Neden belirli müzik tarzlarından hoşlanıyoruz?

by • 15 Şubat 2017 • Gönül İşiComments (0)713

Toplumun geneline baktığımızda insanların neredeyse tamamı öyle ya da böyle müzik dinliyor. Fakat müzik üzerine düşünenleri oranladığınızda çok düşük bir rakama tekabül edeceğini siz de tahmin ediyorsunuzdur. Ama bazımız da var ki; “Bunu nasıl yapmışlar?” , “Bu neden böyle?” gibi bir çok soruyu sorup, karşılığında yanıt arıyor. Bu sorgulayan ekipten bazıları da muhtemelen “Neden belirli bir tarzdaki müziklerden hoşlanıyorum ki?” sorusunu kendine sormuştur. Ben de sordum, hatta üzerine çok düşündüm ve birazcık da araştırınca aslında hepimizin az çok farkında olduğu sebepler ile karşılaştım.

Beni en çok rahatsız eden konu, bayıldığım bir parçayı başkasının “Abi çok kötü yeaa” demesiydi. Kuşkusuz burada müthiş bir zevkler – renkler ayrımı var ve çoğu kişi bunun farkında bile olmadan gerçekten o şarkının kötü olduğunu düşünüyor. Bakın özellikle belirtmek istiyorum. “Bana hitap etmiyor.” gibi bir şey değil. Aksine “Bu şarkı kötü.” diye düşünüyoruz. Peki bu denli ukala olmamızın sebebi nedir? Üzerinde haftalarca uğraşılan tek bir parça için, aylarca uğraşılan bir albüm için hiçbir sebep göstermeksizin 30 saniye içerisinde kötü diyebilmemizin sebebi nedir?

Duruma bilimsel açıdan yaklaşmakta fayda var. Öncelikle bir şarkıyı o an sevip sevmemenizdeki etkenlerden biri, hepinizin de bildiği gibi anlık ruh halleri. O an mutluysanız melankolik veya romantik şarkılar saçma geliyor, mutsuzsanız hareketli şarkılara katlanamıyorsunuz. Bunu hepinizin şimdiye kadar fark etmiş olduğunu farz ediyor ve kısa kesiyorum.

Asıl önemli nokta ise; geçmişte biriktirdiğiniz beyninizdeki ses arşiviniz! Bu arşive henüz anne karnındayken başladınız ve şu anda dünyadaki çok büyük bir çoğunluğun elektronik, dijital seslere bu kadar kolay alışabilmesinin sebebi anne karnındaki sesler. Hayal edebiliyor musunuz suyun içerisindeyken ve daha da önemlisi bir insanın vücudunun içerisindeyken nasıl sesler duyarsınız? Gluk gluk, whooaa, fsssss, poffff gibi dubstep benzeri sesler duymanız, sizi gelecekte duyacaklarınız için hazırlar. Arkadaşınız size elektronik tabanlı bir şarkı önerdiğinde beyniniz arşive bir göz atar ve eşleme işlemini başlatır. Arşivinizde ne kadar fazla eşleşme varsa o şarkıyı beğenme olasılığınız da o kadar yüksektir. Dolayısıyla bir jazz müziği, black metal parçasını veya ücra köşelerde kalmış uzak olduğunuz tarzları yargılamadan ve “Çok kötü.” demeden önce iki kere düşünün.

Peki yeni tarzları nasıl seviyoruz? “Ben hayatım boyunca hep aynı tarzları dinlemedim ki! Bana güzel gelen her şeyi dinliyorum!” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, ben de kulağıma güzel gelen her şeyi dinliyorum. Peki yeni bir müzik kulağımıza neden güzel geliyor? 

Burada da işin psikolojik boyutu devreye giriyor. Eğer zeki ve kültürlü gözükmek istiyorsanız (ki bunu kendinize bile itiraf etmiyor olabilirsiniz) genel olarak klasik müzik ve jazz dinlemeye meyilli oluyorsunuz. Haliyle zaten kendi kendinizi o tarzı öğrenmek, arşivinizi genişletmek için zorluyor ve önünü açıyorsunuz. Aradan belli bir “Alla alla, çok da güzel değil aslında ama gideri var sanki” dönemi geçtikten sonra arşivinizi başarıyla tamamlıyorsunuz ve nerede güzel bir klasik müzik bestesi duysanız “İşte bu muazzam.” bakışlarınızla zekiliğinize zekilik katabiliyorsunuz. Aynı şekilde içten içe asi görünmek istiyorsanız rap veya rock, sert biri olarak gözükmek istiyorsanız heavy metal dinlemeniz oldukça mümkün. Tabii ki burada oldukça kısıtlı örnek verdiğim için genelleme yapıyormuşum gibi gözüküyor ancak bu şartlar farklılaştırılabilir, genişletilebilir.

Tabii bu oldukça geniş parametreleri içeren bir konu olduğu için “Bu tarzda müziği ilk duyduğumda sevmiştim.” savunması da yersiz olacaktır. Çünkü içerisindeki bir enstrumanı, bir nota yürüşünü ve daha bir çok şeyi kendinize yakın bulabilir, arşivinizde eşleştirmeler yapabilirsiniz.

Son olarak toparlamak gerekirse tekrar etmek istiyorum ki üzerinde haftalarca/aylarca uğraşılan ve yoğun emek gerektiren işleri kestirip atmayın. Tabii ki hepimizin yeni bir müzik tarzına zaman ayırıp günlerini onu anlamaya çalışacak kadar zamanı yok. Ama bu, o kadar emeği 30 saniyelik dinlemeyle çöpe atmanızı, üzerine toprak örtmenizi, sosyal medyada sanki müzisyenler sizin kölenizmiş gibi “Bu ne biçim müzik ulan!” diye sebep bile göstermeksizin saldırmanızı gerektirmez. Bu da üzerine bir bu kadar daha konuşulabilecek bir konu olduğu için yarıda bırakıyor, başka yazılara saklıyorum.

Kaynak ve İleri Okuma:

The Psychology of Musical Preferences

Why do we have different tastes in music?

Pin It

İlgili İçerikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Anti-Spam Quiz:

wordpress