave” in French, and “bossa nova” means more or less the same thing in Portuguese. On the first album, bossa nova was the whole idea. Then quite quickly I didn’t want to be locked into it, so from the second album I brought in other colours: accordion, reggae, soundtrack music, and later French songs.

With this album I came back to it, but differently. This time I went to the source, to Rio, with Brazilian musicians. And Depeche Mode was perfect for that, because bossa nova is not a happy music. It’s saudade, nostalgia, a sadness you can sway to. Depeche Mode is the same feeling, with machines.
7. You’ve performed in Türkiye many times over the years, and you’ll be returning to Istanbul in 2027. What does coming back to the city and reconnecting with your audience here mean to you?
We’ve played in Türkiye so many times, in big halls, small clubs and festivals, that Time Out Istanbul once wrote that even they had lost count. It’s one of the places where the audience has followed us from the beginning, and where people know all the songs, even the more obscure ones.
Coming back to Zorlu PSM on 16 April 2027 with this album will be special. I met Nedime after our last show here, and now we come back with her voice on the record, and with her on stage with us that night. It feels like closing a circle. I’m looking forward to seeing how the Istanbul audience reacts to Depeche Mode played this way.
Haftalık Bültene Abone Ol
Yeni yazılar ve öne çıkanlar her hafta e-postana gelsin.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!
Yorum yazmak için topluluğa katıl. Ücretsiz, bir dakika sürer.






