İstanbul’un Gürültüsü Yetmediyse Bir De Swans’ı Deneyin

by • 15 Mayıs 2017 • HaberlerComments (0)349

2013 ve 2015 yıllarında 2 kez Salon İKSV sahnesine konuk olan New Yorklu deneysel rock topluluğu Swans bu sefer Zorlu PSM sahnesinde vereceği konser için 16 Mayıs’ta İstanbul’a bir kez daha uğruyor. 1997 yılında dağılmaları ardından grubun kurucusu ve beyni Michael Gira ekseninde yeni bir kadro ile 2010’da tekrar doğan ekip bu dönem sonrasında ortaya çıkardıkları The Seer, To Be Kind ve The Glowing Man gibi başyapıt niteliğindeki muazzam albümleriyle kült statüsüne erişmiş durumda kanımca. Sahnede olduğu zamanlarda ise dinleyiciye sadece işitsel bir performans sunmak yerine oldukça yüksek desibellere çıkarak icra ettikleri bol tekrara dayalı uzun ve hipnotik parçalarıyla seyirciye çok boyutlu, zaman zaman zorlayıcı bir “deneyim” vadediyor Swans.

Küçük yaşlarında babasının mesleği ve ailevi meseleler yüzünden İstanbul da dahil olmak üzere Avrupa’nın çeşitli ülkelerine sürüklenip buralarda yaşamak zorunda kalan, bu yolculuk sırasında uyuşturucu mevzusundan İsrail’de bir süre hapis yatan ve sonrasında neredeyse her gün sokaklarında birilerinin silahla vurulduğuna şahit olduğu New York’un kenar bir mahallesine geri dönen Michael Gira’dan her kulağa hitap eden ya da hayatın güzelliklerini anlatan bir müzik duymak oldukça saf bir beklenti olurdu. New York’a döndüğünde kendini aynı zamanda dönemin en karanlık ve çizgi dışında kalan akımı no wave’e kaptıran Gira özellikle aynı dönemden benzer müzikal bakış açısına sahip Suicide ve Theoretical Girls gibi yerel sahnenin diğer gruplarından aldığı ilhamla 1982 yılında Swans’ı kurdu.

70’lerin ortalarında Amerika ve İngiltere’de müzik sektöründeki dinamiklere, özellikle üretim-dağıtım mekanizması içerisinde işleyen çarka önemli derecede etkisi bulunan büyük plak/dağıtım şirketlerine tam anlamıyla bir başkaldırı olarak tohumları atılan punk kültürü müthiş bir hızla dünyaya yayılırken, olayın beşiği New York’un yeraltı sahnesi no wave hareketi ile punk rock müziği daha da anarşist ve sert bir noktaya taşıyordu. Swans, kurulduktan sonra hemen ertesi sene yayımladıkları ilk albümleri Filth ve sonrasından gelen Cop ile temeline deneyselliği oturttukları no wave hareketinin etkisi altında rock müziğin kulağa hoş gelmesi muhtemel tüm sıradan kalıplarını yıkarcasına son derece tüyler ürperten bol gürültülü şarkılarla işe koyuldu. Sonraki yıllarda-özellikle grubun en sadık ikinci elemanı olarak gösterilebilecek Jarboe’nun ekibe zaman zaman vokal ve klavyeleriyle dahil olmasıyla- müzikal açıdan sürekli olarak doğal bir dönüşüm içerisinde oldular. Zamanla hafifleyen sound’u, aydınlığa dönen atmosferi ve Gira’nın sakinleşen sesiyle deneysel rock müziğin neredeyse tüm alt-türlerinde üretim yapan Swans her albümüyle bu tarzın sınırlarını zorladı. Sıradan bir alternatif rock grubunun yaptığı müzikten sıkılması ya da materyal yetersizliği sebebiyle oldukça yapay şekilde tarz değişikliğine gitmesinden ziyade Swans için değişim ve dönüşüm onların müziğinin en doğal parçası oldu. Bu dönüşüm boyunca grup standart ve kulağın alışık olduğu tüm rock kalıplarından sıyrılarak noise, endüstriyel rock, post-punk, folk-rock, ambient gibi türler arasında serbestçe gezinerek sıradışı albümler kaydetti. Michael Gira’nın 1996’da Swans’ı 14 senelik bir sessizliğe gömmesi ardından 2010’da grubu tamamen yeni bir kadro ve daha zengin enstrümanlarla yeniden kurarak bu sefer post-rock ve dakikalarca uzayıp giden drone temelleri üzerine büyük ses yığınlarını dizdiği daha farklı bir yola saptı.

Swans’ın canlı performansları ise ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu. Ekibi geçtiğimiz Kasım ayında Hollanda’nın Utrecht kentinde bağımsız ve deneysel müziği öne çıkaran festivali Le Guess Who?’da dinlediğimde özellikle Gira ve ekibinin sahne performansı oldukça sıra dışı ve etkileyiciydi. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki Swans parçalarını çaldığı salonu ciddi anlamda yerle yeksan edecekmişçesine yüksek ses seviyelerinde icra ediyor. Salonun içini dolduran gürültü iç organlarda hissedilebilecek ve insanı hareketsiz bırakabilecek kadar etkili olabiliyor zaman zaman. Festival ekibinin herhangi bir fiziksel rahatsızlığa karşı isteyen seyircilere kulaklık dağıtmış olması dahi salonun çeyreğine yakın bir kısmını ilk yarım saat içerisinde konser alanında tutmaya yetmediğine şahit olduğumu da belirtmem gerekir; fakat İstanbul konserinin Zorlu PSM’nin büyük salonunda olduğunu düşünürsek içeride bu sefer daha dengeli bir ses olacağını tahmin ediyorum ki bu birçok dinleyici için konser keyfini artıracaktır.

(Le Guess Who! 2016, Utrecht)

Le Guess Who? sahnesinde 2010 yılı sonrasında yayımladıkları epik üçlemeleri The Seer, To Be Kind ve serinin finali The Glowing Man’den parçalar icra eden ekip sahnede post-rock ve drone temelleri üzerine devasa ses duvarları inşa ediyor. Gitarlar, davullar, vibrafon, çanlar, gonglar ve çeşitli üflemeliler eşliğinde bu devasa duvarı meydana getiren her bir ses katmanı sırasıyla birbiri üzerine eklenerek şarkılar içerisinde dakikalarca tekrarlanıyor. Alışılmadık derecede uzun sürebilen parçalar dingin melodilerden kaosa doğru evrilirken gerilim katsayısı her geçen dakika artıyor. Sadece işitsel değil aynı zamanda sinematik bir deneyim sunmak istediğini belirten Michael Gira estetik açıdan da insanı konfor alanının dışına itiyor. Ortaya çıkan seslerin kulağa nasıl geldiği ya da sesler arasında belirli bir uyum ya da düzenin mevcut olup olmaması gibi kaygıları bir kenara bırakan Swans’ın asıl derdi dinleyiciyi çoğu zaman bolca gürültüden oluşan büyük bir ses yığınının içerisine bırakmak. Seslerin en yoğun ve gürültülü olduğu noktalarda ise bir kara deliğe dönüşen müzik insanın bu ses yığını içerisinden kolayca çıkmasına ise pek müsaade etmiyor.

Son zamanlarda ülke ahvali yüzünden deliye dönen, bunalan, şöyle ağır bir tokatla uyanıp kendine gelmek isteyen herkesin 16 Mayıs akşamı yolunu Zorlu PSM’ye düşürmesini tavsiye ederim. Özellikle son bir senedir yabancı müzisyen ve grup kıtlığının artık fazlaca hissedilmeye başlandığı memlekette Swans gibi sahnede her şeyini verircesine muazzam bir enerjiyle çalan grupların değerini bilmek gerekli. Ayrıca PSM’deki büyük sahnenin ses kalitesinin de Swans deneyimine önemli katkısı olacağını düşünüyorum. Es geçileceğini sanmıyorum ama yine de son bir nokta olarak eklemekte fayda var. Müzikle ilgili olsun olmasın herhangi bir konu üzerinde bile müthiş kafa açıcı farklı fikirlere sahip Michael Gira ile yapılacak kapsamlı bir röportaj Gira’yı Türk müzikseverlere daha yakından tanıtmak konusunda çok faydalı olabilir.

Göksu Çiloğlu

Pin It

İlgili İçerikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Anti-Spam Quiz:

wordpress