Sevgili dünyalılar, bugün sizi müzik endüstrisinin tekdüze ve steril dünyasından çıkarıp son dönemin en sıra dışı, aynı zamanda heyecan verici ve tabiri caizse “kafa açıcı” gruplarından birini takdim etmek isterim sizlere: Angine de Poitrine.
İsmin Arkasındaki İroni
Grup hakkında konuşmaya başlamadan önce, bu tuhaf ismin arkasındaki ironiyi çözmek gerekiyor. Eğer tıbbi bir sözlüğü açarsanız, Angina Pectoris (Fransızca okunuşuyla Angine de Poitrine) ifadesinin karşısında “Kalp damarlarının sıkışması sonucu göğüste oluşan şiddetli ağrı hissi” yazar. Kanada, Quebec’li bu ikili de kendilerine isim olarak tıp tarihinin en kasvetli göğüs krizini seçiyor. Neden mi? Çünkü yaptıkları müzikle tam da bunu kastetmek istiyorlar. Kulaklarınızdan girip kalbinize oturan bir ritimle göğüs kafesinizi sıkıştıran ama sizi acıdan değil de esrik bir coşkudan delirtebilecek bir rock krizi yaratmak için! Tıbbi bir ciddiyeti literatürden alıp onunla en absürt şekilde dalga geçerek işe koyuluyorlar.
Dada Pisagor-Kübist Mantra-Rock 
Peki kim bu ikili derseniz, kendilerini “uzay-zaman boşluğunda süzülürken gezegenimize iniş yapmış ve burada sosisli sandviçlere, Mısır piramitlerine ve rock müziğe hayran kalmış iki gezgin uzaylı” olarak tanımlıyorlar. Klek ve Khn kardeşler, sahneye kimliklerini tamamen gizleyen devasa maskeler ve puantiyeli kostümlerle çıkıyorlar. Yaptıkları müziğe ise onların tanımıyla “Dada Pisagor-Kübist Mantra-Rock” adını veriyorlar. Tarzın ismine ilk baktığınızda kafanız biraz allak bullak olabilir ama günümüz müzik piyasasına dikkatlice baktığımız zaman bu tarzı anlamlandırmak daha mümkün. Piyasa sağ olsun, birbirinin kopyası olan dijital ritimlerin işgali altında olduğumuzu söyleyebiliriz. Sevgili Angine de Poitrine de bu düzeni bozmaya ant içmiş bir şekilde canlı enstrümanlarla günümüz piyasasının işleyişini kendi tarzlarıyla sabote ediyor bizleri bu tekdüze durumdan kurtarıyorlar.
Gitarist Khn, ayak parmaklarıyla yerdeki karmaşık “loop” cihazlarını yönetirken, çift saplı mikrotonal gitarıyla daha önce hiç duymadığınız çeyrek tonlu, asimetrik melodiler yayıyor ve tekno müziğin o katmanlı yapısını sahnede anlık olarak inşa ediyor. Davulcu Klek ise kafasındaki o tuhaf maskesiyle bir şerpa sakinliğinde ama bir o kadar da sert, asimetrik ve hipnotik ritimler vuruyor. Ortada bir vokal veya kelime yok. Sadece arada sırada çıkardıkları uzaylı gurultuları (“oggy oggy oggy!”) ve işlenmemiş bir enerji var.
Maskelerin Arkasındaki Felsefe
Gelelim en can alıcı soruya: Abi, bu adamların asıl amacı ne, neden kafalarına karton kutular geçirip sahneyi altını üstüne getiriyor, hatta neyi hedefliyorlar? Arkasındaki felsefeyi biraz deşince karşımıza aslında hiçbirimizin yabancılamayacağı çok net hedefler çıkıyor.
Öncelikle, sanatçının egosunu ve modern dünyanın “kimlik” takıntısını tamamen sıfırlamak istiyorlar. Devasa absürt maskeleri takıyorlar çünkü sahnede isimlerin, yüzlerin veya sosyal medya takipçilerinin hiçbir önemi kalmasın, dinleyici sadece saf müziğe odaklansın istiyorlar.
İkinci olarak ise algoritmaların yönettiği bu ruhsuz ve aşırı simetrik çağda, insana ait olan ilkel, asimetrik ve kusurlu ritmi yeniden canlandırmak, bir başka deyişle yaşatmak için çabalıyorlar. Bize karmaşık notalarla verilebilecek en sade mesajı tekrar hatırlatıyorlar: “Robot değilsiniz, kusurlusunuz ve asıl güzelliğiniz bu asimetride gizli.”
En büyük hedefleri ise modern dünyanın gri sıkıcılığına bir başkaldırı düzenleyerek ekonomik ve politik kaygılara karşı absürtlükleriyle bir neşe bombası patlatmak. İnsanlara salonda toplu halde piramit işareti yaptırıp zıplatırken, aslında insanlığa tüm dertlerini ve altından kalkmak zorunda oldukları ağırbaşlı yetişkin maskelerini siyah ve beyaz puantiyeleriyle unutturmak istiyorlar.
Kulaktan Kulağa Yayılan Bir Şöhret 
Bir başka önemli soru ise bu iki gizemli müzisyen, Quebec’in kendi halindeki yerel sahnelerinden çıkıp nasıl oldu da dünyanın en prestijli müzik dergilerinin radarındaki bir fenomene dönüştü?
Grubun yükselişini bir “kulaktan kulağa” yayılma hikâyesi olarak da görebiliriz. Angine de Poitrine aslında 2019’da kuruldu ve uzun süre Kanada’nın yeraltı müzik çevrelerinde bir şehir efsanesi olarak varlığını sürdürdü. Her şey, 2024 yılında ilk albümleri Vol.1’i çıkarmaları ve Montreal Caz Festivali’nde sahne almalarıyla hız kazandı. Ama asıl küresel kırılma noktası, Fransa’daki ünlü bir festivalde sergiledikleri olağanüstü performans videosunun internete düşmesiyle yaşandı. Video bir anda viral oldu, milyonlarca izlenmeye ulaşıp dünya genelinde bir çılgınlık başlattı.
Girdiğimiz bu yıl için ise onlar adına bir zafer yılına dönüştüğünü söyleyebiliriz. Önce Quebec’te “Yılın Sanatçısı” seçildiler, ardından Avrupa’nın en büyük yetenek avcısı festivali olan Trans Musicales‘e davet edildiler. Finalde ise geçtiğimiz günlerde Birleşik Krallık’taki meşhur kapalı gişe Leeds konserlerini verdiler. Tüm bunlar ile beraber The Guardian gibi dev mecralar da arkalarından “Tantanaya %100 değiyor, inanılmaz bir eğlence” diyerek gruba tanınırlık konusunda epey destek oldular.
Bu Çılgınlığa Bir Şans Verin
Angine de Poitrine, yakından bakıldığında tüm bu yetişkinlik kaosu ve tüketim çılgınlığıyla birlikte modern dünyanın aşırı ciddi, hatta kasıntı ve her şeyi kutulara koymaya çalışan tavrıyla dalga geçen muazzam bir müzikal başkaldırı.
Onlar müzik sektörünü kendi yöntemleriyle sabote etmenin yolunu bulmuşken bizlere de aslında unuttuğumuz o saf eğlenceyi ve kalıpları yıkabilme gücümüzü hatırlatıyorlar. Eğer sizde kendinize unutulan tüm bu gerçekleri hatırlatmak isterseniz, başta da dediğimiz gibi kulaklarınızı steril pop listelerinden çıkarıp kendinizi asimetrik bir girdabın içine bırakmayı deneyebilir, bu çılgın uzaylılara bence bir şans verebilirsiniz.












