2025’te İstanbul’da da izlediğimiz İrlandalı post-punk grubu Fontaines D.C.’nin yeni ve beşinci albümü Dopamine Chamber çıktı.
Romance albümüyle ses getiren grup, yeni albümüyle de müzikseverlere harika bir deneyim yaşatmaya hazırlanıyor. Albüm 11 şarkıdan oluşuyor ve bir Fontaines D.C. albümü dinlerken yaşadığımız hissiyatı Dopamine Chamber’da da yaşatıyor.
Romance’in Ardından Yeni Bir Dönem
Dopamine Chamber, “Six Shot Morning” ile başlıyor. Şarkı, Romance ve Skinty Fia albümlerindeki gibi epik bir girişe sahip. Bu epik giriş, enstrümanların hepsinin üst seviyede duyulmasından kaynaklanıyor. Ayrıca şarkı, albümün genel havasını ve müzikalitesini yansıtıyor. Albümün diğer Fontaines D.C. albümlerine kıyasla daha elektronik olacağı, ilk şarkıdan dinleyiciye hissettiriliyor.
Dopamine Chamber’dan önce paylaşılan ilk şarkı “Marianne”, albümde ikinci sırada. Klibin odağında Marianne adlı bir kız var. Öne çıkan temalardan biri ise hayal. Şarkıda en çok tekrar edilen kelimenin “dream” olması ve klipte sinematografiyle renklerin oluşturduğu atmosfer, bir hayali anımsatıyor. Fontaines D.C.’nin solisti Grian Chatten’ı Marianne’nin gözünün içinden görüyoruz ve klibin sonunda kamera Marianne’nin gözünün içinden çıkıyor. Sanki klibin tamamı Marianne’nin hayal ürünüymüş gibi bir düşünce kafamızda beliriyor. Klip, özellikle David Lynch’in Twin Peaks dizisine yaptığı göndermelerle Lynchvari bir atmosfer yaratıyor. Set dekorasyonunda da Twin Peaks’in rüyalar âlemini anımsatan kırmızı bir oda görüyoruz.
Şarkının enstrümantal kısmına bakacak olursak hem Romance hem de Skinty Fia albümlerindeki bas ve gitar partisyonlarının izlerini görüyoruz. Özellikle şarkının verse’lerindeki bas yürüyüşü ve tonu, Fontaines D.C. şarkılarından “Skinty Fia” ve “In the Modern World”ü anımsatıyor. Gitar partisyonlarındaki reverb ise parçanın temasına uyumlu bir ton seçimi olmuş. Sanki “Bir gitarda ne kadar reverb olabilir?” diye düşünmüşüz de karşımıza böyle bir gitar tonu çıkmış gibi. Vokaldeki reverb de oldukça yüksek seviyede ayarlanmış ve gitarla aynı hissiyatı veriyor.
“Mimesis”, albümde üçüncü sırada. Bu şarkıda 80’ler synth havası var. Bas, bateri ve klavye partisyonlarıyla bir Depeche Mode şarkısını anımsatıyor. Bu yüzden 80’ler müziğini sevenler için albümde özellikle dans edilesi şarkılardan biri. Şarkıyı Depeche Mode’un ya da başka bir grubun müziğiyle ilişkilendirince, başlığının sanatta ve felsefede önemli bir Yunanca kelime olması da dikkat çekiyor. Mimesis, taklit etmek veya öykünmek anlamına geliyor.
Fontaines D.C.’nin bu şarkıdaki ilham kaynakları bir yana, grubun bir post-punk grubu olarak anılması da bir kategorileştirmeye maruz kaldığını gösteriyor. Bunun temelinde, her grubun bazen farkında olarak bazen de olmayarak yaptığı öykünme yatıyor. Dinleyiciler, müzik yazarları ve akademisyenler de bu öykünme üzerinden grubu bir türe mensup görerek kategorileştiriyor. “Mimesis” gibi şarkılar, müzikal unsurlar üzerinden müziğin sosyolojik konumunu tartışmamıza alan açıyor.

Fontaines D.C. Punk Köklerine Dönüyor
“Mimesis” sonrasında gelen “Happy for You”, albümdeki dördüncü şarkı ve en sert parça olabilir. Albümün ilk üç şarkısından farklı olarak elektronik öğeler daha az. Romance ve Skinty Fia albümlerindeki müzikalite, hatta Dogrel ve A Hero’s Death albümlerindeki punk ve sertlik bu şarkıda var. Her ne kadar grup bu albümde yeni şeyler denese de eski işlerinden unsurlara yer veriyor. Albümün ilk şarkıdan itibaren grubun müziğine yeni unsurlar kattığı aşikâr. Ancak Dogrel albümünden itibaren Fontaines D.C. dinlediyseniz grubun punk müziğinin sertliğini nasıl benimsediğini gözlemleyebilirsiniz.
Beşinci şarkı “Demolition” da “Happy for You” gibi sert bir şarkı. İki parça da sertlik ve müzikalite bakımından birbirine benziyor. Bu şarkıda da albümdeki diğer parçalara kıyasla elektronik öğeler daha az. Dolayısıyla bu iki şarkı, Dogrel ve A Hero’s Death albümlerindeki Fontaines D.C.’yi anımsatıyor.
Orkestral Düzenlemeler ve Yeni Arayışlar
Orkestral partisyonlarıyla altıncı şarkı “Tongue”, sanki Romance albümünden bir parçaymış gibi hissettiriyor. Hatta bas ve piyano partisyonları özellikle “Romance” şarkısını anımsatıyor. Sondaki sert elektro gitar tonları ve bateri yazımı da bunu kanıtlıyor. Genel olarak bu albümde Romance’taki unsurlara rastlamamız tesadüf değil çünkü grup bu albüm için de Romance’in yapımcılarından James Ford ile çalışmış. Klip açısından ise “Marianne”e kıyasla daha az bütçe ayrılmış gibi görünüyor. “Marianne” ise bir şarkı olarak görsele daha fazla alan açıyor.

Yedinci şarkı “One Man”, doğa sesleri ve orkestrayla bir Nick Cave şarkısı gibi başlıyor; ardından müzik giriyor. “Dopamine Chamber, just trying to kill the pain” cümlesi burada geçiyor. Albümde “Dopamine Chamber” başlıklı bir parça yok fakat bu ifade bir ipucu niteliğinde. Dopamin; motivasyon, ödül, zevk ve tatmin hisleriyle ilişkili olduğu için bütün albümü bu hislerle ilişkilendirmeliyiz. Şarkının sonundaki çocuk sesleri ise belki de çocukluğun bu hisleri en yoğun deneyimlediğimiz dönem olduğunu vurguluyor.
Sekizinci şarkı “Where Is Gone?” aynı zamanda albüm çıkmadan önce dinleyicilerle paylaşılan üçüncü parçaydı. Hem Lana Del Rey’in şarkılarını hem de James Bond filmlerinin müziklerini anımsatan bir eserle karşı karşıyayız. Adeta bir dizi jeneriğindeymiş gibi hissettiriyor ve Nancy Sinatra ile Lee Hazlewood’un eski düetlerini andırıyor. Klasik müzik öğeleri ve orkestrasyon, Rosalía’nın katkısı olabilir çünkü kendisini Lux albümüyle günümüz müziğini klasik müzikle harmanlamasıyla tanıyoruz. Bu, grubun ilk düeti olduğu için belki de ileride yapabileceği düetlerin habercisidir.
Dokuzuncu şarkı “You Miss Me”, Romance’teki hit şarkı “Starburster”ı andırıyor. Bunun sebebi klavye ve bateri partisyonları; metronom da bu unsurlardan biri. Buna rağmen şarkı, Dopamine Chamber’ın bütününe uyuyor çünkü Dopamine Chamber’dan önce Romance vardı ve iki albüm hem kronolojik hem de müzikal açıdan birbirinden uzak değil.
Onuncu şarkı “Japan”, Oasis ve Gorillaz’ı andırıyor. Sanki hiç gitmediğimiz bir yerin özlemini duyuyormuşuz gibi bizi melankolik hissettiriyor. Albümün sonuna geldiğimizi hissetmemizin sebeplerinden biri, diğer şarkıların yükselişlerini ve alçalışlarını düşündüğümüzde bu parçanın enerjiyi düşürmesi. Elbette bunun bir başka sebebi de şarkının albümdeki diğer parçalara göre daha yavaş olması.
Albümün son parçası “Intimate” ise elektronik öğeleriyle ilk üç şarkıyı anımsatıyor. “Six Shot Morning” kıvamında dinleyiciye bir gaz veriyor. Sanki albüm bitmiyor da yeniden başlıyormuş gibi bir his yaratıyor. Ya da albümün ortasına gelmişiz ve yeni bir bölüm başlıyormuş gibi hissettiriyor.
Fontaines D.C. İçin Sırada Ne Var?
Albümün geneline baktığımızda Fontaines D.C., biz hayranlarına ve gelecekteki dinleyicilerine bir şeyi kesinleştiriyor: Her albüm, grubun yeni şeyler deneyeceği ve bir öncekinden daha iyi olabileceği ihtimalini ortaya koyuyor. Bunu Radiohead’in Pablo Honey albümünden sonra art arda gelen albümlerinde de yaşamıştık. Grup, beşinci albümü Dopamine Chamber ile müziğine farklı unsurlar katarak bir post-punk grubunun ötesine geçiyor, müzikal olarak ne kadar ilerlediğini ve daha ne kadar ilerleyebileceğini gösteriyor.
Haftalık Bültene Abone Ol
Yeni yazılar ve öne çıkanlar her hafta e-postana gelsin.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!
Yorum yazmak için topluluğa katıl. Ücretsiz, bir dakika sürer.





