Paul Thomas Anderson, sinemada müzik kullanımının en başarılı örneklerini veren bir yönetmen. Onun müziğe ve özellikle indie müziğe yaklaşımını inceliyoruz.
Paul Thomas Anderson filmlerinde müzik, PTA sinemasının en etkileyici ve özgün özelliklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Anderson; filmlerinin atmosferini, karakterlerinin ruh hallerini ve hikayenin gidişatını müzikle yansıtıyor. Öyle ki, bazen müzik filmin başrolüne bile geçebiliyor. Anderson’ın filmlerinde müzik kullanımını incelemek için üç ana kategoriye ayırabiliriz: Klasik müzik (yani düz soundtrack dediklerimiz), popüler müzik (bildiğimiz, duyduğumuz) ve orijinal müzik (işte bizi daha çok ilgilendiren bu kısım; indie müzik).
Paul Thomas Anderson filmlerinde Klasik müzik tınıları
Klasik müzik, Anderson’ın filmlerinde sıklıkla duyduğumuz bir tür. Özellikle There Will Be Blood (2007) ve The Master (2012) filmlerinde klasik müzik öne çıkar. Bu filmlerde genelde birlikte çalıştığı besteci ise Radiohead‘in baş gitaristi Jonny Greenwood‘dur. Greenwood, Radiohead grubunun gitaristi olmasının yanı sıra, bildiğiniz üzere deneysel ve avangart bir bestecidir. Anderson’ın filmlerine uygun bir şekilde, klasik müziği gerginlik, kaos ve çatışma yaratmak için kullanır. Örneğin, There Will Be Blood’da Daniel Plainview‘un petrol kuyusunu ateşe verdiği sahnede çalan müzik, Greenwood’un Popcorn Superhet Receiver adlı eseridir. Bu parça, radyo dalgalarının karışmasından ilham alınarak yazıldı ve Plainview’un içindeki şiddet ve açgözlülüğü yansıtarak çarpıcı bir etki yaratıyor.
Popüler müziğin başrole geçtiği filmler
Popüler müzik, Anderson’ın filmlerinde karakterlerin zamanına ve kültürüne uygun olarak seçilir. Özellikle Boogie Nights (1997) ve Inherent Vice (2014) filmlerinde popüler müziğin önemli bir rolü var. Bu filmler, 1970’lerin ve 1980’lerin Amerika’sını anlatır ve o dönemin ruhunu yakalamak için o dönemin hit şarkılarını kullanır. Örneğin, Boogie Nights’da Dirk Diggler‘ın porno yıldızı olma hayalini kurduğu sahnede çalan şarkı, The Emotions‘un Best of My Love adlı şarkısıdır. Bu şarkı, Dirk’ün naif ve iyimser karakterini vurgular. Inherent Vice’da ise Larry “Doc” Sportello‘nun uyuşturucu dolu maceralarını izlerken duyduğumuz şarkılar, 1970’lerin rock, soul ve psikedelik müziğinden oluşur. Bu şarkılar, Doc’un karışık ve komik dünyasını renklendirir.
Ve filme özel hazırlanan orijinal müzikler
Orijinal müzik, Anderson’ın filmlerinde sadece o film için yazılmış olan müziktir. Bu tür müzik genellikle karakterlerin duygularını veya filmin temasını yansıtır. Örneğin, Magnolia (1999) filminde kullandığı orijinal müziklerden biri, Aimee Mann‘ın Wise Up adlı şarkısıdır. Bu şarkı, filmdeki farklı karakterlerin hayatlarındaki sorunlarla yüzleşmelerini anlatıyor. Şarkının sözleri ve melodisi, karakterlerin umutsuzluk ve pişmanlık duygularını ifade ediyor. Şarkı aynı zamanda filmdeki bir mucizeyi de önceden haber verir nitelikte: Filmdeki tüm karakterler birden bu şarkıyı söylemeye başlarlar. Bu sahne hem gerçeküstü hem de dokunaklıdır. Bir diğer örnek ise Punch-Drunk Love (2002) filminde kullandığı Jon Brion‘un He Needs Me adlı şarkısı. Bu parça aslında Shelley Duvall’ın seslendirdiği Popeye (1980) filminden alınmıştır ama Anderson bunu yeni bir bağlamda kullanır. Şarkı Barry Egan‘ın Lena Leonard‘a aşık olduğu sahnede çalar ve Barry’nin yalnızlık ve sevgisizlikten kurtulduğunu gösterir. PTA’in diğer Radiohead ortaklıklarına baktığımızda kendisinin aynı zamanda Thom Yorke’un albümüyle aynı ismi taşıyan filmi Anima’ya da yönetmenlik yaptığı görülür. Kendisi bununla kalmaz ve HAIM, Aimee Mann, eski sevgilisi Fiona Apple gibi bildiğimiz birçok sanatçının müzik videolarının yönetmenliğini de üstlenir.
Paul Thomas Anderson‘ın filmlerinde müzik kullanımı, onun sinemasal dehasının bir göstergesidir. Anderson, müziği sadece arka planda değil, ön planda da kullanarak filmlerine derinlik ve güç katar. Kendisi zaten müzikle bu kadar iç içe olabildiği için sinema ve müzikseverleri daha da içine çeker. Anderson’ın filmleriyle müziği arasındaki uyum ise izleyiciyi büyüler.












