TurkodiRoma, müziğini coğrafyalar ve türler arasında dolaştıran, yükselişte bir grup. Sound’ları aidiyet, yabancılık ve birlikte yaşama fikri etrafında şekilleniyor. Onlar için yolculuk hem fiziksel, hem de içsel bir süreç. Biz de bu dünyayı biraz daha yakından anlamak için onlara sorularımızı yönelttik.

1. TurkodiRoma nasıl ortaya çıktı? Bir araya gelirken motivasyonunuz neydi ve nasıl bir boşluğu doldurmak istediniz?
Bize sunulandan daha farklı bir hayat hayal ettik. Her büyük hayal gibi bu da iş birliği ve özveri gerektiriyordu. Bizi anlayacak insanların olduğuna inanarak hayal edebildiğimiz şeyleri başkalarına göstermenin bir yolu olarak sanatı bulduk.
Sanatımız ile insanlar arasında gitgide açılan uçuruma bir köprü olmak istedik. Şimdi de insanlara düşündüklerinden daha çok ortak noktaya sahip olduklarını göstermek ve güvenli bir toplum inşa etmenin en eğlenceli yolunun daha çok arkadaş edinmek olduğunu hatırlatmak istiyoruz.
2. “TurkodiRoma”, İtalyanca’da “Roma’nın Türkü” anlamına geliyor. Bu isimde nasıl karar kıldınız ve sizde neyi çağrıştırıyor?
TurkodiRoma ismi grubun kurucularından Gabriel Darko’ya İtalya’da arkadaşları tarafından verilen bir takma isim. Gabriel’in Türkiye’ye ve Türk kültürüne olan ilgisinden dolayı arkadaşları ona “sen İtalyandan çok Türksün” diye takılırlarmış, “TurkodiRoma” zaten İtalyanca’da Romalı Türk anlamına da geliyor.
3. Kendinizi dünyadan başka evi olmayan, göçebe bir yaşam tarzını benimseyen bir kolektif olarak tanımlıyorsunuz. Peki bir göçebe olarak kendinizi nasıl bir yolculukta görüyorsunuz?
Dünyayı keşfetmek için dolaşıyoruz, okuyoruz ve gözlemliyoruz. Bize dayatılan gerçekliğin tek seçenek olmadığını biliyoruz ve bu yüzden içinde barışı hisseden yaşam formlarını arayıp sırlarının ne olduğunu öğrenmeye çalışıyoruz. Yolculuğumuz günün sonunda hep içeriye doğru gerçekleşiyor.

4. “Indie-Fusion” yaptığınızı söylüyorsunuz. Buradaki “Fusion” kısmı tam olarak hangi türlerin bir araya gelmesini ifade ediyor?
Bir tür kısıtlamamız yok. Müziği seviyoruz ve bütün türlerin kültürel bir yanı olduğunun farkındayız. Fakat artık kültür öldü, herkes aynı şeyin farklı bir versiyonu olmak istiyor. Biz de onlar için “Indie Fusion” kavramı ile yeni bir yol açmış olduk.
5. Parçalarınızda aidiyet, yabancılık ve içsel yolculuk temaları genellikle hissediliyor. Bu temaları daha çok bireysel deneyimlerinizde mi, yoksa kolektif göçebeliğinizin doğal bir sonucu olarak mı oluşturuyorsunuz?
Duygusal olarak en yoğun deneyimlerimiz genelde bir aradayken olduğu için içsel yolculuklarımız da mutlaka kesişiyor. Birbirimize karşı destekleyici ve anlayışlıyız. Bu yüzden tek bir bireyin hayatı bile kolektif olarak deneyimlenebiliyor. Şarkılar bir kişinin iç dünyasını anlattığında bile geri kalanlar da ya çoktan öyle hissetmiş oluyor ya da bir süre sonra yaşadıkları farklı deneyimlerle kendini şarkının anlattığı duygunun içinde buluyor.
6. Ana akım Türk müziğiyle ilişkinizi nasıl tanımlarsınız? Ona ne kadar yakın veya ne kadar uzakta duruyorsunuz sizce?
Ana akım, ezilen kitlenin uyuşturucusudur. Sermaye sahipleri sırtından geçinebileceği birini bulur ve onu toplumun gözünün içine sokar. Toplum da kafasını işten ve teknolojik cihazlarından kaldıramadığı için kaçacak bir yer bulamaz ve kendisine dayatılan seçeneklerden birini seçer, zamanla da ona aşık olur. Bizim ana akımla ortak noktamız da işte bu seçeneklerden biri olmamız. Ayrıldığımız yer ise bize ne yapacağımızı söyleyen birinin olmaması.
7. Şarkılarınızdan “Bir Şeyler”in bir BBC dizisi “The Turkish Detective”te kullanılması gibi sizi büyüten deneyimler müziğinizin bağlamını ya da sizin üretim motivasyonunuzu değiştirdi mi?
Müzikten ilk gelirimiz bu diziyle oldu diyebilirim. Bunun sürdürülebilir bir yol olduğuna ailemizi ikna etmemizi sağladı en çok. Ailenizin desteğini bir kere aldıktan sonra da sırtınız bir daha zor yere geliyor.
8. İlerleyen zamanda TurkodiRoma’yı nasıl bir yol bekliyor? Sizi yeni tanıyıp yolculuğunuza ilk defa şahit olmuş okurlarımıza neler demek istersiniz?
Bizi nasıl bir yolun beklediğini bilseydik peygamberliğimizi ilan ederdik. Bizi yeni tanıyanlara da bu gerçeği unutmamalarını tavsiye ederiz: Kimse geleceğin ne getireceğini kestiremez. Hele bir de kişinin bu coğrafya ile bir bağı varsa…












