Leyla Gencer belgeseli “La Diva Turca” İstanbul Film Festivali’nde

Sinema/TV

Son iki yılda, başta müzik alanından olmak üzere, sahne sanatlarından ve sanatın öteki dallarından sayısız eş dost ve tanışıklık edindim. Sanatı ve sanatçıları yazan/belgeleyen muhabir ve fotoğrafçılardan oluşan bir grup emekçiyle de yan yana çalıştım. Sahneden gözümü ayırmadan sahne arkasında ve sahne önünde bulundum. Şov dünyası her ne kadar dışarıdan parıltılı görünse de konu sanat/sanatçılar olduğunda bile kadınların aleyhine birtakım çifte standartların ve önyargıların gölgesini hissettim.

Yaşamın her alanında olduğu gibi sanatçılarda da kadınların erkeklere göre daha zor (eşit olmayan) koşullardaki üretim ve kariyer hikayelerini araştırıp okumaktansa filmlerden öğrenmeyi daha çok seviyoruz. Ondokuzuncu yüzyılın başında yayımlandığında çığır açan gotik roman “Frankenstein”ın ortaya çıkış öyküsü tarihin en önemli “kadın başarı hikayeleri”nden biri sayılır. Frankenstein’ın yazarı Shelley’in, romanını bastırabilmek için Londra’daki kitabevlerini tek tek dolaşışı sırasında yayımcılar tarafından yazar olan kocasının adını kullanması yönündeki “öneri”lere ve her türlü cinsiyetçi baskılara boyun eğmeyişini ustalıkla anlatan Suudi Arabistan’ın ilk kadın film yönetmeni Haifaa Al-Mansour imzalı “Mary Shelley” (2017), hikayenin daha geniş kitlelerce duyulmasını sağlayan en taze sinema ürünü örneklerinden.

Ocak ayında galası, şubat ayında da İKSV üyelerine özel gösterimi yapılan “Leyla Gencer: La Diva Turca” adlı yapıtı böyle bir tarihi bakış açısı ve müzik belgeselcisi gözüyle izledim ben de. Metin ve senaryosunu Zeynep Oral’ın yazdığı filmde büyük sopranonun özel yaşamıyla kariyeri öyle dengeli sunuluyor ve hatta eşzamanlı anlatılıyor ki, zorlukların ve zaferlerin aslında iç içe olduğunu her karede hissediyorsunuz. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın yapımcısı olduğu filmin anlatıcısı ise dramatik ses rengiyle Halit Ergenç.     

5-16 Nisan tarihlerinde sinemaseverlerle 38. kez buluşacak İstanbul Film Festivali’nde prömiyerini gerçekleştirecek yönetmen Selçuk Metin imzalı belgeselde resmedilen Leyla Gencer dünyasının, daha çok izleyiciye ulaşarak, kadınlarımıza ve ulusumuza ilham vermesini dilerim. Gencer’in söylediği aryalar ve kendi ağzından anlattığı hikayelerin yanı sıra, belgeler, fotoğraflar, kayıtlar ve farklı dönemlerin tanıklarıyla söyleşiler eşliğinde yapılan kentlerarası ve mekânsal yolculuklar, Diva’nın 10. ölüm yıldönümünde çekimlerine başlanan belgeselin öteki “ölümsüz” zenginlikleri arasında.

Leyla Gencer’in, idealleri uğrunda verdiği sayısız tavizsiz mücadele, devlet kurumlarıyla karşı karşıya kaldığındaki duruşu, Türkiye sınırlarında kısacık bir geçmişi olan operada bariyerleri tek tek aşarak bu sanatın Milano’daki kâbesi La Scala’ya kadar uzanan eşsiz kariyeri, ve belki de en önemlisi yeni sesler yetiştirmek üzere son nefesini verene dek canla başla çalışması… Gencer’in, çok güçlü bir “prima donna”, eşsiz bir “diva” ve müthiş “sıradışı kadın” olduğu gerçeğinden seyiriciyi soyutlamadan, insani ilişkilere derinlik katabilen şahsiyetini tanımamız ve yüce sanatına dair bulduğumuz “ilahi” ipuçları da filmin başarısı.

Sarp kayalardan korkusuzca atlanıldığında hayali sınırların birden daha da anlamsızlaştığı uçsuz bucaksız sanat okyanusuna, bu topraklardan doğup yetişerek karışmış en başarılı uluslararası sanatçılarımızdan biri Leyla Gencer.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde anısı ve mirası önünde saygıyla eğiliyorum.

Tags: , , , , , , , , , , , ,

İlginizi Çekebilir

Ali Cihan “Kimileri Birileri”yle geri döndü!
The Foals’un beklenen albümü yayında!

Yazar

BBI Merch

Bize Katıl!