The Strokes’un kontrollü tuhaflığı: Reality Awaits

Albüm İncelemeleri
The Strokes gibi bir grubun yeni albüm yayımlaması, beraberinde kaçınılmaz bir karşılaştırma getiriyor. Daha ilk albümünü Is This It gibi iddialı bir işle yapan grubun sonraki her adımı, 25 yıl sonra bile aynı soruyla karşılanıyor: Bu albüm, eskileri kadar iyi mi?

The Strokes’un altı yıl aradan sonra yayımladığı yedinci albümü, grubun bildiğimiz gitar müziğiyle Julian Casablancas’ın The Voidz’daki deneysel tarafını daha önce olmadığı kadar birbirine yaklaştırıyor. Ortaya melodik içgüdüleriyle tuhaflaşma isteği arasında sürekli yön değiştiren bir albüm çıkıyor.

Bildiğimiz The Strokes Başka Bir Gerçeklikte

Rick Rubin prodüktörlüğünde Kosta Rika’da kaydedilen Reality Awaits, yalnızca dokuz şarkıdan oluşuyor. Fakat bu kısa sürenin içine new wave’den hard rock’a, synth-pop’tan gitar sololarına kadar pek çok fikir sığdırıyor. Beklenmedik geçişler ve zaman zaman bozulmuş vokaller de albümün başından sonuna kadar peşimizi bırakmıyor.

The Strokes’un tanıdık tarafları hâlâ burada. Fabrizio Moretti ve Nikolai Fraiture şarkıları sağlam bir zeminde tutarken Nick Valensi ile Albert Hammond Jr.’ın gitarları albümün en keyifli anlarını yaratıyor. Fakat bütün bunların üzerinde Julian Casablancas’ın giderek daha tuhaflaşan tercihleri var.

Casablancas albüm boyunca mırıldanıyor, konuşuyor, farklı karakterlere giriyor ve sesini efektlerle neredeyse tanınmaz hâle getiriyor. Zaten albüm çıkmadan önce en çok konuşulan konulardan biri de Auto-Tune kullanımıydı.

Ama benim için Reality Awaits’in sorunu Auto-Tune değil. Sorun, bu tercihin her şarkıda aynı ölçüde işe yaramaması.

Bazen Casablancas’ın sesini şarkının en ilginç parçasına dönüştürüyor. Bazen de zaten güçlü olabilecek bir duyguyla aramıza gereksiz bir mesafe koyuyor.

İlk Teklilerin Yanılgısı

Albümle ilgili en büyük rahatlamam, “Going Shopping”in gerçekten de albümün en zayıf şarkısı olduğunu anlamak oldu.

Şarkının kapitalizm, tüketim kültürü ve dünyayı durmadan yeni ürünlere dönüştürme alışkanlığımız hakkında söyleyecekleri var. Casablancas sahip olduklarımızı kaybetme korkusuyla dayanışma arasındaki çelişkiye dokunsa da güçlü fikirler her zaman güçlü şarkılara dönüşmüyor.

“Going Shopping”in temel sorunu vokal efektleri ya da politik içeriği değil. Şarkı yeterince iz bırakmıyor. The Strokes’un müziğini değerli kılan, dinlerken çok kolaymış gibi gelen melodik güç burada eksik kalıyor.

“Falling Out of Love” da benzer bir belirsizlik taşıyor. Casablancas’ın alçak ve konuşmaya yakın vokali ilk anda ilgi çekse de şarkı albümün daha iyi parçalarındaki hareketi yakalayamıyor. Buradaki efektler duyguyu büyütmek yerine onu biraz daha uzağa taşıyor.

Neyse ki Reality Awaits ilk teklilerin düşündürdüğünden çok daha keyifli bir albüm.

Fazla Sert Bir Başlangıç

Albüm “Psycho Shit” ile açılıyor. İsminin de ima ettiği gibi sakin bir giriş değil bu. Parça daha ilk saniyelerden itibaren sert gitarlar, bozulmuş vokaller ve politik bir öfkeyle dinleyicinin üzerine geliyor.

Casablancas’ın savaş, şiddet ve kurumsal güç çağrışımları taşıyan sözleri şarkının ağırlığını daha da artırıyor. Fakat “Psycho Shit” tek bir fikir etrafında gelişmek yerine birkaç ayrı fikri aynı anda taşımaya çalışıyor. Sonuçta parça, albümün geri kalanına açılan ideal bir kapıdan çok içeride bizi bekleyen karmaşanın habercisine dönüşüyor.

Ardından gelen “Dine N’Dash” ise albümün dengesini hemen değiştiriyor.

Casablancas’ın sesi bu kez efektlerin altında kaybolmuyor. Mırıldanma, konuşma ve şarkı söyleme arasında doğal biçimde dolaşıyor. The Strokes’un en iyi parçalarında bulunan çelişki de burada yeniden ortaya çıkıyor. Her şey gelişigüzel yapılmış gibi duyuluyor ama hiçbir şey gerçekten gelişigüzel değil.

The Strokes’u dinlemeyi hâlâ bu kadar eğlenceli kılan şeylerden biri de bu.

Tuhaflığın Gerçekten İşe Yaradığı Anlar

Reality Awaits hakkındaki tartışmalar büyük ölçüde Casablancas’ın vokalleri etrafında dönse de albümün asıl keyfi gitarlarında saklı.

“Lonely in the Future”da Casablancas günümüzün tamamen çevrimiçi yaşayan kuşağına, popüler kültüre ve müzik eleştirmenlerine sataşıyor. Sözler isimlerle ve referanslarla biraz fazla dolu. Yine de şarkı o kadar hızlı ve akıcı ilerliyor ki bütün bu göndermeler parçayı aşağı çekemiyor.

Üstelik Auto-Tune burada gerçekten çalışıyor. Şarkının yapay, parlak ve geleceğe dönük atmosferinin doğal bir parçasına dönüşüyor.

“Going to Babble On”, grubun hâlâ ne kadar rahat biçimde akılda kalıcı bir şarkı yazabildiğini gösteriyor. Modern hayatın hızı ve politik bıkkınlık üzerine kurulan parça, bütün bu ağırlığı şaşırtıcı derecede ferah bir müzikle taşıyor. Finalde gelen gitar solosu da albümün en doğrudan keyif veren anlarından biri.

“The Fruits of Conquest” ise albümün en oyunbaz anlarından biri. Casablancas’ın yarı konuşup yarı rap yaptığı performans başka bir parçada kolayca karikatürleşebilirdi. Burada ise şarkının kendinden emin tuhaflığıyla uyum sağlıyor.

“Liar’s Remorse” ve Doğru Türden Tuhaflık

Albümdeki favorim “Liar’s Remorse”.

Bunun nedeni parçanın Reality Awaits’in en kolay sevilen şarkısı olması değil. Tam tersine, albümün en karanlık ve garip parçalarından biri. Fakat The Strokes’un bu albümde ulaşmaya çalıştığı yeni dili en iyi kuran şarkı da o.

“Liar’s Remorse” sürekli şekil değiştiren, nereye gideceğini ilk dinleyişte kolayca çözemediğiniz bir parça. Şarkının ilerleyen bölümlerinde duyduğumuz sesler tanıdık bir The Strokes şarkısının sınırlarından çıkıyor; finalde ise neredeyse eski bir video oyunundan gelmiş gibi duran beklenmedik bir bölüm beliriyor.

Bütün bunlar kâğıt üzerinde birbirine ait değilmiş gibi görünebilir. Ama şarkının içinde bütünleşmiş.

“Liar’s Remorse” hiçbir noktasında yalnızca ne kadar tuhaf olduğunu göstermek için yazılmış gibi hissettirmiyor. Albümün bazı anlarında deneysel fikirler şarkıların üzerine sonradan eklenmiş gibi duruyor. Farklı olarak burada ise tuhaflık doğrudan şarkının kendisini oluşturuyor.

Bu, Is This It dönemindeki The Strokes’un yapacağı bir şarkı değil.

İyi ki de değil.

Kişisel Olanla Politik Plan Arasında

Reality Awaits’in sözleri kişisel yorgunluk ile politik huzursuzluk arasında gidip geliyor.

Casablancas’ın dünyayla ilgili söyleyecek çok şeyi olduğu belli. Kapitalizm, tüketim, yıkım, dijital kültür ve politik ilgisizlik albüm boyunca tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Ancak bu düşünceler düzenli bir anlatı hâlinde sunulmamış. Yarım cümlelerin ve anlaşılması güç göndermelerin içine dağıtılmış.

Bazen bu kapalılık albümün atmosferine çok iyi bir biçimde hizmet ediyor. Dünya giderek daha anlaşılmaz hâle gelirken Casablancas’ın sözlerinin de bu eksende ilerlemesi mantıklı. Başka parçalarda ise zaten yoğun olan şarkıları gereğinden fazla zorlaştırdığını görüyoruz.

“Going to Babble On” bu dengenin iyi kurulduğu parçalardan biri. Casablancas politik hayal kırıklığından söz ederken şarkı da durmadan konuşup hiçbir yere varamama hâlini taşıyor. Buna rağmen parça hiçbir zaman vaaz vermeye çalışmıyor. Müzik, söylemek istediği şeyin ağırlığı altında ezilmeden ilerliyor.

Huzursuzluk, Reality Awaits’in belirgin temalarından biri. Fakat Casablancas’ın düşünceleri her zaman net ya da tutarlı değil. Burada cevap vermekten çok kendisini rahatsız eden şeyleri arka arkaya sıralayan biri var karşımızda.

Açıkçası bu da gayet yeterli.

Albümü kapatan “Tyrants of the Mellow Moon” da bütün bu huzursuzluğu temiz bir sonuca bağlamaya çalışmıyor. Şarkı, albümün farklı yönlere çekilen fikirlerini çözmek yerine onları bir süre daha havada bırakıyor. Bu nedenle kusursuz bir final hissi yaratmıyor; fakat Reality Awaits gibi kendi kararsızlığını özünün bir parçasına dönüştüren bu albüm için uygun bir kapanış sunuyor.

Reality Awaits Nerede Duruyor?

Bir albümün görevi kendisinden önce gelen albümün daha iyi bir versiyonu olmak değil.

Reality Awaits’i dinlerken The New Abnormal’ı neden bu kadar sevdiğimi yeniden hatırladım. O albüm daha bütünlüklü, daha duygusal ve kendi dünyasını kurmak konusunda daha başarılıydı. Ve tabii ki hâlâ benim favorim. Fakat bu durum yeni albümü onun başarısız bir devamı hâline getirmiyor.

The Strokes altı yıl önce olduğu yerde kalmadı. Casablancas’ın vokale, şarkı yazımına ve dünyaya yaklaşımı değişti. Grubun geri kalanı da bu değişimin çevresinde yeni bir denge kurdu.

Ortaya her zaman açıp dinlemek isteyeceğiniz bir albüm çıkmamış. Hatta Reality Awaits’in en belirgin özelliği bu dengesizliği olabilir. Bir şarkıda deneysel fikirler grubu ileri taşırken hemen sonraki parçada aynı heves şarkının önüne geçebiliyor.

Yine de Reality Awaits, The Strokes diskografisinde merak uyandıran bir yer edinecek diyebilirim. Grubun bildiği formülleri tamamen bırakmadan onları bozduğu, sesini değiştirdiği ve zaman zaman gereğinden fazla ileri gittiği bir albüm.

Güzel, farklı ve yer yer gerçekten etkileyici.

The Strokes’un en iyi albümü değil. Muhtemelen en kolay sevilecek albümü de olmayacak. Ama 25 yıl sonra hâlâ yeni bir The Strokes albümünün nasıl duyulacağı konusunda kesin bir cevabımızın olmaması da değerli.

Tags: , , , , , ,

İlginizi Çekebilir

Jakuzi konser notları | “Bu konser bizi bir hafta daha yaşatacak.”

Yazar

BBI Merch

Bize Katıl!