2024’ün asi kızından bir aşk albümü: Wuthering Heights

Albüm İncelemeleri
Charli XCX, ikinci film müziği ve yedinci stüdyo albümü olan Wuthering Heights’ı 13 Şubat 2026 tarihinde piyasaya sürdü.

Sanatçı, son albümü Brat ile müzik piyasasına yeni bir soluk getirdi. Bunun öncesinde de birçoğumuzun dinlediği şarkılarda ortak müzik yazarlığı yapıyor ve kendi müziğini yayınlamaktan geri kalmıyordu. Selena Gomez’in Same Old Love şarkısı, 2019’un büyük hiti Señorita, kendi seslendirdiği Boom Clap gibi şarkılar verebileceğimiz örneklerden. Ayrıca 2013-2014 yıllarını etkisi altına alan Tumblr uygulamasının “it girl”ü ve Taylor Swift’in 1989 albümünün turnesinde ön sanatçılardandı.

Tüm bunlara rağmen onu ön sanatçı olmaktan çıkaran ve günümüz ana akımının en önemli isimlerinden biri hâline getiren altıncı stüdyo albümü Brat oldu. 2024 yazında sosyal medyada ve hepimizin dilinde Brat’ten başka hiçbir şey yoktu. Özellikle 2022 senesinde ana akım hâline gelen internetteki “clean girl” akımının yarattığı düzenli, tertipli imajın tam tersi olan Brat, bu akımdan bıkan herkesi adeta kucakladı. Kelime anlamı olarak da şımarık, huysuz, arsız anlamına gelen Brat, bu anlamı karşılayarak dağınık, doğal, gerçekçi, çelişkileriyle var olan insanların kendilerini bulduğu bir albüm oldu.

Bu albüm sadece bir müzik albümü olmaktan çıktı ve bir yaşam biçimi hâline geldi; ya da var olan ama baskılanan yaşam biçimlerinin kendilerini var edebildikleri, gösterebildikleri bir alan oldu.

Sosyal medyada bariz biçimde muhafazakâr propagandanın bir kolu hâline gelen trad wife’lar ve clean girl’ler sahneden çekilmeye başladı. Sonunda, 2000’lerin ertesi günü okulu olmasına rağmen partilemekten geri kalmayan, kusurlarıyla var olabilen, geceden kalma makyajlarıyla fotoğraf karelerinde bize gülümseyen ve gençliğin enerjisini sonuna kadar kullanan insanlar geri döndü. Gen Z, maruz bırakıldığı muhafazakâr politikayı bu albümü sahiplenerek püskürtmeyi başardı.

Albüm, UK rave ve hyperpop gibi alt müzik türlerini de ana akıma taşıdı. Yeraltı kulüp kültürü ve queer müzik estetiği görünürlük kazandı. En önemlisi de sosyal medyanın sebep olduğu rekabet, kıskançlık ve başarı kaygısı gibi duygular albümdeki şarkı sözleriyle yeniden tartışma konusu hâline geldi. Tüm bu sebepler Charli’nin yeni albümünün heyecanla beklenmesine yol açtı.

Albüm, yazının en başında da belirttiğimiz gibi bir film albümü. 1847 senesinde yayımlanan ve yayımlandığı tarihten itibaren popülaritesinden hiçbir şey kaybetmeyen, klasikleşmiş Uğultulu Tepeler romanının yeni film uyarlaması için kapısı çalınan Charli XCX, kitaptaki takıntılı aşkı anlatmakta ve popun farklı bir hâlini ortaya koymakta iyi bir iş çıkarmış. Beslendiği kaynağın Uğultulu Tepeler olması, ortaya çıkan işin gücünde önemli bir pay sahibi.

Başlangıçta sanatçıyla filme tek bir şarkı yapması için görüşülse de senaryoyu okuyan Charli XCX’in film için albüm yapmayı teklif etmesi projenin başlamasına sebep olmuş. 17 Kasım 2025 tarihinde Chains of Love şarkısı klibiyle birlikte yayımlandı ve albüm hakkında genel bir ipucu verdi. Albümün tamamı gibi klasik pop müziğin uzağında olan bu şarkı, romanın ana temaları olan aşk ve bağımlılık gibi konuları işliyor.

“The chains of love are cruel
I shouldn’t feel like a prisoner
My face is turnin’ blue
Can’t breathe without you here”

Albümün tamamı bu sözlerin yarattığı etkiyle devam ediyor. İlk şarkı oldukça dramatik, şiirsel ve tiyatral. Bu parçada deneysel rock grubu The Velvet Underground’un kurucularından John Cale ile çalışılmış. Bu denli deneysel bir yapı için doğru bir tercih. Şarkı, albümdeki en güçlü işlerden biri ve beklentiyi yukarı taşıyor.

İkinci şarkıda çello ve keman seslerinin dijital müzikle harmanlandığını görüyoruz. Charli XCX’in vokaline yapılan katmanlar, duygunun yoğunluğunu artırıyor ve sinematik atmosferi güçlendiriyor. Romanın gerginliği müzikle birlikte dinleyiciye geçiyor.

“Unbelievable pressure, wall of sound
Love and hatred, and I can’t escape it
Tell me you hear it, that wall of sound
Growing louder, so I’m gonna stay still”

Ana karakterlerin hastalıklı aşkının kaçınılmazlığı anlatıldıktan sonra daha hareketli bir parça geliyor: Dying for You. Albümün en çok dinlenen şarkılarından biri. Yoğun ve takıntılı aşk anlatılırken Charli XCX, hyperpop dokunuşunu devreye sokuyor. Sözlerin ağırlığına rağmen şarkı dans ettiriyor. Bu noktada Brat dönemine bir selam var.

Şarkı “Pain and torture” diyerek kapanıyor. Basit ama etkili. Heathcliff ve Catherine arasındaki ilişkiyi net şekilde özetliyor.

Sonrasında albüm daha hareketli bir tempoyla devam ediyor. Prodüksiyonda Finn Keane öne çıkıyor. Yaylı çalgılar yine merkezde. Bu bölümde sevilen kişinin fiziksel varlığının ötesine geçen, daha spiritüel bir bağ anlatılıyor.

“Always everywhere, yeah you are everywhere”

Bu cümleler, hatıranın zihinden çıkmadığını vurguluyor. Takıntı teması burada iyice belirginleşiyor.

Out of Myself, yaylılar ve Charli XCX’in tarzının en iyi birleştiği şarkılardan biri. Kişinin kendi kimliğini başkası üzerinden kurmaya başlamasını anlatıyor. Open Up ise albümde geçiş görevi görüyor. Duygusal köprü. Ardından gelen Seeing Things, benzer estetiği sürdürüyor.

Albümün dokuzuncu şarkısı Altar, en dikkat çekici parçalardan biri. İbadet ve bağlılık metaforları aşk üzerinden kuruluyor.

“You’re gonna end up killing me
Oh, I must only be one”

Charli XCX’in vokali bu sözleri daha da ağırlaştırıyor. Aşkın zihni ele geçirmesi ve bedene yayılması net biçimde hissettiriliyor.

Albüm genelinde Uğultulu Tepeler’in temalarına sadık kalınıyor. Bir diğer düet Amerikalı şarkıcı Sky Ferreira ile. Ferreira önce fısıltıyla giriyor, sonra şarkının kontrolünü alıyor. Çello burada sadece gotik atmosfer yaratmıyor; aynı zamanda işkence hissini de temsil ediyor.

My Reminder albümün genel tonundan kopuyor. Daha düz bir pop şarkısı. Atmosfere tam oturmuyor. Final parçası da benzer şekilde etkisi düşük bir kapanış sunuyor.

Albümün ilk şarkısı ve iş birlikleri beklentiyi yükseltiyor ancak albüm genelinde tekrar hissi var. Zehirli ilişki net şekilde anlatılırken romanın sınıf ve ırk gibi diğer önemli temaları burada da geri planda kalmış. Filmde olduğu gibi bu albümde de bu eksiklik hissediliyor.

Charli XCX’in deneysel yaklaşımı korunuyor ancak şarkılar arasında çeşitlilik sınırlı. Benzer sözler, benzer altyapılar ve aynı çalgılarla kurulan atmosfer bir noktadan sonra tekrar hissi yaratıyor.

Genel olarak iyi bir iş olsa da “çok iyi” demek zor. Albüm listelerde başarı yakaladı. Şarkıların dinlenme sayıları birbirine yakın. Bu da onun bir “albüm sanatçısı” olduğunu ve sadık bir dinleyici kitlesine sahip olduğunu gösteriyor.

Brat döneminin tekrar yaşanıp yaşanmayacağı ise belirsiz. Zaten sanatçının bunu isteyip istemediği de ayrı bir soru. The Moment adlı filmi bu kimlik sıkışmasını anlatıyor ve Sundance’te gösterildi.



Charli XCX söz konusu olduğunda beklenti zaten yüksek. Gen Z’yi 2000’lerin parti kültürüne geri götüren, sosyal medyanın steril estetiğini kıran bir isimden bahsediyoruz. Yeni türleri denemeye devam ettiği sürece pop müziğin ona ihtiyacı olduğu açık.

Tags: , , , ,

İlginizi Çekebilir

Müziğin Evrimi: Ritüelden Algoritmaya
Alkol sponsorluk yasağı konser ve festivalleri nasıl etkiler?

Yazar

BBI Merch

Bize Katıl!