Object Permanence ve How to Win at Solitaire EP’leriyle tanıdığımız Sophia Stel, ilk albümü “the greatest album of all time” ile bu kez çok daha özgüvenli bir müzikal dünyayla karşımızda.

Duygusal ve kırılgan yanından da ödün vermeyen Sophia Stel, müzikal kimliğini hiç olmadığı kadar belirgin bir şekilde ortaya koyuyor. 12 şarkıdan oluşan albüm, A24 Music etiketiyle yayımlandı.

The Greatest Album of All Time?

Albümün iddialı adı yalnızca ironik bir ifade değil, aynı zamanda Stel için kendine güvenmeyi öğrenmenin ve büyük iddialarda bulunmaktan çekinmemenin bir yolu. Başkalarının gözleri üzerindeyken genellikle kendini küçültme eğiliminde olduğunu anlatan Stel, bu albümde tam tersini yapmak istemiş. the greatest album of all time adını da başkalarına bir şey kanıtlamaktan çok, biraz da kendini buna inandırmak için seçmiş. “Bence evren özgüveni ödüllendiriyor ve bazen bir kız olarak bu kadar kendinden emin, hatta küstah olmana izin verilmiyor,” sözleriyle de bu tercihini açıklıyor. Kadın sanatçılardan beklenen mütevazılığa küçük bir meydan okuma olarak da görebileceğimiz bu yaklaşım, albümün genelindeki tavırla örtüşüyor.

Albümün adından şarkı sözlerine kadar ilk dinleyişimde dikkatimi çeken şey, Stel’in kendinden emin duruşunu dinleyiciye ne kadar başarılı bir şekilde geçirdiği oldu. Uzun zamandır müziğini takip eden biri olarak, estetiğinde her zaman biraz umursamaz, havalı ama abartısız bir tavır olduğunu düşünüyordum. Ancak bu albümle birlikte bu tavrın müziğine çok daha güçlü bir şekilde yansıdığını hissediyorum. Önceki EP’lerinde tanıdığımız duygusal Sophia Stel hâlâ burada, fakat bu kez kırılganlığın yerini çok daha belirgin bir özgüven almış gibi. Daha doğrusu, Stel artık kırılganlıklarını saklamak yerine onlarla daha barışık görünüyor.

the greatest album of all time, Sophia Stel
the greatest album of all time, Sophia Stel

Albümün İçinden Dört Favori

Albümün tamamı kendi içinde bir bütün oluştursa da bazı şarkılar benim için biraz daha öne çıkıyor. Stel’in hem kendinden emin tavrını hem de daha kişisel yanlarını farklı şekillerde ortaya koyduğu bu 12 şarkı arasında özellikle dört tanesine biraz daha yakından bakmak istiyorum. İlk olarak da albümün en eğlenceli ve iddialı parçalarından biri olan Power’la başlayalım.

Stel, Power‘ın sözlerini ilk Avrupa turnesine çıktığı Kasım 2025’te, gezdiği şehirlerde yaşadıklarını biriktirerek yazmış. İsviçre’den Londra’ya, Paris’ten Barselona’ya uzanan bu hikâyede arkadaşlarının da payı var. Hatta şarkının bazı sözleri doğrudan aralarındaki konuşmalardan çıkmış. Stel, sözleri yazdıktan sonra kulüplerde duyduğu müziklerin üzerine söyleyerek farklı ritimler denemiş ve doğru altyapıyı bulana kadar beklemiş. Normalde sözleri ve müziği aynı anda yazmayı tercih etse de Power için bu kez farklı bir yol izlemiş.

Elektronik altyapının oyunbazlığı, Stel’in sözlerindeki mizahla birleşince ortaya kendini fazla ciddiye almayan ama bir o kadar da iddialı bir parça çıkıyor. Özellikle “I’m just a girl, but I’m the man” dizesi, şarkının tavrını tek başına özetliyor. Kendini küçültmek yerine yeni kazandığı görünürlüğün ve ilginin tadını çıkaran Stel, bu gücün kendisi için de yeni olduğunu saklamıyor.

Albümdeki kişisel favorim ise kesinlikle Like a Kite. Power’da karşımıza çıkan kendinden emin Sophia Stel, burada aşk konusunda kafası oldukça karışık birine dönüşüyor.

“Now I can’t fall in love if I try / It’s more confusing than the clouds in the night / I’m looking everywhere I go for a light.”

Bazen hayatımızın duygusal olarak karmaşık dönemlerinde eskisi gibi hissedemeyeceğimize çaresizce inanıyoruz. Bunu kabullenmek kolay değil ama bu his bizi kalpsiz birine dönüştürmekten çok, gittiğimiz her yerde bir ışık aramaya itiyor. Bazen bu ışığı başka insanlarda, bazen yeni mekânlarda, bazen de yaşadığımız deneyimlerde bulmayı umuyoruz. Stel’in şarkıda kullandığı ışık arama imgesi de bana tam olarak bunu hissettiriyor.

Reklam

I’ll Walk ise albümdeki bir diğer favorim. Şarkının başında duyduğumuz yaylıları andıran sesler daha ilk saniyelerden bir gerilim yaratıyor. Stel’in geçmişte yaşadığı kırılganlıklardan bahsettiği dizelerin ardından nakaratta neredeyse meydan okuyan bir tavra geçmesi de bu gerilimi daha etkileyici kılıyor.

Özellikle Los Angeles’ta kimsenin yürümediğinden bahsetmesi ve kendisine Uber çağrılmasına rağmen yürümeyi tercih etmesi hoşuma gidiyor. Burada yürümek, basit bir ulaşım tercihinden çok daha fazlası; kendi yolunu çizebileceğinden emin olmanın bir göstergesi gibi. Nakaratta tekrarlanan “Just watch, just watch” ise bu tavrı iyice güçlendiriyor. Sanki ne yapabileceğini anlatmakla uğraşmak yerine yalnızca izlememizi istiyor.

Albümün en kişisel şarkılarından biri olan Now I’ve Got a Lot You Know ile bitirmek istiyorum. Dindar bir çevrede büyüyen Stel, ergenlik yıllarının başında inancını kaybetmeye başlasa da uzun süre bundan tamamen kopamadığını anlatıyor. Şarkıda Tanrı’nın varlığına artık inanmasa bile onun temsil ettiği koşulsuz sevgi fikrinden kolayca vazgeçemediğini görüyoruz. Kardeşlerine seslendiği sözlerde, Tanrı var olsaydı onları seveceğini söylüyor. Bir yandan kardeşlerine böyle bir sevgiyi hak ettiklerini hatırlatırken diğer yandan belki de aynı şeyi kendisine söylemeye çalışıyor. Röportajında bu sözleri yazarken biraz Tanrı’nın rolünü üstlendiğini anlatması da şarkıya bambaşka bir anlam katıyor.

Stel’in dinî geçmişi, kendi cinsel yönelimini kabullenme sürecinde yaşadığı zorluklarla da iç içe geçmiş. Uzun süre kendisini kabul etmekte zorlandığını ancak çevresindeki queer arkadaşlarının desteğiyle bu meseleyi eskisi kadar ağır yaşamamayı öğrendiğini anlatıyor. Bence bu geçmişi bilmek, şarkılarındaki aşkı, kaçınmayı ve koşulsuz sevilme arzusunu daha iyi anlamamızı sağlıyor. Now I’ve Got a Lot You Know da albümün diğer şarkılarında gördüğümüz özgüvenin arkasında ne kadar uzun ve karmaşık bir kendini kabullenme süreci olduğunu hatırlatıyor.

Haftalık Bültene Abone Ol

Yeni yazılar ve öne çıkanlar her hafta e-postana gelsin.

Aydınlatma Metni

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ("KVKK") uyarınca, bu formda paylaştığınız e-posta adresiniz; veri sorumlusu sıfatıyla BBI Yapım Prodüksiyon Organizasyon Reklam Ltd. Şti. tarafından, yalnızca haftalık bülten gönderimi amacıyla, açık rızanıza dayanılarak işlenir. Verileriniz amaçla sınırlı olarak abonelik süresince saklanır ve yasal zorunluluklar dışında üçüncü kişilerle paylaşılmaz. KVKK m.11 kapsamındaki haklarınızı ve abonelikten çıkma talebinizi info@birbabaindie.com adresine yazarak iletebilirsiniz.

Yorumlar

    Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!

    Yorum yazmak için topluluğa katıl. Ücretsiz, bir dakika sürer.