The Testaments ve Lydia teyzenin sosyolojisine dair

Sinema/TV
Handmaid’s Tale evreninde geçen Hulu/Disney+ dizisi “The Testament”ilk sezonunu tamamladı. Margaret Atwood’un çok satan distopik romanından uyarlanan “The Testament” distopik Gilead rejiminde elit bir hazırlık okulunda büyüyen Agnes ve dışarıdan gelen Daisy adındaki iki genç kadının gözünden hikayeyi ele alıyor. 

Diziyi Gilead’ın genç kuşağına odaklanan bir devam hikayesi olarak görmek önemli detayları ıskalamak olur. Dizi, baskıcı rejimlerin gündelik hayatta meşruiyet üreten ve sistemi yeniden üreten aktörler aracılığıyla nasıl sürdürüldüğüne ilişkin çok sahici bir kurgu üretiyor. Bu açıdan evrenin en karmaşık ve en rahatsız edici karakterlerinden biri kuşkusuz Lydia Teyze. Çünkü Lydia sistem tarafından dönüştürülmüş, kendi eylemlerini ahlaki bir görev olarak görebilen trajik bir figür olarak karşımıza çıkıyor.

The Handmaid's Tale: The Testaments Makes Aunt Lydia Even More Complicated | Vanity Fair
Lydia Teyze – The Testaments

8 Nisan 2026’da ilk sezonuyla prömiyerini yapan dizi 2. Sezon için de onay aldı. Yeni sezonun yayın tarihi şu anda 2026 sonu ile 2027 arasında olarak planlanıyor. Bu yazıda dizinin genel analizinden ziyade bu karaktere ve gerçek dünyada temsil ettiklerine odaklanmak istedik. 

Lydia teyzenin dönüşümü

Lydia Teyze (Aunt Lydia), edebiyat ve televizyon tarihinde içselleştirilmiş baskının, kurumsallaşmış toplumsallaştırmanın ve mağduriyet ile faillik arasındaki bulanık sınırların en ilginç örneklerinden biri kuşkusuz.

Gilead’ın kuruluş sürecinde hayatta kalabilmek için ahlaki sınırlarını aşmak zorunda kalır. Bu eşiği geçtiğinde artık eski personasından geriye çok az şey kaldığının farkındadır. Ancak bu dönüşüm, ilkokul öğretmenliğinden taşıdığı şefkat, anlayış ve merhameti tamamen yok etmesini gerektirmez. Aksine, bu duyguları sistemin izin verdiği ve teşvik ettiği alanlarda yeniden sahiplenir.

Kendi rolüyle psikolojik olarak başa çıkabilmek için Lydia, uyguladığı zulmü “sert ama gerekli sevgi” ya da “ruhları kurtarmaya yönelik ahlaki bir görev” olarak yeniden yorumlar. Böylece işlediği kötülüklerle arasına zihinsel bir mesafe koyabilmektedir. Yine de eski kimliği ile yeni rolü arasındaki gerilimin yarattığı çatlaklar karakterinin inşasında önemli bir yer tutar. Aunt Lydia her zaman “orada” değildir; zaman zaman eski Lydia’nın izleri yüzeye çıkar. 

Lydia Teyze

Denetleyen de denetlenir

Lydia, güçlü bir toplumsallaştırma ajanıdır. Gilead rejimi yalnızca askeri güç ya da açık şiddetle ayakta kalmaz; kadınların diğer kadınları denetlediği bir mekanizma kurar. Aunt Lydia bu mekanizmanın en etkili uygulayıcılarından biridir. “Panoptikon” etkisini kullanır; damızlık kadınları (Handmaids) sürekli gözetim altında tutar, onları kamuoyu önünde aşağılar ve psikolojik travmaya maruz bırakır. Zamanla bu yoğun toplumsal koşullandırma, Handmaid’lerin rejimin kurallarını içselleştirmesine yol açar. Lydia’nın yaklaşımı baskı altındaki bireylerin içsel ahlaki pusulasına dönüşür. Bu durum, sistematik şiddet ve izolasyonun bireysel kimliği nasıl aşındırdığını ve itaati nasıl pekiştirdiğini gösterir.

Bu nedenle Aunt Lydia karakteri, Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” (banality of evil) kavramıyla birlikte okunabilir. Baskıcı sistemler yalnızca fanatiklerden değil, görevini yaptığını düşünen sıradan insanlardan da beslenir. Büyük ölçekli baskı ve şiddet mekanizmaları çoğu zaman onları gündelik hayatta uygulayan ve meşrulaştıran kişiler sayesinde işler.

Bir insan bu kadar kötü olamaz (mı?)

Aunt Lydia tarih boyunca farklı baskı rejimlerinde karşımıza çıkan belirli bir toplumsal rolün temsilidir. Nazi Almanyası bunun en çarpıcı örneklerinden birini sunar. Toplama kamplarında görev yapan kadın gardiyanlar, Nazi kadın örgütlerindeki yöneticiler ya da Nazi gençlik teşkilatlarında çalışan eğitmenler, bu rolün tarihsel karşılıkları arasında sayılabilir. Bu kişilerin çoğu kendilerini zalim ya da suçlu olarak görmez; aksine düzeni koruduklarına, topluma hizmet ettiklerine veya ahlaki bir görevi yerine getirdiklerine inanırlar.

Belki de Aunt Lydia’yı rahatsız edici ve unutulmaz kılan tam olarak budur. O, doğuştan kötü bir insan değildir. Kötülüğün, uygun koşullar altında sıradan insanlar tarafından nasıl rasyonelleştirilebildiğini; şefkat, merhamet ve vicdan gibi insani duyguların bile baskıcı bir sistemin hizmetine nasıl sokulabildiğini gösterir.

Belki de bu nedenle Lydia Teyze, Gilead evreninin en unutulmaz karakterlerinden biri olmayı sürdürüyor. O, doğuştan kötü bir insan değil; kötülüğün, uygun koşullar altında sıradan insanlar tarafından nasıl rasyonelleştirilebildiğini; şefkat, merhamet ve vicdan gibi insani duyguların bile baskıcı bir sistemin hizmetine nasıl sokulabildiğini gösteriyor. 

Rejimin kaderi “Lydia’ya” bağlı

The Testaments‘ın ilk sezonu, karakterin iç dünyasındaki çatlakları ve ikili doğasını daha görünür kılmaya başladı. 2026 sonu ya da 2027’de gelmesi beklenen ikinci sezonun ise yalnızca Gilead’ın kaderine değil, Lydia Teyze’nin yıllardır bastırdığı eski benliği ile sadakat duyduğu sistem arasındaki gerilime de daha yakından eğilmesi bekleniyor. Çünkü Gilead’ın geleceğine dair en önemli sorulardan biri, belki de en başından beri Aunt Lydia’nın içinde saklı.

Tags: , ,

İlginizi Çekebilir

Spotify’da tarihi manipülasyon

Yazar

BBI Merch

Bize Katıl!