Uyandığımız her yeni güne şiddete maruz kalmış, tacize uğramış birçok hemcinsimin yaşadığı olayları öğrenerek başlıyoruz. Bu, bazen işinde patronu tarafından tacize uğrayan bir çalışan, bazen genç yaşta evlendirilen bir küçük bazen de sadece sokakta yürürken öldürülen bir kadının hikayesi oluyor. Bu yaralar haber bültenlerinde, sosyal medyada yankı bulsa da gözümüzden kaçan başka bir sahnede, çok daha sinsi ve sessiz bir şekilde kök salmaya devam ediyor: MÜZİK.
Özellikle son birkaç senedir eğlence dünyasındaki bir grup sözde rapçinin şarkıları, çoğu zaman kadını küçümseyen, değersizleştiren, onu bir obje gibi ele alan ve cinsel şiddeti öven sözlerle karşımıza çıkıyor. Bu sözler, şarkılara oldukça fazla maruz kalan toplumun farkında olmadan bilinçaltında yer buluyor; öyle ki şiddet ve aşağılama dilinin bu kadar yaygınlaşmasının en etkili nedenlerinden biri haline geliyor. Şarkılarda kullanılan dil, bir çeşit görünmez şiddet yaratıyor.
Tüm bu yaşanan ve yaşanmaya devam eden olaylara karşılık, herkesin elinde var olan tüm imkanları kullanması gerektiğini düşünüyorum. Benim elimdeki en büyük imkan ise bu yazıyı yazmak. Çok küçük yaşlardan beri müzikten beslenen, iyi veya kötü her anını müzikle bağdaştırmış bir insanım. Dinlediğim sayısız şarkı ve sanatçının arasında da günümüzün popüler müziklerinin olmamasının en büyük sebebi, şarkılarda kullanılan dil ve özensizlik. Ancak belli ki birçok yayın kanalı, radyo ve yapım şirketi benim ve benim gibilerle aynı fikirde olmayacak ki bu tür şarkılarla kendini sanatçı sanan sözde sanatçılar tüm müzik listelerini işgal edip milyonlar kazanıyor.
Günümüzün popüler şarkılarında, kadını küçümseyen ifadelerin kolayca sıradanlaştırıldığına ve trajik bir şekilde ilgi gördüğüne tanık oluyoruz. “Eğlence” adı altında sunulan bu söylemler, dinleyen herkesin zihnine bilinçsizce işleyerek kadına yönelik ayrımcılığın normalleştirilmesine hizmet ediyor. Daha üzücü olan ise hemcinslerimin de rahatsızlık duymadan bu şarkıları dinleyebilmesi.
Her gün kulaklıklarımızda yankılanan ya da sosyal medyada paylaşılan bu sözlerin bizi nasıl etkilediğini anlamak için durup düşünelim: Eğer bir nesil, kadına “sen bir objesin, bir eğlencesin’’ diyen şarkılarla büyürse ilişkilerinde karşısındakine nasıl bir gözle bakacak? Şiddetin ve ayrımcılığın sadece fiziksel olmadığını, bu dilin de bir tür görünmez şiddet olduğunu ne zaman kabul edeceğiz?
Yakın zamanda müzisyen bir arkadaşım bana, “Sence iyi müzik nedir?’’ diye bir soru sormuştu. İyi müziğin tanımını tek bir cevapla, küçük bir kalıba sığdıramam; ama kötü müziğin ne olduğunu çok iyi biliyorum. Benim için kötü müzik, sanata bir katkısı olmayan, toplumu yozlaştıran ve gerçek sanatçıya, sanata hakaret eden bir üretimdir. Türkiye müzik piyasasındaki birçok sözde rap şarkısı da bu üretimin bir sonucudur. Sözde rap diyorum çünkü bu şarkılara rap müzik demek, türün gerçek üreticilerine bir çeşit hakaret olur. Sosyal protesto ve kendini ifade aracı olarak azınlıklar tarafından ortaya çıkarılan rap müzik kendisine amaç olarak hiçbir zaman kadını aşağılamayı görmemiştir; aksine adaletsizlik, ırkçılık gibi konulara ses çıkarmak için vardır. Bu tepkim, rap müziğe karşı bir tepki değildir. Tepkim maddi kaygılar uğruna, özensizce müzik adı altında üretim yapan ve bu üretimi destekleyen herkese.
Bu yozlaşma sadece tek bir tür müzikle sınırlı kalmıyor. Şarkılarıyla büyüdüğümüz, bağ kurduğumuz birçok ünlü sanatçı ve grupta bu dil kullanımından besleniyor. Hatta sadece şarkı sözlerinde kullanmakta kalmayıp biz dinleyicilerin gözü önünde bu eylemleri hayatlarında da oldukça benimsiyorlar. Eşlerine, sevgililerine şiddet göstermiş birçok “müzisyen’’ hala sektörde kendisine yer bulabiliyor. Her hafta yenilenen çalma listelerinden sanki satın almışçasına çıkmadıkları, üstüne her yeni üretimlerinin bu listelerde hazır bir yerinin olduğunu görüyoruz. Bununla kalmıyor, hala birçok festival ve sahnede yer alabiliyorlar.
Peki biz bu insanları dinlemeye, konserlerine gitmeye devam edersek yaptığımız bu protestoların, çabaların ne anlamı kalacak? Bu insanları desteklememiz onların yaptıklarını da desteklediğimiz anlamına gelmez mi? Bu soruyu sadece dinleyicilere yöneltmiyorum. Sözde adil bir algoritmaya sahip olması ve müzisyenlerin küresel platformda seslerini duyurabilmesini sağlaması gereken Spotify gibi platformlar ve yapım şirketlerinin de bu yozlaşmada rolü büyük.
Toplumun tüm üyeleri, özellikle de genç dinleyiciler, bu iğrenç sözlerle büyürken onları söyleyen kişileri de rol model alıyor. Bilinçaltımızda işleyen bu zehirli kelimeler, bazen bireylerin karşısındaki insanlara “gerçek hayatta’’ da bu gözle bakmalarına ve bunu normal görmelerine sebep oluyor. Müzik sektörü, bu anlamda her yaştan insanı etkileyen, davranış biçimlerine yön veren en büyük güçlerden biri olarak öne çıkıyor. Eğer bu büyük gücü daha iyiye yönlendirmek istiyorsak, şarkı sözlerinde de “şiddet ve aşağılama’’ diline karşı artık harekete geçmeliyiz.
Kadına yönelik şiddeti bitirmek istiyorsak, bu şiddeti her alanda reddetmeli, her platformda durdurmalıyız. Bu, sadece fiziki şiddete karşı bir tavır almakla değil, aynı zamanda bu tür müziklere destek vermemekle de başlar. Bilinçli bir toplum olarak, bireyler olarak, tükettiğimiz müziklerin kadını aşağılamadığından, toplumdaki değerleri yıkmadığından emin olmalıyız.
Bu yazıyı okuyan herkesin, kadınları aşağılayan, değersizleştiren, onları bir eğlence aracı olarak gösteren şarkılara ve üreticilere destek vermemeyi seçmesi, bir değişimi körükleyebilir. Unutmamalıyız ki dinlediğimiz, takip ettiğimiz her sanatçı gücünü, ününü biz dinleyicilerden kazanıyor. Kadınlar, kız kardeşlerimiz, dostlarımız; onların değerini, hak ettiği saygıyı, sadece sözde değil, her platformda göstermeliyiz. Çünkü sessiz kalmak, şiddeti onaylamak demektir.












