Cinsel Taciz, Şiddet ve Manipülasyon: Sahne Arkasında Neler Dönüyor?

İnceleme

Ne güzel şey sevdiğimiz sanatçıların albümlerini iple çekmek, konser sıralarında birkaç dakika sonra dinleyeceğimiz şarkıların hayaliyle elimizde biramız, kapı açılışlarını beklemek. Zor bir günün ardından yatağımıza uzanıp hep elimizin gittiği o albüme uzanmak, geceye kendimizi bırakmak ve sevdiğimiz şarkıların 4-5 dakikası içine dünyaları sığdırmak… Müzik ile haşır neşirsen misal, bu duygu yüklü anlatı sana tanıdık geldi bile. Sen de mutlaka One Love Festivali‘nin girişinde veya Arctic Monkeys’i izlemek için gittiğin Rock’n’Coke festivalinin avlusunda buna benzer duygular yaşadın, unutmamak için gördüğün ve duyduğun her şeyi aklının bir köşesine kazıdın.

Ne kadar müzik ile iç içe olsak ve konserden konsere koşsak da, işin ışıltılı olmayan, kapalı perdeler arkasında kalan kısmı çoğu zaman gözümüzden uzaktaki sahne arkalarında ve kayıt stüdyolarının içinde yaşanıyor. Müzik camiasındaki manipülatif davranışın, çoktan etiğe dair tüm değerlerini kaybetmiş büyük şirketler ile sınırlı kaldığını zannederken olayın yaygınlığı bu yaz patlak veren Burger Records skandalı ile farkettim. Biz kimi dinliyoruz? Verilecek cevap “İki kere Glastonbury’i açmış grup” veya “Şehrimdeki en çok dinlemeyi yakalamış sanatçı” ile kalmıyor. Ne yazık ki an itibarıyla müzik sektöründe dinleyicelerin ve sanatçıların müziğe olan adanmışlığının sömürülmesi üzerine işleyen bir düzenek mevcut.

Indie müzik sahnesinin yeni yeni popülarite kazanmaya başladığı 90’lı yılların başında, Riot Grrrls ile tanıştık. Riot Grrrls, erkek egemen punk sahnesinde kadınların da eşit şekilde yer alması gerektiğini savunan, konserlerde kadınlar için güvenli bir alan yaratmayı hedefleyen bir akımdı. Akımın kurucuları olan hayranlar ve sanatçılar, gittikleri konserlerde müzisyenler tarafından sayısız kez cinsel şiddete uğradıktan sonra haklarını savunmak için fanzinler çıkarıp diğer kadınları, müzisyen sıfatı altındaki tacizciler hakkında uyardılar. Ne yazık ki 30 yıl önceki problemler, günümüzdeki problemler ile aynı, pek de büyük bir gelişme kat edememişiz.

20 Temmuz 2020’de, The Regrettes’in solist Lydia Night, Instagram üzerinden SWMRS grubun gitaristi Joey Armstrong’un (Green Day’den tanıdığımız Billie Joe Armstrong’un oğlu) kendisine yıllar boyunca cinsel manipülasyon uyguladığını anlattığı bir gönderi paylaşıyor. Paylaştığı gönderide Joey’nin ilişkileri boyunca kendisini yapmak istemediği cinsel aktivitelere zorladığını tüm detaylarıyla anlatarak SWMRS grubunun feminizm’i destekleyen imajının ne kadar sahte olduğunu anlatıyor. (Lydia’nın gönderisi: https://www.instagram.com/p/CC4EzRqsU7U)

Bu esnada Lydia’nın 16 yaşında olup, Joey’nin 22 yaşında oluşu ve Joey’in ilişkilerini saklaması için Lydia’yı sürekli olarak zorlaması işleri olduğundan daha da çirkin bir boyuta taşıyor, olayın kendisi yeterince çirkin olmak için yeterli değilmiş gibi… Los Angeles müzik sahnesinin en önemli isimlerinden biri olan SWMRS hakkında yapılan bu suçlamadan sonra, bağlı oldukları Burger Records ilk büyük darbesini yiyor ve şirketin kapanmasına gün be gün yaklaşılıyor. Joey Armstrong skandalından sonra cinsel tacize uğrayan hayranlar ve çalışanlar kendi hikayelerini anlatmaya başlıyorlar. Şirkete bağlı olan The Buttertones, The Frights, The Growlers, ve Cosmonauts cinsel taciz suçlamalarının göbeğindeki gruplar oluyor.

The Growlers grubunun solisti Brooks Nielsen 31 Temmuz’da Instagram üzerinden bir açıklama yaparak hayranlarından özür diliyor. “Kendi davranışlarım ve grup üyelerimin davranışları için özür diliyorum. Zarar verdiğim, konserlerimizde güvende olduğunu hissettirmediğim her davranışın sorumluluğunu üstleniyorum” Ne ilginçtir ki tacize uğrayan insanlar olayın yükünü yıllarca üzerlerinden atamazken, müzisyenler Instagram’daki birkaç satırlık özür yazıları ile iki haftaya affedilmeyi bekleyebiliyor. Eğer şanslılarsa, ki çoğu zaman öyle oluyorlar, olay bir aya kalmadan unutuluyor ve gruplar konser planlarına kaldığı yerden devam edebiliyor.

Bu olayların üzerine, “strateji değişikliği yapıp sıfır tolerans politikası” ile devam edeceğini açıklayan Burger Records, bu açıklamadan dört gün sonra tamamen kapandığını halka açıklıyor. Şirkette çalışanlara uygulanan sayısız taciz ve şirkete bağlı gruplarının neredeyse yarısının cinsel şiddetle suçlanması Burger Records’ın müzik politikaları dahilinde tacizi ne kadar normalleştirdiğini gözler önüne sunuyor. Instagram’da Lured By Burger Records isimli hesap, şirketin aktif olduğu süreç boyunca zarar gören insanları desteklemeye adanmış hesaplardan yalnızca birisi: https://www.instagram.com/lured_by_burger_records/

Bir diğer mide bulandırıcı haber ise Bir Baba Indie’de bir süredir kendisinden epeyce bahsettiğimiz Phoebe Bridgers’ın şarkıcı ve söz yazarı Ryan Adams tarafından maruz bırakıldıkları. Phoebe, The New York Times’ın Ryan Adams’ın uyguladığı cinsel tacizler hakkında röportaj yaptığı kadınlardan biriydi. Anlattıklarına göre Ryan, Phoebe’ye 2014 yılında ulaşarak ona müziği hakkında yol göstermek istediğini söylüyor. Profesyonel ilişkileri kısa süre sonra romantik bir ilişkiye dönüşüyor ve birkaç hafta içinde duygusal manipülasyon da başlıyor. 2017 yılında Ryan Phoebe’nin kendi otel odasına bir şey getirmesini istemesi üzerine, Phoebe odaya girince onu çıplak karşılıyor ve kendini onun üzerine zorluyor. Phoebe Ryan’dan ayrıldıktan sonra Adams profesyonel desteğini tamamen geri çekiyor.

“Ryan’la tanıştığımda 20 yaşındaydım ve müzik dünyasında kimseyi tanımıyordum. Ne zaman farklı müzisyenler ve yapımcılarda tanışmaya başladım, Ryan’ın boktan bir insan olduğunu ve bu davranışların normal olmadığını farkettim. Popüler bir beyaz müzisyen olarak bu kadar açık şekilde bu konuyu konuşabildiğim için çok şanslıyım, arkamda anlattıklarımı doğrulamak için sürekli çalışan gazeteciler mevcut. Ryan’ın çevresindeki herkes bana yapılanı biliyordu fakat kimse kılını kıpırdatmadı. Onun içinde bulunduğu network’ün de sorumlu tutulması gerekiyor.” diyor Bridgers.

Müziğin, üzerinden en çok kazanç getirdiği kısım hayranlar ve dinleyiciler. Müziği aktif bir şekilde takip eden bireyler olarak, sistemin nasıl çalıştığını, kimin salak yerine konduğunu bilmek ve buna karşı ses çıkarmak zorundayız. Kendimize birkaç soru sorarak başlamakta fayda var. Gittiğim konserlerde güvende hissediyor muyum? Takip ettiğim müzisyenler hakkında henüz kanıtlanmış ya da kanıtlanmamış, herhangi bir suçlama duydum mu? Menajerler ve plak şirketleri takip ettiğim müzisyenlerin üzerinde nasıl bir güce sahip?

Bu soruları tükettiğimiz müziğin kaynağına yöneltirsek farkındalık sahibi bir dinleyici olarak 60’lı yaşlarındaki kel beyaz erkeklerin egemen olduğu ve cinsel şiddetin normalize edildiği müzik hegomanyasının yeni baştan inşa edilmesine katkımız olmuş olur. Yazımı Bikini Kill’in 1991 yılında çıkardığı fanzinlerindeki Riot Grrrl manifestosu ile bitirmek istiyorum:

“No we are not paranoid, no we are not man-haters, no we don’t worry to much, no we’re not taking it too seriously.”

Tags: , , , , , , , , ,

İlginizi Çekebilir

Sinéad O’Connor, “Rememberings” isimli bir anı kitabı yayınlayacak
2024 Paris Olimpiyatları’nda artık “break dans” da olacak!

Yazar

BBI Merch

Bize Katıl!