Kimi gruplar belli bir türün içinde doğar ve orada kök salar, kimileri ise sınırları bulanıklaştırarak kendi yolunu çizer. The Wytches, tam da bu ikinci gruba ait. Gürültünün içinde melodi ve kaosun içinde uyum arayan bu grup, onları takip ettiğim on yıl boyunca müziğe yaklaşımlarıyla her zaman farklı bir enerji taşıdı.
2011 yılında Peterborough’da kurulan bir İngiliz rock grubu olan The Wytches’ın vokalisti ve gitaristi Kristian Bell ile grubun geçmişi, dönüşümü ve geleceği hakkında konuştuk.
The Wytches, sert ve yoğun bir sound ile duyarlı bir indie dünyası arasında her zaman benzersiz bir alan içinde geziyor, çoğu zaman her iki dünyaya da tam olarak uymuyordu. Bu ikili durumu grubun ilk dönemlerinde nasıl aştınız? Tam olarak uyum sağlayamamanın zamanla grup için bir güç olduğunu, kendi ayırt edici sesinizi oluşturmanıza yardımcı olduğunu düşünüyor musunuz?
Belki de öne çıkmamıza yardımcı oldu. Bazen biraz zarar getirdiğini düşünüyorum. Ama bu sadece yapmak istediğimiz türde müzik yaptığımız için böyle oldu. Türler arasında geçiş yapmak bilinçli bir karar değildi. 2015’te birkaç EP için tamamen metal müziğe yöneldiğimiz bir tür kendimizi sabote etme dönemi yaşadık. O zamanın indie müzik basınında pek yerimizin olmadığını hissettik ve bu gerçekten ağır müzikle içli dışlı olduğumuz küçük dönem, aslında bir kimlik bulmaya çalışırken kendimizi ifade etmeye çalışmamızdı.
Heavenly Recordings, Partisan Records, Alcopop! Records ve kendi plak şirketiniz Cable Code Records gibi farklı plak şirketleriyle deneyiminiz oldu. Sistemi oturmuş bir plak şirketiyle çalışmanın kendi plak şirketinizi yönetmeye kıyasla en büyük avantajları ve zorlukları nelerdi? İlk başladığınızda öngörmediğiniz “kendin yap” yaklaşımından aldığınız beklenmedik dersler oldu mu?
Cable Code’un arkasında bir ekip ve dağıtımcı vardı. Bu yüzden tamamen “kendin yap” değildi ama Cable Code aracılığıyla yayınladığımız şeylerin promosyon süreciyle daha fazla ilgilenmekten gerçekten keyif aldım.
Sanırım bu çalışma biçimindeki en büyük zorluk tanıtım araçlarının eksikliği. Şu an çalıştığımız plak şirketi Alcopop! ile çalışmak Cable Code ile çalışmakla hemen hemen aynı. Bize çok fazla özgürlük veriyorlar. Son albüm için ana teklileri seçmemize izin verdiler ve bize tam güven duyuyorlar. Heavenly ve Partisan ile anlaşmak harika bir deneyimdi. Çarkların çok hızlı bir şekilde dönmesini sağlıyorlardı. Sadece her şeyin 10 yıl sonra gerçekleşmesini isterdim. Kendimi biraz daha kontrol edebildiğimi hissettiğim bir zamanda…
Sizi neredeyse on yıldır takip ediyorum ve hem ses hem de yaklaşım açısından evriminizi ilk elden görmek inanılmazdı. İlk albümünüzü dinlemeye başladığımda, müziğinizin şu an olduğu yere geleceğini tahmin edemezdim. Fakat, şu anki The Wytches ilk haline köklerinden bağlı olduğunu da hissettiriyor. Bu evrim ne kadar kasıtlıydı? Kendinizi bilinçli olarak yeni bölgelere girmeye çalışırken mi buluyorsunuz yoksa zamanla daha doğal bir şekilde mi gerçekleşiyor?
Sound’umuzda yeni stillere de entegre edebileceğimiz birkaç unsur var ancak hâlâ [köklerimize bağlı olmamızın] aynı insanların az çok aynı ekipmanla müzik yapıyor olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Bizi stilistik olarak yönlendirmek isteyen bir prodüktörle yalnızca bir kez çalıştık ve bu gerçekten işe yaramadı. Bu yüzden bu doğal yaratıcı akışı takip ediyoruz ve oturup işleri nasıl değiştireceğimizi planlamıyoruz. Grubun ilk günlerinde dinlediğim müziğin çoğunu dinlemiyorum. Bu yüzden yazarken etkilendiğim kaynaklar da değişti.
Kristian, All Your Happy Life albümünüzü yaparken çocukluğunun geçtiği Yaxley köyüne geri döndüğünde, turnenin kaosundan sonra rahatlamaya ihtiyacın olduğunu söylemiştin. Böylesine tanıdık, sessiz bir ortamda olmak; özellikle albümdeki daha karanlık, daha düşünceli tonları da göz önüne aldığımızda yazım sürecini nasıl etkiledi? Turnenin yoğunluğu ile evdeki yalnızlık arasındaki karşıtlığın bugün hala müziğinizde bir rol oynadığını düşünüyor musun?
İlk albümün turnesinden sonra hepimiz için çok kafa karıştırıcı bir zamandı. Sanki dünyanın her köşesini baştan sona turlamışız gibi hissettik. Bunu yaparken çok fazla kişisel fedakârlık gerekti ve ara verme zamanı geldiğinde kendimi oldukça kaybolmuş hissettim. Bu yüzden ikinci albümde tüm bunları düşünüyordum. Konser vermediğimizde ortalıkta görünmemeyi seviyorum. Şehirlerde olup bitenlerden çok fazla etkilenmekten hoşlanmıyorum. Şarkılarımın çoğu bir şekilde bununla ilgili.
Konserleriniz ateşli ve yoğun enerjileriyle biliniyor. Bu yoğunluğu korumak için konserlere nasıl hazırlanıyorsunuz ve geçmiş performanslarınızdan öne çıkan anılarınız var mı? Ayrıca sizi bir gün Türkiye’de görme şansımız var mı? Burada çalmak için hiç teklif aldınız mı veya önümüzdeki dönemde yapmak istediğiniz bir şey mi?
Konserler benim için stres atmanın en iyi yolu. Konserlere hazırlık aslında beklediğiniz gibi. Sadece bir sürü prova ve tel değiştirmeyle geçiyor. Ama konserlerin kendisi… Gerçekten kendimi kaptırıyorum ve yaşlandıkça o tarafımın ölmemiş olmasına minnettarım. Bir sete başladığımız anda hâlâ 10 yıl önce olduğum gibi enerjik hissediyorum.
Türkiye’de çalmayı çok isterim. Daha önce bir teklif alıp almadığımızdan emin değilim. Eğer karşılayabilseydik hemen hemen her yerde çalardım. İngiltere dışında çalmayı seviyorum.
Gelecekte The Wytches’tan neler bekleyebiliriz? Keşfetmek istediğiniz yeni müzikal yönleriniz, projeleriniz veya ufukta görünen ve bizimle paylaşabileceğiniz herhangi bir işbirliği var mı?
Beşinci albümümüz üzerinde çalışıyoruz ve yeni davulcumuz Bhav bunu bizimle canlı olarak kaydediyor. İlk albümden beri canlı kayıt yapmadık. Bu yüzden bunu tekrar yapacak olmak bizim için oldukça heyecan verici.












