OFF Festival Katowice 2026’da Ninajirachi’yi canlı dinleme fırsatı buldum ve hayatımda izlediğim en iyi performanslardan biriydi. Fakat setten ayrıldığımda aklımda kalan yalnızca çaldığı şarkılar değildi. Sahnedeki kediler, bilgisayarlar ve kablolar; sürekli oluşan moshpitler; Nina’nın “make some noise if you are a girl” diyerek kalabalığa seslenmesi ve birbirini tanımayan insanlar arasındaki bağ, bir DJ setinden çok daha büyük bir dünyanın parçasıymışım hissi yarattı. Bu dünyanın zaten bir adı olduğunu fark etmem ise uzun sürmedi: Girl EDM.
Ninajirachi küçük bir kızken başladığı bu yolculukta elektronik müzik türünün içinde kendine yeni bir alan açıyor: kendi ifadesiyle “Girl EDM”. Bu terimin ortaya çıkışı aslında oldukça tesadüfi. Ninajirachi Los Angeles’taki ilk headline şovunda sahneyi MGNA Crrrta, Izzy Camina ve DJ_Dave ile paylaşıyor. Kuliste ise neredeyse tamamen kadınlardan oluşan bir grup var. Ninajirachi ve diğerleri, EDM konserlerinde alışık olmadıkları bu duruma gülerek o geceyi “girl EDM show” olarak adlandırıyorlar. Ninajirachi, yayınlamaya hazırlandığı yeni EP’sine isim ararken de Girl EDM’in en doğru başlık olduğunu hissediyor.
Şaka olarak ortaya çıkan bir terimin bugün internet dünyasında neredeyse başlı başına bir müzik türü gibi anılmaya başlaması oldukça ilgi çekici. Bunun altında ise EDM sahnesinde ve daha geniş anlamda müzik endüstrisinde hâlâ devam eden cinsiyet eşitsizliği yatıyor. Bir EDM konserinde sanatçıların ve kulisin neredeyse tamamen kadınlardan oluşması hâlâ alışılmadık bir durum. “Girl EDM” bu nedenle yalnızca müziğin nasıl duyulduğunu tanımlayan bir ifade olmaktan çıkıyor; aynı zamanda bu müziği kimin ürettiğine, kimlerin sahnede yer bulabildiğine dair de bir gözleme dönüşüyor.
New York merkezli deneysel elektronik pop sanatçısı, DJ ve prodüktör DJ_Dave’in bu dünyanın içinde yer alması da bu açıdan dikkat çekici. Müziğini kod yazarak üreten ve performanslarında bu yöntemi canlı DJ miksleriyle birleştiren DJ_Dave, pop duyarlılığı taşıyan bir bağlamda algorave olarak bilinen bu yaklaşımı kullanan ilk sanatçılardan biri. Aynı zamanda live coding ile DJ miksini aynı anda gerçekleştiren öncü isimler arasında yer alıyor. Dolayısıyla “Girl EDM”in ortaya çıkardığı dünya yalnızca kadınların sahnede daha fazla görünür olduğu bir dünya değil; kadınların elektronik müziğin ne olduğuna ve nasıl üretilebileceğine dair sınırları da yeniden çizdiği bir alan.
Girl EDM elektronik müziği “kadınsılaştırmıyor”; elektronik müziğin erkeklikle özdeşleşmek zorunda olmadığını gösteriyor. Bunun en dikkat çekici taraflarından biri de bu dünyanın yalnızca müzik üretimi üzerinden değil, sanatçılar arasındaki ilişkiler üzerinden de kurulması. Ninajirachi’nin MGNA Crrrta, Izzy Camina ve DJ_Dave gibi sanatçılarla kurduğu yakınlık, birbirlerini setlerinde konuk etmeleri ve röportajlarında birbirlerinden sıkça bahsetmeleri, burada yalnızca ortak bir müzik zevkinden daha fazlasının olduğunu düşündürüyor. Benzer bir dayanışmayı Ninajirachi, underscores ve Jane Remover arasındaki ilişkide de görmek mümkün. Birlikte performans vermeleri ve birbirlerinin müziğinde sürekli yer almaları, elektronik müzik sahnesinde rekabetin kaçınılmaz olduğu fikrinin karşısına başka bir model koyuyor: birbirinin alanını daraltmak yerine birbirine alan açan bir müzik çevresi.
OFF Festival’deki performans, Girl EDM hakkında teorik olarak düşündüğüm şeylerin sahnede somutlaşmış hâliydi. Konserin ne kadar eğlenceli olduğu bir yana, içinde bulunduğum ortam ve bana hissettirdikleriyle de unutulmaz bir deneyimdi. Nina’nın estetiğine ve kurduğu dünyaya dair çok şey anlatan görsellerden bahsetmeden bu performansı anlatmak mümkün değil. DJ setinin arkasındaki ekranlarda her şarkının ruhuna uyum sağlayan, özenle hazırlanmış ve kimi zaman son derece sevimli, kimi zaman da kaotik görseller bize eşlik ediyordu.
Burada dikkatimi çeken şey, “cute” ve “technical” olarak kodlayabileceğimiz iki estetiğin birbirinden ayrılmamasıydı. Bilgisayarlar ve kablolar gibi teknolojiyi çağrıştıran imgeler, kediler ve dijital karakterlerle yan yana geliyordu. Bu karşıtlık, Ninajirachi’nin müziğinin de önemli bir parçası: yüksek enerjili elektronik sesler, hyperpop etkileri ve dijital distortion’lar bir yandan son derece kaotik hissettirirken, diğer yandan çocukluk internet kültürünü hatırlatan şaşırtıcı derecede sıcak ve nostaljik bir atmosfer yaratıyor.
Bu atmosfer yalnızca sahneden izleyiciye doğru yayılmıyordu; seyircinin kendisi de performansın yarattığı dünyanın önemli bir parçasıydı. Kalabalık son derece enerjikti; set boyunca sürekli moshpitler oluşuyor, insanlar müziğin en kaotik anlarında kendilerini tamamen ritme bırakıyordu. Buna rağmen ortama şaşırtıcı derecede saygılı ve sıcak bir enerji hâkimdi. İnsanlar birbirlerinin alanına dikkat ediyor, düşenleri kaldırıyor ve kalabalığın içinde birbirlerine alan açıyordu. Ortaya çıkan şey, yüksek enerjili ve yer yer agresif görünen bir müziğin etrafında son derece sevimli ve güvenli bir topluluk hissiydi. Nina’nın bir noktada mikrofonu eline alıp “make some noise if you are a girl” diyerek kalabalığa seslenmesi de bu atmosferi benim için daha anlamlı hâle getirdi. “Girl” burada yalnızca Nina’nın kendisini tanımlayan bir sıfat olmaktan çıkıp, seyircinin de dâhil olduğu ortak bir alanın işaretine dönüşüyordu.
Setlist de Ninajirachi’nin kurduğu bu dünyanın ne kadar genişlediğini gösteriyordu. Ninajirachi, I Love My Computer ve Girl EDM projelerinden parçaların yanı sıra Rosalía ve Björk’ün “Berghain”inin kendi remixini ve Charli xcx’in “Rock Music” remixini de çaldı. Set boyunca bu parçaların birbirine bağlanma biçimi, Nina’nın tek bir sound’a bağlı kalmak yerine farklı müzikal dünyalar arasında rahatça hareket ettiğini hissettiriyordu.
Setin bir diğer özel anı ise Porter Robinson’la yaptığı “WannaCry”dı. Nina şarkıyı çalmadan önce bunun şarkıyı ilk canlı çalışı olduğunu söyledi; ancak bu, Porter Robinson’ın da kendi performanslarında kullandığı küçük bir şakaya dönüşmüş durumda. Şarkının kendisi ise Nina’nın müzikal geçmişi açısından çok daha anlamlı. Yıllarca internet üzerinden takip ettiği ve müziğinden etkilendiği Porter Robinson ile bugün aynı sahnede kendi şarkısını çalıyor olması, internet üzerinden kurulan hayranlıkların yıllar sonra gerçek bir yaratıcı ortaklığa dönüşebileceğinin güzel bir örneği. WannaCry da iki sanatçının teknoloji, internet ve nostaljiyle kurduğu ortak ilişkiyi bir araya getiriyor.
Belki de Girl EDM’i ilginç kılan şey, kolayca tanımlanabilen bir müzik türü olmaması. Bir sound’dan, görsel estetikten ya da yalnızca kadın sanatçıların bir araya gelmesinden fazlasını ifade ediyor. Terimin ortaya çıkışındaki tesadüf, Nina’nın müziğinin zaman içinde ulaştığı farklı noktalar ve bu dünyanın etrafında oluşan ilişkiler, elektronik müzikte kimlik ve aidiyetin nasıl yeniden kurulabileceğini gösteriyor. “Girl” burada müziğe yeni bir sınır koymaktan çok, yıllardır belirli bir kimlikle özdeşleştirilen bir alanı genişletiyor.
Tam da bu yüzden Girl EDM’in gelecekte gerçekten bir tür olarak kalıp kalmayacağı çok da önemli değil. Önemli olan, şaka olarak ortaya çıkan bu ifadenin zamanla kendine bir alan açması; müzik sahnesinde yeni alanların nasıl yaratılabileceğini göstermesi ve birçok sanatçıya ve dinleyiciye ilham vermesi.











